Mükellef ; Yıl:38 Sayı: 376 ŞUBAT 2018 


İSTANBUL YMM ODASI 22 Şubat 2018 TARİHLİ PANELİNDE 
GÜNÜMÜZ EKONOMİSİNİN geleceğe YANSIMALARI VE GEÇMİŞ GEREKÇELERİ ile MASAYA KONDU

Salonun dolup taştığı İYMMO panelinin oturumunu yöneten Oda başkanı Vehbi KARABIYIK birçok meslektaşımızın hocalığını yapmış Profesör dr. Asaf Savaş AKAD hocamız, Aynı zamanda meslektaşımız kamu nun çok tanıdığı Dr. Ahmet Mahfi EĞİLMEZ ve TİCARET ÜNİVERSİTESİ Rektörü iştişare kurulumuzun fikirlerinden yararlandığı geçmiş dönem devlet bakanlarımızdan Prof. Dr. Nazım EKREN hoca ile Günümüz Türkiye Ekonomisini konuşacağız görüyorum ki salon dolmuş hepimizin ihtiyacı var bunları konuşmaya açıklamalarını yaparak, Nazım EKREN hocanın önermesi ile 2017 yılında başlatıkları İTO  üniversitesi ve İYMMO işbirliği ile hazırlanan İYMMO Beklenti Endeksine katkı sunan üniversiteden Doç. Elçin hocaya ve oda üyesi Doç. Hakan TAŞTAN ile Atilla hocaya emeği geçenlere teşekkür  edip ilk sözü  Prof. Asaf Savaş AKAD, verdi

Prof..Dr. A.SAVAŞ AKAD 2000 lerdeki mali disiplin anlayışının yenileceğine dair işaretler var  !!! Ancak ..dolar yıl sonu..
Dr. YMM Ahmet Mahfi EĞİLMEZ En önemli sorun gelir dağılımındaki adaletsizlikte ilk 5 ülkeden biri olmaktan kurutulamaktır..!!!
Prof. Dr. Nazım EKREN sizlerin verileri önemli olduğu için  İYMMO beklenti anketi ismini verdik. Sonunda en önemli gördüğünüz ekonomik sorunu gerekçelerinizle açıklamanızda yarar görüyorum... (devamı)

Prof.Dr. Asaf Savaş Akat
 Türkiye ekonomisinin 10 yıldır büyüdüğünü bu esnada küçümsenmeyecek siyası ve ekonomik kazalar geldiğini ve ekonomiyi etkileyen 1- kontrol altına alınmayan bir dış açık olduğundan bahsetti.2- 1970 lerden beri Enflasyonun Türkiye ekonomisi etkilediğinin ve dünya ortalamasının çok üstünde olduğunu kolay kolay kurtulamayacağımızı 3- Kamu Maliyesi yönünden 2000 yılının sonrasında bir disiplin anlayışı vardı. Son dönemlerde mali disiplinin yenileneceğine dair işaretlerin gelmeye başladığını, kamu maliyesi ile ilgili belirsizliklerin tereddütlerin, Merkez Bankası’nın para politikaları ile ilgili iktisatçıların zor anladıkları faiz yükselir mi yükselmez mi gibi belirsizlik son derece önemli olduğunu söyledi.

AKAT 2017 yılı için beklenen büyüme %2-3 arasında idi. Türkiye ekonomisi düştüğü zaman çabuk tırmanıyor. Hükümetin de destek vereceği belliydi.Geçen seneki tahminler pek parlak çıkmadı.Enflasyon da beklentilerin üzerinde çıktı. Şu anda %7-7,5 tan bahsediliyor.Tahminlerde büyümeyi tutturmuş enflasyonu tutturamamışsa tahmin edilir bir yanlışlık vardır. Biz %3-4 büyüme % 9-9,5 enflasyon bekliyorduk. Türkiye ekonomisi açısından bir takım açmaz ve sıkıntıdan söz etmek lazım.

