Yıl:40  Sayı: 391 Temmuz 2019 Mükellef 

Hasılat Esaslı Vergileme,TÜRMOB'nin Kulisi ile  TBMM Plan Bütçe'de değiştirildi

AKP Milletvekili  Mustafa ŞAVAŞ ın önderliğinde hazırlanan GV. ve Bazı Kanunlarda değişiklik yapılmasına dair Kanun Teklifinin Mükelleflerin Hasılat Esaslı Kazanç Tesbit yoluyla Vergilendirilmesine ilişkin 1. Maddesi PB komisyonun 10-11- Temmuz 2019 tarihli oturumlarında TÜRMOB bağlı SMMM-YMM odaların kulisi sonucunda  değiştirildi. TÜRMOB yayınladığı Milletvekillerine Teşekkür Mesajını Gn. Sekr. Yahya ARIKAN sosyal medyada duyurdu..

Kanunla ilgili Bakanlıkların üst düzey bürokratlarının ilgili sivil toplum kuruluşlarının yetkilerinin de dinlendiği oturumda TÜRMOB Genel . Başkanı A. Masis YONTAN
' söz alarak Md. Sakıncalarını  ülke ekonomisine ve mesleğe vereceği zararları anlattı.

Mustafa SAVAŞ gerekçelerini açıkladığı  10 Temmuz tarihli oturumda Hazine ve Maliye GİB  Başkan Yard. İdris ŞENYURT 'Hasılat esaslı Vergileme getiriyoruz ancak Vergi Usul Kanunu’nda yazan yükümlülüklerini yerine getirmesini kaldırmıyoruz. Yükümlülükler devam ettiği sürece faydalı olacaktır açıklamasını yaptı
 

Kanun Teklifinin Gerekçeli tam metni için tıklayınız        10 Temmuz Plan Bütçe Oturumu için tıklayınız           11 Temmuz Plan Bütçe Oturumu için tıklayınız 

BÜLENT KUŞOĞLU (CHP Başkan Yard.)
Değerli arkadaşlar, şimdi, 32 maddelik çok da önemli k
onuların olduğu ama bu önemli konuların olmasına rağmen bu önemli konuların böyle bir konjonktürde istenilen etkiyi yarattığına, yaratacağına inanmadığımız bir teklifle karşı karşıyayız, teklifler manzumesiyle karşı karşıyayız. Türkiye’nin mevcut durumuna baktığımızda, mevcut durumdaki ekonomik tablosuna baktığımızda, dış politik tablosuna baktığımızda, dış politikanın ekonomi üzerine etkilerine baktığımızda, küresel gelişmelere baktığımızda Türkiye’nin, Türkiye’yi idare edenlerin, yürütme erkinin, iktidarın çok daha farklı bir gündemi olması gerektiğini düşünüyorum, çok daha farklı yasa tekliflerinin burada görüşülmesi gerektiğini düşünüyorum, çok daha farklı maddelerin burada ele alınması gerektiğini düşünüyorum.

Orta Vadeli Program’a bakın, temel ekonomik büyüklükler 2019 için gayrisafi yurt içi hasılanın cari fiyatlarla 4 trilyon 450 milyar lira olması öngörülmüş, 4 trilyon 450 milyar. Gayrisafi yurt içi hasıla dolar olarak da yabancı para cinsinden 795 milyar olarak öngörülmüş. Kişi başına gelir 9.647 ve gayrisafi yurt içi hasıla büyümesi 2,3 2019 için öngörülmüş. İlk çeyrekteki görüntüye baktığımızda, ilk altı aylık rakamlara baktığımızda, bunların 2019 hedefleriyle hiçbir ilgisinin olmadığını görüyoruz, yaklaşmamışız bile.

Dolayısıyla bizim yapmamız gereken çok daha farklı konular var. 960 milyar liralık bir bütçe geçti buradan, 960 milyar liralık bir bütçe yaptık; bütçenin

gelir ve gider kalemlerine bakıyoruz, hedefleri tutturmamız hiçbir şekilde mümkün değil. Merkez Bankasından daha önce 30 milyar civarında bir nakit alınmasına rağmen -ki bu her sene olan bir gelir değildir- bedelli askerlikten alınan bir rakam olmasına rağmen ve yine bir defaya mahsus bir gelir olarak imar affından alınan gelirler olmasına rağmen şu anda 2019 için hedeflenen 80,6 milyar liralık bütçe açığı şu anda 66,5 milyar liraya ulaşmıştır. Normalde bu bir defalık gelirler söz konusu olmasa 100 milyar lirayı geçecekti yani ilk beş ay içerisinde on iki aylık hedefin çok üstünde bir açık söz konusu. Ve ilk beş ay içerisinde vergi gelirleriyle ilgili olarak, devletin gelirleriyle ilgili olarak çok büyük bir düşüş var. Vergi tahakkuk, tahsilat oranı yüzde 50’lerde, beyana dayalı olanlarda daha da düşük vaziyette. Vergi alamayan bir devletten, bir maliyeden bahsediyoruz. Vergi alamıyoruz, vergi toplayamıyoruz, geliri yok artık devletin, hedeflerinin hiçbirini tutturamıyor. Giderlerde bir anormallik var, giderleri denetleyemiyor yani para harcamasını bilmiyorsanız, para toplamasını, vergi toplamasını bilmiyorsanız, harcama yapmasını bilmiyorsanız idare edemiyorsunuz demektir. Harcama yapmak, idare etmek demektir. Şu anda idare edemeyen bir hükûmetimiz var, hükûmet yok artık da iktidarımız var. Hükûmet de yok artık, o başka bir konu. Ama şu anda idare edemeyen, Türkiye’yi idare edemeyen bir iktidardan bahsediyoruz; geliri yok, gideri yok, hiçbir şekilde hedeflerini tutturamıyor. İlk beş aylık verilere bakın, gelir ve gider hedeflerine bakın ne kadar aşağıda kaldığımızı, ne kadar hedeflerin dışında kaldığımızı görürsünüz. Bunun ülke ekonomisine yansımaları çok anormal olacaktır, olmaktadır; işsizliğin geldiği boyuta bakarsak, 8,5 milyon işsizin olduğunu, bunların önemli bir miktarının da genç ve üniversite mezunu olduğunu görürsek ne hâlde olduğumuzu tasavvur edebiliriz. Bunlar görünmüyor, gösterilmek istenmiyor. 2018 sonu itibarıyla hatırladığım kadarıyla 409 milyar liralık bir kamu alacağı var vergilerden

oluşan; 2018 sonu itibarıyla, şu anda bunun 500 milyara yaklaştığını tahmin ediyorum, biraz sonra ilgili arkadaşlara soracağız, cevap verebilecekler mi bilmiyorum ama şu anda 500 milyara yakın kamu alacağı var, ağırlığı vergiden oluşuyor bunun.

Bu hedefleri tutturamamak, vergi alamamak, giderlerin aşırı artmış olması, işsizliğin bu boyutta olması, hedeflerin, biraz önce söylediğim temel ekonomik büyüklüklerin tutturulamaması büyük bir sorundur, her ülke için sorundur, gidişat uçuruma doğrudur. Bununla ilgili buraya getirilmesi gerekenler var yani biz burada bir şeyler görüşüyorsak -2019’da da doğru dürüst görüşme yapamadık, seçimler bahane edildi falan- yapılması gereken çok önemli işler var. Ekonomik krizle ilgili yapılması gereken bir ameliyat lazım, operasyon lazım, böyle pansuman tedbirler değil. Bunların yapılması lazım, ilave olarak “yapısal reformlar” dediğimiz vergiden başlayarak, hukuktan başlayarak, adalet reformundan, demokrasinin temel ilkelerinden başlayarak, sosyal güvenlikten başlayarak yapılması gereken reformlar vardır. Bunların buraya getirilmesi, burada bunları çalışmamız lazım. Ülke bu hâldeyken bizim bunlarla uğraşıyor olmamız lazım. Şimdi bu getirilen 32 madde önemli ama bu sorunlara çare bulan maddeler değil. Eğer gerçekten bu ülkenin sorunlarını çözeceksek, çözmek istiyorsak iktidarın bunlara yönelik maddeler getirmesi gerekirdi, bizim bunlarla uğraşıyor olmamız gerekirdi, bunları tartışıyor olmamız gerekirdi.

Şimdi, bunlardan bu operasyona yönelik olduğunu gördüğüm özellikle 2 madde var. Biraz önce Mustafa Bey söyledi. “Sorunlu krediler konusunda -ki sürekli olarak yükseliyor hakikaten- yapılandırabilecek olanlar yapılandırılmalı, diğerleri de hemen tasfiye edilmelidir.” dedi Sayın Savaş. Şimdi, bu çok doğru bir cümle, gerçekten böyle olması lazım; yapılandırılacak olanlar yapılandırılmalı sorunlu kredilerden ve diğerleri tasfiye edilmeli. Bu ne demektir? Batacak olan firmalar batmalı, ayağa kaldıramayacak olduğumuz firmalara daha fazla destek vermemeliyiz. Yerdeki yatan ölüye serum bağlamayacaksınız, kan vermeyeceksiniz, uğraşmayacaksınız, artık ölmüş, bununla uğraşmayacaksınız demektir yani bazı firmaların öldüğünü, artık onlara destek veremeyeceğimizi görmemiz, anlamamız lazım. Bazı firmaların da ayağa kalkabileceğini görmemiz lazım ancak getirilen maddelere bakarsanız, ilgili maddelere, diyor ki: “Bu konuyla ilgili, bunlarla ilgili yapılacakları bir yönetmelikle BDDK’ya bırakıyoruz yani iktidara bırakıyoruz, iktidar tarafından yapılsın.” Bütün dünyada bu tür operasyonlarda, değerli arkadaşlarım, yapılacak olan iş kanunla belli normlara bağlanır, keyfî olmaz. Hangi firmaların kurtarılacağı, hangilerinin kurtarılmayacağı keyfî olarak hiçbir iktidara bırakılmaz. Keyfî bir iş değildir bu, normu olur, standardı olur, bir hukuku olur bu işin. Yönetmelikle olmaz, bunun çok iyi bilinmesi lazım. İktidarın keyfine bırakılacak bir konu değildir. Böyle bir eksik var, bir.

İkincisi, bu firmalara ne kadar destek… Bunlar bankalara borçlu olan firmalar. Bankalar zaten bunları kurtarabilse kurtaracak. Bizim bunlara bir nakit ayırmamız lazım. “Can suyu” diyoruz ama can suyunun ötesinde bir yerden bir kredinin bunlara veriliyor olması lazım ki bankalar da buna teşebbüs edebilsin, doğru dürüst bu kurtarma işini yapabilsin. Böyle bir durum söz konusu mudur? Yok böyle bir durum, söz konusu değil. Bunu görmüyoruz, bilmiyoruz. Ne kadar sorun var, ne kadar liralık bir problem var, ne kadarlık bir kurtarma operasyonudur; bunu bilmiyoruz.

Bakın, biz buradan birkaç ay önce bir yasa geçirdik. Geçen yılın Haziranından itibaren ihale almış firmalar, ihale kazanmış firmalar eğer işlerini yapamıyorlarsa -2019 sonuna kadardı galiba- tasfiye edilmelerine, teminatlarının yakılmamasına karar verdik.

Hatırlıyorsunuz, böyle bir kanun

geçti burada. Bu kanun uygulamada nasıl oldu biliyor musunuz? Biz de destekledik onu, firmalar işlerini yapamıyorlarsa kur artışı nedeniyle, enflasyon nedeniyle yani sözleşme yaptıkları zamanki şartlar çok fazla değişmiş, aleyhlerine olmuşsa artık, bu firmalar daha fazla zorlanmasın dedik, böyle bir kanun geçirdik. Bildiğimiz kadarıyla, bu konuyla ilgili olarak 177 milyar liralık bir işlem yapıldı ama keyfî olarak yapıldı. Bazı firmaların özellikle batırılmaya çalışıldığını, o kanuna rağmen firmaların sıkıntıya sokulduğunu biliyoruz. Şimdi, böyle bir durumda kalkıp da biz bu işi yönetmeliğe bırakırsak yine iktidar tarafından keyfî olarak iş yapılacaktır, hiçbir şekilde hukuki işlem yapılmayacaktır, keyfî olarak birçok firma batırılacaktır. Buna müsaade etmemiz mümkün değildir, bunun bilinmesi lazım ve ayrıca ne kadarlık bir fonun bu işlem için, bu iş için ayrılacağını da bilmemiz lazım.