Önümüzde bir seçim var. Birincisi yol haritası olmayan bir seçim.İlk defa Türkiye bu yeni rejimde Dünya’da da başkası olmadığı için başka ülkelere de bakma imkanımız pek yok.Neyi seçeceğini dahi vatandaşın tam anladığına emin değilim. Seçilecek olanlar da biliyorlar mı neyin seçileceğini orada bir tek “Cumhurbaşkanı “ neyin seçildiği belli. Geçmiş seçimler itibariyle baktığınızda bir seçimden ötekine vatandaşın bireysel ve kamudan aldığı hizmet anlamında tüketiminde iyileşme vardı.Seçim başarısı için bunu 2019 da da tekrarlanması yani 2018-2019 da Türkiye ekonomisinin canlı olması, istihdam yaratması ve vatandaşın da bir şekilde bu büyümeden pay alması şeklinde olması gerek.

Dış açık, enflasyon gibi büyümeyi kısıtlayabilecek ikinci planda kalması önceliğin büyümeye verilmesi gerekiyor. Bu da iktisat politikaları üzerine ciddi bir takım kısıtlamalar getiriyor.İkinci bir genel kısıtlama daha var. Daha bağımsız bir dış politika daha fazla askeri güç kullanma vs.şeklinde özetleyeceğim gerek Avrupa Birliği ile gerek Nato ile daha sorunlu bulunduğu bölgenin yarattığı ekstra durumların getirdiği dış açık var.Bağımsız politika dünyaya kafa tutup daha sonra dünyaya dönüp bize bir elli milyar taze para vermeniz lazım dış açık için demek zor bir şey. Bu çerçevede dış açığın yavaş yavaş kapanması lazım.Geri kalan siyasi tercihlerde fazla bir kopukluk uyumsuzluk olmasın diye. Dış açık sorununu büyümeyi düşürerek çözemeyeceğinize göre İhracaatı artırmak ithalatı azaltmak üzere kurun yukarıya gidişine fazla da ses çıkarmamak lazım.

3)  Biraz pahalı şeyler. Yani biraz daha fazla askeri harcama lazım.Kamu harcamalarını askeri harcamaları artırınca alternatif vatandaşa götürdüğünüz hizmeti azaltmak.Bunu yaptığınızda vatandaşın takdir ve tasvip etmeme ihtimali var.  Vatandaşa götürdüğünüz hizmeti sabit tutmak ilave askeri harcamayı yapmak, vatandaştan vergi almak maalesef seçim zamanı vatandaş vergi artırımına sıcak bakmaz. Üçüncüsü hem vatandaşa hizmet götürmek hem daha fazla askeri harcama yapmak bunu için de daha fazla borç almak lazım. Bunda da mal istikrar ve mali piyasalar ortaya çıkıyor. Kolay optimizasyonu yapılır kısıtlamalar değil bunlar.Türkiye’de de iktisat politikalarında karar alma süreçlerinde kurumsal mekanizmalardan bireysel geçildiğini kararların önemli bir bölümünün yürütmenin başı tarafından alındığını görüyorsunuz. Bunun avantajı karar alma sürecini hızlandırır, dezavantajı yanlış karar alma ihtimalini arttırır. Bu hataların maliyetleri olabilir. Örneğin T.C. vatandaşları giderek daha fazla mevduatlarını dövize kaydırıyorlar. Bu 2002 öncesinde çok yaygındı. Vatandaş TL’nin değer kaybını tutmakta zorlanabileceği yönünde beklenti içinde.

Son ne olur?
AKAT Birincisi büyük kriz anlamında finansal çalkantı olur mu? İlke olarak T.C. vatandaşları bunu her sene beklerler. Türkiye ekonomisinin içinden böyle bir ihtimal görmüyorum. Siyasi süreçten kaynaklanan bir kriz anlamına kesinlikle hayır diyemem. Çok büyük sarsacak bir siyasi kriz mali koşullarda çok büyük bir çatlama olur. Onun dışında böyle bir durumun gözükmediğini düşünüyorum.

 O zaman geriye ekonomide geçen seneye kıyasla biraz yavaşlama büyüme hızı düşer ama kaça düşer? Son tahminler geldi var  % 4-5 arasında  Ben ise  %5 civarında büyür diye düşünüyorum.İç pazardaki büyümenin %5’i bulmayacağı pek az sektörün büyüme sağlayabileceğini daha çok dış pazara yönelik düşük değerli TL’ından yararlanan sektörlerin büyümesinin üretim artışını getireceğini büyümenin hissedilmeyeceğini düşünüyorum.Enflasyon üzerinde yukarı yönlü ciddi bir baskı oluşmayacağını %10’un altında olacağını düşünüyorum. Enflasyonu kadın berberi manikur pedikür göstergesinden izlerim. Nedeni de çok açık ithal girdileri çok azdır. Kurla bir alakaları yok.Zam yapıyorlarsa enflasyonist bir baskı vardır. Kur yukarı giderken zam yapmayı sevmiyorlar. TL 2 sı rekabetçi sayılabilecek bir kurda. İhracatçıların davranışları bunu gösteriyor. Bu kur onları destekliyor. Ekonomik anlamda TL’nin değer kaybetmesi için bir neden görünmüyor. Siyasi anlamda ise denge tarafından öbür tarafa gitmesi düşük değerlerden uzaklaşması ihtimali beliriyor. Bu koşullarda tahmin olarak sepet şu anda 4,20 lerde, ikinci yarısını 4,60 ta geçirirse yıl ortalaması 4.40 demektir. Bu da yıl sonu Dolar 4,20 Euro 5,15-5,20 demektir diye sözünü tamamladı.

 Dr A.Mahfi Eğilmez konuşmasında

 

YMM Dr A.Mahfi Eğilmez konuşmasında Dünya ekonomisinin Türkiye’yi çok etkilediğini küresel krize girildiğinden bu yana on yıl geçtiğini ancak toparlandığını, Amerika, Avrupa Japonya’nın bu toparlanmayı yaparken inanılmaz para saçtığına değindi. ABD Merkez Bankası’nın Hazinenin eskiden çıkardığı tahvilleri aldığını karşılığında piyasaya çok para verdiğini şimdi Amerika Merkez Bankası’nın verdiği likiditeyi yavaş yavaş topladığını Avrupa ve Japonya’nın aynı hızla toplamaya devam ettiğini belirtti.Ve sözlerine şöyle devam etti. Muhtemelen bu yılın sonunda Avrupa ve İngiltere’de yavaş yavaş kesecek, Japonya büyük bir ihtimalle biraz daha devam edecek.Parasal sıkılaştırma dönemine giriyoruz. Son on yıldır dünyada müthiş bir likidite bolluğu oluştu, her tarafa para dağıldı. Amerika’nın bastığı para serbestçe bütün dünyada dolaşıyor. Bu sistem başka bir şey de yarattı. Herkes kendi çapında döviz basan merkez bankası oldu.Son yirmi yıla baktığımızda döviz toplamak izne tabi iken şimdi bankacımıza telefonu kaldırıp o bizim yüz bin TL’ni Dolar’ çevir dediğimiz anda Dolar yaratan adamlar halindeyiz. Dünyanın her yeri böyle oldu. Dolayısıyla farklı yapıda piyasalar oluşmaya başladı. Amerikan Merkez Bankası’nın yavaş yavaş likiditeyi geri çevirmeye başladığı, faiz artırmaya başladığı bir dönemdeyiz. Yıl sonuna doğru Avrupa Merkez Bankası da aynı yola doğru gidecek. Dolayısıyla likiditenin yavaş yavaş daralacağı bir döneme giriyoruz. Bu paraları yöneten fonların bizim gibi piyasalarda faizler henüz yüksekken likidite hala bolken buralara gelecekler ve para kazanacaklar. Bize benzeyen ülkelere baktığımızda bizim gibi ülkelere fon girişi oluyor. Bunu sonbahara kadar devam edeceğini ondan sonra ondan sonra yavaş yavaş azalma olacağını tahmin ediyorum. Çünkü faizler oralarda giderek artıyor, fon yönetimin açısından buralarda risk almanın önemi kalmıyor.