Diğer konulara gelince; çok önemli konular var. Mesela 1’inci madde vergi sistemini tümüyle değiştiriyor. Bütün vergi mükelleflerimizin, beyana dayanan gelir ve kurumlar vergisi mükellefleri dâhil, serbest meslek erbabı dâhil, ticari usulde kazancını tespit eden tüm mükelleflerin bundan sonra ciroları üzerinden, hasılatları üzerinden yüzde 10’luk bir pay ayrılmasını, onun üzerinden vergi ödemelerini öngörüyor. Biz vergide reform, reform dedik, biz vergide sürekli olarak çağdaşlığı hedefledik, biz -işte, biraz önce TÜRMOB Başkanı kendisini tanıttı burada- TÜRMOB gibi çok önemli meslek kuruluşları, meslekte yetişmiş elemanlar yetiştirdik. Bugün elemanlarımız eğer dil biliyorsa… Bizim meslek kuruluşuna tabi elemanlarımız dünyada uluslararası sınavları rahatlıkla geçiyorlar, iddialı olduğumuz bir alan ama tutuyoruz, bütün bunları bir tarafa bırakıyoruz, Orta Doğu usulü götürü bir vergilemeyi tercih ediyoruz. Bu yapılan ne kadar yanlıştır biliyor musunuz? Çağdaş bir vergilemeden, beyana dayanan bir vergilemeden, böyle bir

usulden, mümkün olduğunca kayıt dışılığı önlemeye çalışan, her firmanın gerçek gelirini ve giderini tespit etmeye çalışan bir hedeften götürü usule geçiyoruz. “Verin de ne kadar verirseniz verin, gerçek giderinize-gelirinize, kârınıza-zararınıza bakmıyorum, sadece vergi istiyorum.” türü bir vergilemeyi seçiyoruz, Orta Doğu usulü bir vergileme. Bu, zihniyetimizde, vergileme konusunda, ekonomi konusunda, maliye konusunda geldiğimiz noktadan yüz sene geriye gitmektir. Yüz sene önce böyle bir vergi vardı ama artık bu çağda Türkiye'nin böyle bir vergileme usulünü tercih etmemesi lazım. Gerçekten büyük bir gerilemedir bu, olacak şey değil. Böyle bir hasılat esası kazanç tespitini, böyle bir yöntemi anlamak mümkün değil.

Ayrıca, burada Cumhurbaşkanı tarafından belirlenen sektör ve meslek gruplarında faaliyette bulunanların talep etmeleri hâlinde bu mükellefler için böyle bir usulü getiriyoruz yani Cumhurbaşkanına da -Anayasa’ya göre sadece yasayla vergi konulur- böyle bir yetki veriyoruz. Cumhurbaşkanı tarafından belirlenen sektör ve meslek gruplarında faaliyette bulunanların vergilerini Cumhurbaşkanına bırakıyoruz. Hâlbuki bu, Türkiye Büyük Millet Meclisinin işidir, yasayla tespit edilir. Yine aynı maddede Cumhurbaşkanı, hasılatlarını elektronik ücret toplama sistemi aracılığıyla elde edenlerin taleplerine bakılmaksızın bölgeler ya da iller itibarıyla farklı oranlar tespit etmeye… Bölgeler ve iller itibarıyla farklı vergi oranları tespit ettiriyoruz. Arkadaşlar, bunlar bizim geldiğimiz noktadan hakikaten yüz sene geriye gitmektir.

2’nci maddesine bakıyorsunuz, galiba 2002’den beri 8 kere vergi affı ve servet affı geldi, şimdi de bir servet affı geliyor. Ben bu servet aflarından yurt dışından veya yurt içinden varlıklarını Maliye Bakanlığına bildirenlerin kaç kişi olduğunu ve ne kadar lira bildirdiklerini henüz bilmiyorum. Henüz ben bilmiyorum Plan ve Bütçe Komisyonu üyesi olarak, bilen de yok herhâlde. E, buradan bir para geliyor mu, bir fayda var mı?

Rakam bilmiyoruz, kimlerdir bu parayı getirenler, bunları da bilmiyoruz ya da geliyor mu gelmiyor mu, onu da bilmiyoruz. Kim için çıkıyor bu yasa, bunu anlayamıyorum. Birileri talep ediyor herhâlde, onlar için özel bir yasa çıkarılıyor getir paranı diye ama ne geldi, kimler getirdi, kaç kişi getirdi haberimiz yok. Daha önce çıkanlarda da… Bundan terör örgütleri bile getirebilir, yararlanabilir birileri aracılığıyla. Böyle anormal yasalar çıkarıyoruz ve bunlar bir süre sonra OECD tarafından izleniyor, bunları da biliyoruz, sorun, sıkıntı olacaktır maalesef.

Çok önemli gördüğümüz, kamu-özel iş birliğiyle ilgili, Sağlık Bakanlığının yaptığı anlaşmalar var. Biz şimdiye kadar Sağlık Bakanlığının yaptığı hiçbir kamu-özel iş birliği anlaşmasını görmedik, bilmiyoruz. Kimse de burada bilmiyor Sağlık Bakanlığı yetkilileri dışında. Sağlık Bakanlığının yaptığı bu anlaşmalarla, sözleşmelerle ilgili bir düzenleme yapıyoruz ama bu düzenlemede eski durum neydi, şimdi neden yapıyoruz bunu, gerçekten lehimize midir anlamamız mümkün değildir. Çok ayrıntılı bir sunum bekliyoruz

Sağlık Bakanlığı yetkililerinden. İnşallah bu yapılabilir.

Enerji konusu çok önemli. Enerji sektöründe büyük sorunlar var, sıkıntılar var. Biz de enerji sektörüne destek olmak istiyoruz ama orada da kayırmacılık olmadan, doğru dürüst düzenlemeler yapılmasını bekliyoruz. O konuda da aynı şekilde düzgün açıklamalar bekliyoruz

Sayın Başkanım.

Merkez Bankasıyla ilgili olan konu çok önemli bir konu. Yani çok basit olarak halk arasında “kefen parası” denilen paranın artık kullanılması noktasına gelindiğiyle ilgili bir söz var biliyorsunuz. Çok da yanlış değil maalesef. Bu dönemde tutup da Merkez Bankası ihtiyaç akçelerinin, 40 milyarın Hazineye yılbaşında devredilen 30’dan sonra devredilecek olması Hazinenin ne kadar vahim bir durumda olduğunu da gösteriyor. O konuda da ayrıntılı bir bilgi bekliyoruz.

BDDK’nın yapacağı işlemlerle ilgili de yine İletişim Kurumumuzun ilgili maddeleriyle ilgili olarak da daha detaylı bilgiler bekliyoruz.

Hepsiyle ilgili de bekliyoruz, özellikle belirteyim.

 

İDRİS ŞENYURT
GEL
İR İDARESİ BAŞKAN YARDIMCISI
Sayın Başkanım, şimdi, biz burada tabii hasılat esası bir vergilemeyi getiriyoruz gelir ve kurumlar vergisi açısından, bu mükelleflerimiz açısından ama bunların bizim Vergi Usul Kanunu’nda yazan yükümlülüklerini yerine getirmesini kaldırmıyoruz, bunların yine devam etmesi lazım. Belge alması gerekiyorsa belge alması gerekir. Belge almadığı zaman yine bizim Vergi Usul Kanunu’muzda cezaları vardır, özel usulsüzlük cezaları, bunları uygulamaya devam edeceğiz.

İSMAİL TATLIOĞLU (Bursa) – Denetlenecekse yani bunlar götürü diye denetim dışı… Böyle bir teamül söz konusu değil.

GELİR İDARESİ BAŞKAN YARDIMCISI İDRİS ŞENYURT – Kalmayacak, kalmayacak çünkü yükümlülükleri devam ediyor.


MUSTAFA SAVAŞ (AKP Aydın Millet Vekili).

Sayın Başkanım, saygıdeğer Komisyon üyeleri, kamu kurum ve kuruluşlarımızın kıymetli bürokratları, sivil toplum kuruluşlarının değerli temsilcileri, basınımızın değerli temsilcileri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Gündeme alınan (2/2019) esas numaralı Kanun Teklifi vesilesiyle, Plan ve Bütçe Komisyonunun eski bir üyesi olarak sizlerle bir arada olmaktan duyduğum memnuniyeti ifade etmek istiyorum.

Ayrıca, Komisyon Başkanlığına seçilen Sayın Lütfi Elvan’a da görevinde başarı ve kolaylıklar diliyorum.

Sayın Başkan, değerli üyeler; hazırladığımız ve bugün sizlerin huzurunda görüşeceğimiz kanun teklifimiz; ekonomi, finans, kamu maliyesi, sosyal güvenlik, kamu-özel iş birliği, enerji ve diğer çeşitli alanları ilgilendiren toplam 32 maddeden oluşmakta ve 15 farklı kanunda değişiklik yapılması öngörülmektedir.

Kanun teklifimizle düzenlenmesi öngörülen konular hakkında sizleri kısaca bilgilendirmek istiyorum. Bildiğiniz üzere, 2018 yılının Ağustos ayında yaşanan kur şokunun etkisiyle mevduat bankalarımızın takipteki alacaklarının toplam nakdi kredilerin oranı artış göstermiştir. Bankalar, bilançolarında taşıdıkları sorunlu kredilerin artışta olduğu dönemlerde malumunuz, kredi arzını daraltmayı, ellerindeki parayı kısa vadeli ve likit varlıklara yatırmayı ve böylece bankacılık otoritesi tarafından sınırları belirlenmiş olan sermaye yeterlilik ve likidite karşılama oranlarını tutturmayı hedeflerler. Bankacılık sektörünün bilançoları incelendiğinde, Eylül 2018 ile Mayıs 2019 tarihleri arasında banka kredilerinde nominal bir artış olmadığı görülmekte ve bu durum reel anlamda kredi daralması yaşandığını göstermektedir.

Sayın Başkan, değerli Komisyon üyeleri; bu teklifimizde yer alan ana başlıklarda hedeflediğimiz durum, ekonominin iç dengelerinde durağanlaşan kaynakları harekete geçirerek sağlıklı bir ekonomik büyümeyi gerçekleştirebilmektir. Bu kanun teklifimizle, yeni enstrümanlar devreye sokularak ekonomide yaşanan olumsuzlukların bertaraf edilmesi amaçlanmaktadır. Diğer taraftan bu süreçte, bankalardaki sorunlu kredilerde yaşanan artış nedeniyle, sorunlu kredilerin yapılandırılması teklif edilmektedir. Kredi vadelerinin uzaması ve nakit akışlarının vadeye uygun hale getirilmesi sonucunda, firmaların yeniden katma değer sağlayacak

olması hem bankaların hem de firmaların bilançolarını düzeltecek, bu sayede üretimin, yatırımın, ihracatın, ticaretin, istihdamın, kısacası, sürdürülebilir büyümenin en önemli unsuru olacaktır. Bu döngüyü tersine çevirmek için yapılması gereken, tıkanan kredi kanalının tekrar açılmasıdır. Bankaların aktifinde bulunan sorunlu krediler hızlı ve etkin bir şekilde çözümlenmelidir; yapılandırılabilecek olanlar yapılandırılmalı, diğerleriyse hızla tasfiye edilmelidir.

Kredi kanalını tekrar çalıştırmak için bankaları mali anlamda daha dirençli hâle getirmenin yanında, finansal yeniden yapılandırmalar yoluyla bankaların aktif kalitelerinin yükseltilmesi gerekmektedir. Bu çerçevede, kredi kanalında son bir yıl içerisinde görülen tıkanıklığı açmak için bir yandan bankaların mali yapısını güçlendirecek tedbirler alırken, diğer yandan yeniden yapılandırmaları yasal ve kurumsal bir çerçeveye oturtarak bazı vergi istisnalarıyla teşvik etmek gerekmektedir.

Bu çerçevede, hazırladığımız kanun teklifinin 16’ncı ve 17’nci maddeleriyle, bankalara iki yıl süreyle finansal yeniden yapılandırma imkânı sağlanmakta, Sayın Cumhurbaşkanımıza bu süreyi iki yıl daha uzatma yetkisi verilmektedir. Söz konusu düzenlemelerle, ulusal ve uluslararası konjonktür kaynaklı makroekonomik gelişmeler dolayısıyla reel sektörde ortaya çıkabilecek finansal sorunların çözümlenmesi, yapılandırma programlarını içeren bir uzlaşı platformunun oluşturularak finansal güçlük yaşayan borçlu firmalara ödeme gücü kazandırılması ve bu suretle katma değer yaratmaya ve istihdam oluşturmaya devam etmelerini amaçlamaktayız.