Dünya’ya baktığımızda Avrupa’da Amerika’da hatta Japonya’da Japonya çok daha geriden geliyor ama İngiltere’de krizden çıkış yolunda epey büyük yol aldılar. Bu bizim açımızdan çok önemli. Çünkü ihracatımızın yarısını neredeyse Avrupa’ya yapıyoruz. Avrupa’nın iyi olması bizim ihracat kapılarımızın açılması demek. İkincisi bizde para harcayan turistler Avrupalılar. Ruslar da iyi ama esas parayı harcayanlar Avrupalılar. Dolayısıyla Avrupalıların durumu iyileşir biz de büyük jeopolitik olaylar çıkmazsa buraya gelişler artacak. Dolayısıyla burada da bir iyileşme olacağını bekliyorum. Türkiye’nin durumuna baktığımızda son onbeş yıldır genellikle düşüşler yaşasa da yüksek bir büyüme hızıyla büyüyor. Bizim potansiyel büyüme hızımız kabaca %15 diye hesaplanıyor. % 5 civarında kalırsak iyi bir şey. %5’in altında kalırsak sıkıntı çıkıyor. İstihdam düşüyor vs.Çok üstüne çıkarsak ekonomi ısınmaya başlıyor. IMF’in son Türkiye raporu ekonominin ısındığı yönünde. Yani bu kadar hızlı büyüme hızına çıktığımızda enflasyon çığırından çıkmaya başlıyor. Ya cari açık, ya bütçe açığı ya da her ikisi birden çığırından çıkıyor. Dolayısıyla toparlanması zor oluyor. Şu anda öyle bir duruma geldi. Eskiden dünyada enflasyon iyi kötü varken bizimki idare ediyordu. Şimdi dünyada enflasyon yok.Türkiye’de enflasyon iki haneli., işsizlik sorunumuz büyüdü.Türkiye’nin işsizlikte uzun yıllar % 8 civarındadır, şimdi % 10’un üzerindeyiz. Cari açığımızda büyümeye başladı.% 5,5 lara doğru gidiyoruz. Türkiye son 15 yılda yapısal reformları yapma konusunda iki büyük fırsat kaçırdı. Mesela cari açık konusunda yerli üretimi çok zorlama değil de teşvikleri uygun kullanarak, vergi sistemini düzeltme vs. konularında fırsat kaçırdığını düşünüyorum.Fırsatlardan ilk, 2004-2005 yıllarında başlayan Avrupa Birliği ile tam üyelik müzakerelerinde, bu dönemde tarihi boyunca çekemediği kadar yabancı sermayeyi bir yılda çekti. Bir yılda Türkiye’ye yirmiiki milyar dolar girdi. Sonraki üç yılda da yetmişer milyar dolar girdi.Borç değil doğrudan yabancı sermaye yatırımı.Türkiye bu düzenlemeleri yapamadı.2001 yılında yapılan bankacılık reformu ki mecburen yapıldı.Kamu Maliye Disiplini reformuyla kaldı. Gerisini getirmedi. İkinci fırsatı 2008 krizinden sonraki dönemde yaşadık. Orada da inanılmaz bir likidite oldu, dünyada para çok boldu, Türkiye’de de faiz çok yüksek olduğu için paralar buraya geldi.Borç olarak geldi ama geldi.Bu arada da bir takım şeyler yapabilirdik onu da yapmadık maalesef.Böylece fırsatları kaçırdık ne yazık ki. 2018 yılını seçimle vs. ile geçireceğiz öyle görünüyor. 2019 da yavaş yavaş likiditenin daralmaya başladığı finansmana bağımlı ülkelerin bunu hissettiği döneme giriyoruz. Önümüzdeki bir yıl içinde Türkiye’nin ihtiyacı olan finansman ihtiyacı iki yüz on milyar Dolar. Bunu yüz yetmiş milyar Dolar’ı vadesi gelecek olan dış borçlar, artı vadesi gelecek olan yabancıların döviz mevduatları ve krediler.Geriye kalan 45-50 milyar Dolar’ı da yeni yaratacağımız olan cari açık. Bunları topladığınız zaman Türkiye’nin yenileme finansmanı olan ve taze finansman kaynağı olarak tutması gereken miktar iki yüz on-iki yüz on beş milyar Dolar.Bulabilir mi bunu Türkiye, bulur. Geçmişte buna benzer rakamları buldu.Her seferinde borçlanmak sıkıntılı bir finansman yapısı çıkıyor karşımıza.Bunu çözecek başka adımlar atmamız lazım..Ekonominin yönlendirilmesi için iki alt politika var. Birisi Maliye Politikası birisi Para politikası. Maliye politikası dediğimiz şey vergiler, harcamalar ve borçlanma politikası. Bununla canlandırabilir veya durdurabilirsiniz. Para politikası dediğimiz şey % 95 faiz. Faizi artırırsınız azaltırsınız ekonomiye canlılık kazandırırsınız. Türkiye 2001 krizinden sonra 2017’ye gelinceye kadar ağırlıklı olarak para politikasını kullandı. Bütçe sıkı dursun, para politikası da enflasyonu kontrol etsin. 2017 başından itibaren bu politika değişti. Türkiye maliye politikasını gevşetti ve büyümeyi hedef  koydu.