Bununla birlikte, teklifte yer alan bir diğer önemli husus, zorunlu karşılıklarla ilgilidir. Bildiğiniz gibi, makro risklerin azaltılmasına katkıda bulunmak amacıyla uygulanan para politikası çerçevesinde zorunlu karşılıklar aktif bir para politikası aracı olarak kullanılmaktadır. Gelişmekte olan ülkeler özellikle 2008 küresel krizinden sonra zorunlu karşılıkları bir para politikası aracı olarak daha sık kullanmaya başlamışlardır. Ülkeler, munzam karşılıkları kullanırken kendi özgün makro iktisadi sorunlarına pratik çözümler geliştirme amacına odaklanmışlardır. Bu açıdan bakıldığında, Brezilya ve İsrail gibi bazı ülkelerde dış kırılganlıklar kontrol altına alınmaya çalışılırken Çin gibi bazı ülkelerse doğrudan desteklemek istedikleri sektörlere kullandırılan kredilere ilişkin performans eşikleri belirlemişlerdir. 2008 küresel krizine kadar munzam karşılıklar daha çok bankaların pasif kalemleri yani mevduat üzerinden yoğun olarak tesis edilen bir araçtı; kriz sonrasındaysa, banka bilançolarının aktif kalemleri de dikkate alınmaya başlanmıştır. Bilanço dışı kalemler de kademeli bir şekilde munzam karşılık düzenlemelerinde dikkate alınan ek parametreler olmuştur.

Bu çerçevede, teklifimizin 3’üncü ve 4’üncü maddeleriyle, sıkça değişen piyasa koşullarını da dikkate alarak zorunlu karşılık oranlarının belirlenmesinde mali kuruluşların bilanço içi veya dışı uygun görülen kalemlerinde meydana gelen değişikliklerin dikkate alınmasını düzenlemekteyiz.

Teklifimizde öne çıkan bir başka önemli düzenleme de, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasında biriken ihtiyat akçelerinin hazineye devri konusudur. Konuya ilişkin olarak tarihsel geçmişe baktığımızda, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının sadece üç yıl zarar ettiğini görmekteyiz. Bunun dışında Merkez Bankası her yıl kâr etmiştir ve son yıllarda ülkemizin en çok kâr eden anonim şirketidir. Zamanla ülkemizin en kârlı anonim şirketi hâline gelmiş Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının yıllık kârını dağıtmaması yüksek maliyetli sorunlara yol açmaktadır. Bunu iki kalemde özetlemek gerekirse, hazineye devredilmeyen her türlü kâr dağıtılmayan kâr tutarı kadar ek borçlanma oluşturduğu için iç borçlanma faizlerinin aynı oranda yapay şekilde yüksek kalmasına yol açmaktadır. Türkiye Cumhuriyet

Merkez Bankası karı son tahlilde piyasadan çekilen paradır. Kâr ne kadar yüksekse o kadar yüksek miktarda piyasa fonlama ihtiyacı ortaya çıkacaktır. Bu açıdan bakıldığında, son günlerde kamuoyunun gündemini sıkça meşgul eden bir konu olarak yedek akçe devrinin Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası tarafından para basılması anlamına gelmediğini de ifade etmek gerekmektedir.

Bununla birlikte, yedek akçe politikalarında diğer ülke örneklerine gelince, uygulamanın aslında her ülkenin takip ettiği bir genel kural olmadığı gerçeğiyle karşılaşmaktayız. Örnekleri şöyle sıralayabiliriz: Kanada, Meksika ve Çin merkez bankaları kârlarının yüzde yüzünü hazineye devretmektedirler. Polonya’ysa kârın yüzde 98 seviyesindeki tutarını hazineye devretmektedir. Güney Kore ile Güney Afrika’ysa kârın yüzde 90 seviyesini hazineye aktarmaktadır. Hindistan’sa başka bir uygulama yapmaktadır, kârın yüzde kaçının devredileceğine Merkez Bankası kendisi karar verebilmektedir ancak Hindistan Hükûmeti bu kararı devre dışı bırakan ikinci bir karar alabilmekte ve son durumda Hükûmet, asıl karar verici olmaktadır.

Teklifimizin 5’inci ve 6’ncı maddeleriyle, Merkez Bankası Yasası’nda yapılacak ihtiyat akçesi düzenlemesiyle kâr dağıtımının dünya örnekleriyle uyumlu hale gelmesi sağlanmaktadır.

Tüm bu düzenlemelerle birlikte teklifimizi genel olarak özetleyecek olursak, vergi uygulamalarının basitleştirilmesi, mükelleflerin vergiye uyum maliyetlerinin azaltılması amacıyla kazanç üzerinden alınan vergilerde bir kısım mükellefler için hasılat esaslı kazanç tespiti yoluyla gayrisafi hasılanın yüzde 10’unun vergiye tabi kazanç olarak esas alınması, yurt dışında bulunan para, altın, döviz, menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçlarının Türkiye’ye getirilmek ve bunlar üzerinden yüzde 1 oranında vergi hesaplanmak suretiyle millî ekonomiye kazandırılması, yurt dışına çıkış harcının 15 TL’den 50 TL’ye çıkarılması, Merkez Bankasının hızlı ve etkin karar verebilmesi için ilgili mali kurum ve kuruluşlardan talep ettiği bilgilerin gerçek zamanlı ve anlık karşılanmasının temini, yurt dışı borçlanması yapmak suretiyle aylık bağlanan sigortalılara ilişkin çeşitli düzenlemeler yapılarak bu kişilerin borçlanma karşılığı ödemiş oldukları tutarları çok kısa sürede emekli aylığı olarak geri almaları Sosyal Güvenlik Kurumunun mali yapısını olumsuz etkilediğinden ve kurum ve kişiler açısından nimet-külfet dengesinin hakkaniyete daha uygun şekilde düzenlenmesi amacıyla borçlanma oranının yükseltilmesi, ülkemizde elektrik motorlu otomotiv markası veya markalarının üretilmesinin ve bu araçların yurt içinde tercih edilirliğinin vergisel yönden desteklenmesi amacıyla düzenleme yapılması, elektronik iletişim cihazlarına ait kimlik bilgilerinin başka cihazlara kopyalanması nedeniyle oluşan kayıt dışı ekonominin ve muhtemel güvenlik açıklarının ve mağduriyetlerin engellenmesi, yurt dışından sıfır araç olarak getirilen ve üçüncü şahıslara satılan ikinci el araçlar nedeniyle oluşan sorunların giderilmesi, ayrıca, sağlık, enerji ve eğitim yatırımlarına yönelik kamu kurum ve kuruluşlarımızın ihtiyaçlarına ve vatandaşlarımızdan gelen taleplere yönelik olarak çeşitli konularda ihtiyaç duyulan kanuni düzenlemelerin hayata geçirilmesi konuları teklifimizde yer alan değişiklikleri oluşturmaktadır.

Maddeler üzerine geçildiğinde sizleri daha detaylı bilgilendirmek üzere sözlerime burada son veriyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

 


A. MASİS YONTAN     TÜRMOB BAŞKANI

Sayın Başkan, Sayın Bakanım, saygıdeğer milletvekilleri, Maliye Bakanlığımızın, Sosyal Güvenlik Bakanlığımızın değerli temsilcileri; hepinize çok teşekkür ediyorum. Gerçekten, bugün bu konuşmalar, bu tartışmalar olumlu sonuç verdi. Neden? Dünyaya kendimizi anlatamıyoruz. 82 milyonluk ülkede 1 milyon 806 bin gelir vergisi mükellefi, 674 bin kurumlar vergisi mükellefi, toplam 2 milyon 481 mükellef toplumun yüzde 3’ü gerçek usulden vergilendiriliyor. Bakın, sadece yüzde3’ü. Oysa götürülere baktığımız zaman, basit usul ve gayrimenkule baktığımız zaman o da yüzde 2,8; etti 5,8. Eğer bu yasa değişmemiş ve olduğu gibi geçmiş olsaydı ne kendimizi Avrupa’ya ne dünyaya anlatamazdık. Üç hafta önce Afrika Muhasebeciler Federasyonundaydık. İnanın, orada bile böyle bir yasa geçmezdi. Neden? Şimdi, biliyorsunuz, beyan esası 1950’den beri ve Mezopotamya –ben Mardinliyim- muhasebenin doğduğu yer. Muhasebe orada, Mısır’da gelişiyor ve ondan sonra İtalya’da… Artık ne olursunuz bu, gerçekten, net hasılat esası muhasebeyi de öldürür, kayıt dışını teşvik eder, belgesizliği teşvik eder, ne olursunuz bunu gündeme bir daha getirmeyelim. Neden? Aynı zamanda bunu eğer kabul etmiş olsaydık ne olurdu, biliyor musunuz? İşletmelerin, özellikli işletmelerin, sektörlerin gelişmesinin önüne de ket koymuş olacaktık, indirimler, istisnalar olmayacaktı, teşvikler olmayacaktı. Onun için sizlere gerçekten çok teşekkür ediyorum.

TÜRMOB BAŞKANI A. MASİS YONTAN – Başka bir şey; vergi afları. Ortalama cumhuriyet döneminden bugüne her iki buçuk yılda bir vergi affı çıktı. Son on senede neredeyse her sene bir vergi affı çıktı ve artık bu toplumda vergiye karşı bir tepki doğdu. Ne olursunuz, artık bu yapılandırmaları, bu afları bir daha gündeme getirmeyin. İnsanlar şunu diyor: “Ne de olsa af çıkacak, vergi vermeyeyim. Ne de olsa af çıkacak, ne de olsa yapılandırma çıkacak.” Artık bunlara bir son verelim.

Bir başka şey, ben mali müşavirim. Şu anda 113 bin kişiyiz ülkede. Bunun 51.771’i bağımsız çalışıyoruz bürolarımızda, 61.773’ü ise devlette, şirketlerde çalışıyoruz. Çok büyük bir aileyiz ama sorunlarımız var ve dünyanın en stresli 3’üncü mesleğini yapıyoruz; pilotlar, doktorlar, muhasebeciler. Sayın Kalaycı’ya teşekkür ediyorum…

TÜRMOB BAŞKANI A. MASİS YONTAN – Ama bu sorunlarımızı da ne olursunuz gündeme getirelim. Gelir İdaresi Başkanım da burada, bu sorunları kendileri de biliyor. Gerçekten şu mücbir sebep hâlimiz: Mali tatili 31 Temmuza uzatalım, ya bir tatil yapalım, tatil insanların insanlık hakkı.

Çok teşekkür ediyorum Başkanım söz verdiğiniz için, sizlere de çok teşekkür ediyorum, çok sağ olun.

 

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ
 (CHP İstanbul Milletvekili )

Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın milletvekilleri, bürokrasinin çok değerli temsilcileri; hepinizi selamlıyorum, sevgiler saygılar sunuyorum.

Hemen konuya gireceğim çünkü zaman son derece kısıtlı. Teklif çok geniş konularda düzenleme yapıyor, Merkez Bankası Kanunu’ndan Gelir Vergisi Kanunu’na, enerji sektörü düzenlemelerine, sağlık sektörüyle ilgili düzenlemelere ve yurt dışında çalışanların boşanmasına kadar çok kapsamlı düzenlemeler içeriyor. Özü itibarıyla bir kriz dönemi düzenlemesi olarak tanımlamakta hiçbir sakonca görmüyorum, hazineye gelir sağlama amaçlı düzenlemeleri de var.