Enflasyonu bir tarafa bıraktı. 2017’ye kadar gizli gizli idi, 2017 den itibaren bu su yüzüne çıktı. Bir yandan enflasyonla uğraşmaya çalışıyoruz, bir yandan maliye politikası ile büyümeyi artırmaya uğraşıyoruz. İki politika birbiri ile çelişiyor görünüyor bana sorarsanız çelişmiyor, para politikası sıkı değil, sıkı olduğunu kabul etmiyorum. Diğer yönden bir arabayı çeken iki at gibi, ikisi farklı yöne koşarsa araba savrulur. Türkiye’nin piyasaya verdiği görünüm kararsız bana sorarsanız kararlı.

2018 yılı ciddi bir dönem.

 Bence artık burada Türkiye öyle veya böyle demeden bir takım yapısal reformlarını yapması lazım. Birincisi eğer gerçekten borçlanmanın yerine doğrudan yabancı sermayeyi çekmek istiyorsak hukuk sistemini değiştirmemiz lazım. Yabancı buradaki hukuk sistemi ile gelmez, Ancak faizden para kazanmayı tercih ederler. İkincisi eğitim sistemimizi değiştirmemiz lazım.Bu eğitimle de bizim bir yere varamayacağımız çok net görünüyor. Biz Kore’yi kurtarmaya gittiğimizde zavallı bir ülkeydi Kore. Ama eğitim sistemi ile mevcut duruma geldiler. Çin‘de ve Kore’de her gün yeni bir icat çıkıyor. Ali Express diye bir site var oraya bakıyorum her gün yepyeni inanılmaz orijinal bir şeyler çıkıyor. Bir de teşvik sistemini en baştan ele almamız lazım. Burada Korelilerin yaptığını yapmamız lazım. Şu kalemi burada üreten bir adam var, dışarıda da üreten bir adam var. Dışardan bir Dolara alıyoruz, bizdeki adam bir Dolar 10 Cent’e veriyor. Bunu beş yıl daha fazla değil teşvik ederek 90-95 Cent’e indirebiliyor muyuz indiremiyor muyuz? Teşvik sistemini buraya döndürmemiz lazım.2018’de bu tür işleri böyle yaparsak geleceği kurtarırız. Tahminler konusuna gelince şartlar böyle devam ederse Dolar kurunun 4,10-4,20 civarında tahmin ediyorum. Türklerin her an koşulları bozma gibi inanılmaz bir becerisi vardır bunu da göz ardı etmemek lazım diye düşünüyorum. Enflasyonun her koşulda 9,5-10, büyümenin 4,5-5 ve cari açığın % 5,-5,5 civarında bitebileceğini, ekonominin canlılığını kaybedeceğini düşünüyorum. Bunlar aslında büyümenin yüksek olmasını gerektiren koşullar ama olmayacağını tahmin ediyorum.



Yükleme Abonelere özel devam edecek.....MMHA ajans (Menşure ŞEKER)