Şimdi, vergiyle ilgili değerlendirmeleri yapmadan önce sisteme ilişkin bir genel değerlendirme yapmak istiyorum. Bizim gelir vergisi sistemimizin beyan usulüne geçişi 1950’li yıllardadır, 1949 yılında çıkmış olan 5421 sayılı Gelir Vergisi Kanunu, yine aynı yıl çıkmış olan 5422 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu ilk olarak 1950 yılında uygulanmaya başlamış ve o tarihten bu yana bizim kazanç üzerinden alınan vergilerimiz yani gelir ve kurumlar vergisi beyan üzerinden alınmaya başlanmıştır. Beyan sistemi modern bir sistemdir, beyan sisteminin en temel özelliği mükellefin kazancını kanunlar, kurallar çerçevesinde idareye beyan etmesi ve idarenin de bu kazancı denetlemesidir. Bir diğer özelliği de denetim oranının düşüklüğü nedeniyle... Yüzde 1-2 gibi bir orandır aslında mükellefin denetim oranı belki 3-4 olabilir her neyse ama düşük bir orandır. Sistemin otokontrol mekanizmaları dediğim mekanizmaları vasıtasıyla da mükellef beyanının düşüklüğü önlenir. Böyle temel özelliği, temel yapısı olan bir sistemimiz vardı. Maalesef zaman içerisinde otokontrol müessesleri sistemden çıkarıldı, şu anda vergi sistemi korunmasız kalmıştır. İdarenin yapmış olduğu denetim son derece sınırlıdır, denetim elemanı sayısındaki artışa rağmen denetim son derece sınırlıdır ve özellikle de AK PARTİ iktidarları döneminde sık sık yeniden yapılandırma ve varlık barışı düzenlemelerine gidilmek suretiyle görünüşte sisteme ek gelir sağlama amacı güdülürken gerçekten sistem aşındırılmıştır, sürekli olarak yeniden yapılandırma ve v arlık barışı düzenlemeleri yapılması suretiyle mükellefin sisteme olan inancı zayıflamış ve nasıl olsa yine bir yapılandırma, af kanunu ya da varlık barışı düzenlemesi çıkar düşüncesiyle mükellefler vergisel yükümlülüklerini zamanında yerine getirmekten kaçınmışlardır.

Demokratik devletin zor kullandığı en geniş alan vergidir. Bu nedenle güçlü demokrasiler, gelişmiş demokrasiler demokratik devletin bu geniş alanda ülkeyi yönetenlerin, iktidarların istediği gibi hareket etmesini önlemek, siyasal tercihlerle vergi uygulamalarına yön vermesini önlemek amacıyla gelir idarelerini yarı özerk bir yapıya kavuşturma yoluna gitmişlerdir. OECD ülkelerine bakıldığında klasik Maliye Bakanlığı modelinden yarı özerk Gelir İdaresi modeline geçildiği görülür. Yarı özerk yani uygulamada bağımsız, siyasal erk sahipleri hiçbir şekilde uygulamaya müdahale edemez ancak idareye karşı, Maliye Bakanlığına karşı hesap verme yükümlülüğü olan bir kurum. Yarı özerk deyince, hani uygulamasına müdahale edilebilir şeklinde bir anlam çıkmasın.


Türkiye’de de bu çerçevede 2005 yılında yarı özerk Gelir İdaresi kurulmasını amaçlayan bir kanun çıkarıldı ama o tarihten bu yana yapılan uygulamalar, sonra zaman içerisinde tüm denetim birimlerinin Maliye Bakanlığına bağlanması suretiyle yapılan, çıkarılan uygulamalar, klasik Maliye Bakanlığından çok daha kötü bir şekilde uygulamayı tamamen siyasal iktidarın emrine vermiştir. Bugün ortada yarı özerk Gelir İdaresi yoktur, tamamen ve tamamen 2005 yılından bu yana Bakana bağlı, onun siyasal kararlarına göre hareket eden bir idare vardır. Denetimin bakanlar elinde nasıl bir silah hâline dönüştürüldüğünü gördük. İstediğiniz kadar kalkınma planlarında idarenin özerk olacağını, mükellef haklarının yasal bir altyapıya kavuşturulacağını yazın gerçek öyle değildir, bugün Vergi İdaresi, Gelir İdaresi, denetim birimleri tamamen siyasi iradenin maalesef emrinde olmuştur.

Devletin vergilendirme yetkisinin sınırı mükellefin hak ve özgürlüklerinin sınırıdır. Bu ikisinin bir denge içerisinde götürülmesi lazım. Anayasa Mahkemesi bir kararında bu uluslararası kuralı çok güzel anlatmıştır, ilgili arkadaşlara tavsiye ederim, o kararı bulup okusunlar. Devlet istediği gibi vergi koyamaz, vergi sisteminde istediği gibi değişiklik yapamaz. Ta, 1950 yılında uygulamaya konulan gelen 5421 sayılı Gelir Vergisi Kanunu, beyan sistemini kabul ederken şöyle bir gerekçe koymuş, genel gerekçesine bakıldığında orada görülecektir: Esas olan beyan sistemidir. Beyan sisteminden sapma ancak ekonomik ve sosyal zorluklar veya teknik nedenlerle olabilir. Nitekim aynı kanunda götürü usulde vergileme vardır ki daha sonra 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nda aynı sistem yine devam etmiştir. Götürü vergileme bir istisnadır, esas olan daima kazancın beyan sistemine dayanmasıdır ama görüyoruz ki bu teklifte yer alan bir maddeyle beyan sistemi altüst edilmiştir, götürü vergilemeye gidilmiştir. Efendim, vergilemede basitlik vesaire, söylenebilir, bu uygulamayla belli sektörlerden daha çok vergi alınması hedeflenmiş olabilir, belli iş kollarından daha çok vergi alınması hesaplanmış olabilir; bu konular Gelir İdaresinin bilgisayarında vardır, hangi iş kolları, hangi sektörler ne kadar vergi ödüyor, onların toplam

hasılatlarının yüzde 10’unu alırsak bunu vergiye tabi kazanç olarak kabul edersek ne kadar vergi alırızın hesabı yapılmış ona göre bu madde getirilmiştir tabii. Ama maddenin yazım tarzına bakıldığında bunun bir vergi güvenlik önlemi olmaktan öteye giderek vergi sistemini tamamen tahrip eten bir yapıya dönüştürüldüğünü görmek mümkündür. Bu son derece sakıncalı bir maddedir. Aynı amaç bu düzenlemeyi bir vergi güvenlik önlemi olarak tasarlamak suretiyle gerçekleştirilebilir.

Maddeyle ilgili görüşlerimi maddeye geldiğimde ifade edeceğim. Ayrıca madde son derece kötü yazılmıştır. Onu Gelir İdaresi yazdıysa o idareye de o yazım şeklini yakıştıramadım, bu kadar yıllık bir Gelir İdaresi teşkilatı bu maddeyi teknik terminolojiyi bile bir kenara bırakarak bu şekilde yazıyorsa sadece ve sadece o idarenin eski bir mensubu olarak ben üzüntülerimi ifade ederim.

Varlık barışı düzenlemesi, bugüne kadar af veya yeniden yapılandırma ya da varlık barışı adı altında 8 tane kanun çıkarıldı, tablosu önümde, isteyenlere verebilirim. İlk düzenleme 25/10/2003 tarihinde 4811 sayılı Kanun’la yapıldı, son düzenleme 11 Mayıs 2018 tarihli 7143 sayılı Kanun’la yapıldı. Sadece varlık barışı olarak değerlendirecek olursak bu 5’inci varlık barışı düzenlemesi olacak. İlk varlık barışı düzenlemesi olan 5811 sayılı Kanun’un uygulamasından doğan sonuçlar Gelir İdaresinin web sayfasında yayınlandı ama ondan sonra hiçbir varlık barışı uygulaması sonucu yayınlanmadı. Buna Bakanlığın, idarenin hiçbir şekilde hakkı yok. Hangi kanundan, hangi sonuçlar elde edilmiştir, bunlar açık bir şekilde yayınlanmalıdır. Ben de burada bu rakamları talep ediyorum. Yani 6111 sayılı Kanun dâhil olmak üzere, o tarihten bu yana bütün varlık barışı uygulamalarının sonuçlarını öğrenmek istiyorum.

BAŞKAN – Lütfen tamamlayabilir miyiz?

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) –Öyle mi daha yeni başlamıştık Sayın Başkan.

BAŞKAN – On dakikayı geçti.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Komisyonun eski mensubu olursam belki biraz...

BAŞKAN – Maddede de söz verebilirim.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Tamam, peki, toparlıyorum, elbette süreme uyacağım.

Son cümlelerimi ifade edeyim: Merkez Bankası Kanunu’yla ilgili yapılan düzenleme yanlıştır, çok konuştuk bunu. Şimdi teklifi sunan değerli arkadaşımız Uzak Doğu ülkelerinden örnekler veriyor, Kore, sonra bir ülke daha söyledi, kaçırdım, oralarda bu kanun var. Peki, ben size soruyorum: O ülkelerde Merkez Bankası rezervleri nedir? Ekonomik büyüme nedir? O ülkenin bir ekonomik kriz durumu var mıdır? Merkez Bankası rezervlerinin kısa vadeli borçları karşılama oranı nedir? Rezerviniz bitmiş, oturmuşsunuz, para lazım, deniz bitti, Merkez Bankası ihtiyat akçesine göz dikmişsiniz. Bakın, bu sizi kurtarmaz. Para yok, kriz var, bu bitince ne yapacaksınız? 2001 krizinde bile ülkeyi yönetenler bu yola başvurmadılar. Açıkça ekonomik paketlerini ilan ettiler, halkın karşısına çıktılar, faturasını da ödediler. Faturayı yerel seçimlerde ödediniz, daha da ödeyeceksiniz. Böyle giderseniz bunun faturası çok ağır olacak, tavsiye etmiyorum. Merkez Bankasıyla bu kadar oynamayın. Son Merkez Bankası Başkanımız Sayın Durmuş Yılmaz’dı. Sonra maalesef bağımsız Merkez Bankası Başkanları göremedik ama öyle veya böyle o Merkez Bankası Başkanlarının bir direnç noktaları vardı yine bu son direnç noktası da son başkanla gitti, şimdi uysal Başkan geldi yerine. Uysal başkanın ilk icraatı ihtiyat akçelerinin bütçeye aktarılması oldu. Hukuk yok, bu zorbalık arkadaşlar. Genel Kurul kararı bile aranmıyor, oradaki ihtiyat akçelerinin hazineye aktarılması için Merkez Bankasının Genel Kurul kararı bile aranmıyor, hazine doğrudan el koyuyor. Merkez Bankası vitrinde bağımsızlığı olan bir kurum, en azından vitrinde bir şey duruyordu, bir gün bağımsız olma umudu vardı, o da yok edildi. Kanun açık, Merkez Bankası Kanunu’nun 27’nci maddesi açık, 28’inci maddesi açık. Bu hâllerde Merkez Bankası Başkanının görevi sona erer yani ticaretle uğraşırsa, bankalar veya iştiraklerde görev alırsa. Efendim, 375 sayılı KHK’yle düzenlemeler getirildi. Getiril de ama özel kanun orada duruyor, o maddeleri değiştirmediniz; öyle yok, kanun orada duruyor arkadaşlar.

BAŞKAN – Evet, Sayın Hamzaçebi...

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Toparlıyorum Sayın Başkanım.

Hemen bitiriyorum, şimdiden söyleyeyim de arkadaşlar belki hazırlık yaparlar, enerjiyle ilgili düzenlemedeki bir madde bir şirketi kurtarmaya yönelik. Yok öyle yağma, öyle otuz altı ay süre veriyorsunuz falan. O zaman bütün herkese süre verin, enerji sektöründeki bütün herkese, şirketlere otuz altı ay süre verin. Teklif sahibi arkadaşımız bunu kendi yazdıysa kendisinden bekliyorum o bilgiyi. Muhtemelen ilgili bakanlık yazdı, kendisine verdi.

Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Daha çok var ama artık zamanı geldiğinde anlatırız onları.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, bir de...

BAŞKAN – Buyurun.


MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Bakan Yardımcısının burada oturması doğru mudur? Yani ön sırada oturacak bir yer yok mudur?


BAŞKAN – Doğru değil. Şöyle yapalım: SGK Başkanımız ve BTK Başkanımız...

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Eğer bakan yardımcıları önemli değilse, sayılmıyorsa yani oyuna dâhil değilse öyle bilelim.

BAŞKAN – Yok, yok, geç geldiği için öyle oldu.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Geç girseniz de Sayın Bakan Yardımcısı sizin yeriniz orasıdır, geçeceksiniz oraya. Ben sizin yerinizde olsam, sizi oraya oturtuyorlarsa kalkar giderim.

BAŞKAN – Yok, öyle bir şey yok.

SGK Başkanımız sizi şöyle alalım, şimdi, BTK’daki daire başkanı arkadaşlarımız, Merkez Bankası Başkan Yardımcımızı da 2’nci sıraya alalım, SGK Başkanımızı da 2’nci sıraya alalım, diğer arkadaşlarımız bir arkaya geçsinler. Gelir İdaresi Başkanımızı da 2’ci sıraya alalım,. Başkanım siz de gelin şöyle.