Yıl:40  Sayı: 394 Ekim 2019 Mükellef 


 
16 Ekim 2019 Çarşamba

 

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.03

BAŞKAN: Başkan Vekili Mithat SANCAR

KÂTİP ÜYELER: İshak GAZEL (Kütahya), Şeyhmus DİNÇEL (Mardin)

-----0-----

BAŞKAN - Türkiye Büyük Millet Meclisinin 7'nci Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Sayın milletvekilleri, yürütmenin Barış Pınarı Harekâtı ve uluslararası gelişmeler konusunda İç Tüzük'ün 59'uncu maddesinin (2)'nci fıkrası gereğince gündem dışı konuşma istemi vardır. Bu istemi yerine getireceğim.

Şimdi, yürütme adına bilgilendirme yapmak üzere Dışişleri Bakanı Sayın Mevlüt Çavuşoğlu'nu Genel Kurula davet ediyorum.

Sayın Bakan, konuşma süreniz yirmi dakikadır.

Daha sonra istemleri hâlinde siyasi parti gruplarına onar dakika ve grubu bulunmayan milletvekillerinden birine beş dakika süreyle söz vereceğim.

Buyurun Sayın Bakan. (AK PARTİ ve MHP sıralarından alkışlar)

 

 

 

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU - Çok teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 9 Ekim 2019 tarihinde başlattığımız Barış Pınarı Harekâtı'na ilişkin olarak Hükûmetimiz adına yüce Meclisimizi bilgilendirme imkânı verdiğiniz için şükranlarımı sunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Sözlerime başlamadan evvel, barış harekâtında şehit düşen Mehmetçik'lerimize ve sivil kardeşlerimize Allah'tan rahmet, yakınlarına sabır, yaralanan kardeşlerimize de acil şifalar diliyorum. Şehitlerimizin kanları yerde kalmamıştır ve kalmayacaktır.

Saygıdeğer milletvekilleri, Suriye'de dokuz yıldır devam eden ve yüz binlerce Suriyelinin hayatını kaybetmesine, milyonlarcasının yerinden edilmesine yol açan ihtilafın menfi etkilerini en ön saflarda göğüsleyen ülke Türkiye'dir. Suriye halkının meşru beklentileri ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin 2254 sayılı Kararı temelinde muteber bir siyasi çözüme bir an evvel ulaşılması için ilk günden beri yoğun çaba sarf ediyoruz.

Suriye ithilafının askerî yollarla çözümünü külliyen reddettik ve tıkanmış durumdaki siyasi sürecin ilerletilmesi, Sayın Cumhurbaşkanımızın önderliğinde izlediğimiz dirayetli ve kararlı girişimlerimizle mümkün kılınabilmiştir. BM ve garantörü olduğumuz Suriye muhalefetiyle istişarelerle, yine Astana Platformu'nun içinde bir buçuk yılı aşkın bir süredir sarf ettiğimiz yoğun çabalar meyvesini geçen eylül ayında nihayet verdi ve 16 Eylül 2019 tarihinde Ankara'da Sayın Cumhurbaşkanımızın ev sahipliğinde gerçekleştirdiğimiz üçlü zirvede Suriye'de serbest ve adil seçimlerin önünü açacak uygun ortamın yaratılmasında kritik bir eşik aşıldı ve Anayasa Komitesinin üyeleri üzerinde mutabakat sağlandı ve Anayasa Komisyonu kuruldu. Türkiye, komşusu Suriye'deki siyasi çözüm sürecine olan desteğini önümüzdeki dönemde de artırarak sürdürecektir ve Anayasa Komitesi 30 Ekimde Cenevre'de ilk toplantısını gerçekleştirecektir.

Buna mukabil, Suriye'de siyasi çözüme yönelik arayışlarımız, terörle mücadelemizin alternatifi ya da karşıtı değildir. Türkiye, ulusal güvenliğine tehdit oluşturan tüm terör örgütleriyle tehdidin kaynağında ve ön alıcı bir vizyonla mücadelede kararlıdır. Ülkemiz, Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı Harekâtlarıyla 4 bin kilometrekareyi aşan bir alanda DEAŞ ve PKK/YPG-PYD terörüyle mücadele etmiş ve bu bölgeleri terör örgütlerinden arındırmıştır. Şanlı Türk ordusu, Suriye'de 3 binden fazla, Irak dâhil toplamda 4 bin DEAŞ teröristini göğüs göğüse çarpışarak etkisizleştirmiştir, elimine etmiştir. Tüm dünya DEAŞ'le mücadeleyi terörist-sivil ayrımı gözetmeden Suriye ve Irak şehirlerinde havadan bomba yağdırma olarak algılarken, biz, tek bir sivilin burnunun kanamaması anlayışıyla, arazide adım adım, hatta santim santim ilerleyerek mücadelemizi sürdürdük.

Bakınız, bir örnek vermek istiyorum: DEAŞ'le mücadele uluslararası koalisyonun bugün havadan attığı bombalar neticesinde en az 1.335 sivil ölmüştür, bu kendi raporlarında var. Müttefiklerimiz terörle mücadeleyi başka terör örgütlerine ihale ederken Türkiye olarak kararlı tutumumuzdan taviz vermedik. Biz terör örgütleri arasında seçmece yaklaşımları, terör örgütlerini taşeron olarak kullanmayı asla kabul etmedik, her türlü zorluğa rağmen Suriye'de meşru, adil, ahlaki değerler temelinde ve sürdürülebilir bir terörle mücadele stratejisini bugüne kadar uyguladık. Fırat'ın batısından sınırlarımıza yönelik DAEŞ ve PKK/PYD-YPG tehdidini kendi imkânlarımızla önemli ölçüde bertaraf ettik. Bu bölgelerde altyapı, üstyapı ve insani hizmetlerin sağlanmasında ilgili kuruluşlarımız büyük gayret gösterdiler ve bunun neticesinde bugüne kadar 360 binden fazla Türkiye'deki Suriyeli kardeşlerimiz bu bölgelere güvenli bir şekilde geri döndü ve orada da onlara gereken desteği

 

1

veriyoruz.

 

Saygıdeğer milletvekilleri, Fırat'ın batısında millî güvenliğimize yönelen terörün beli kırılırken hem DAEŞ hem YPG/PKK, Fırat'ın doğusunda PYD/YPG terör örgütü müttefiklerimizin desteğiyle giderek güçlenmekte hatta bir terör devleti oluşturmaktaydı. Bugün bazı ülke ve çevrelerin Barış Pınarı Operasyonu'ndan çok rahatsız olmasının nedenini biz gayet iyi biliyoruz ve bu rahatsızlığın sebebi biz bu oyunu bozduk yani burada bir terör devleti kurmak istiyorlardı, çok açık ve net. Bugün, başta Fransa olmak üzere en çok tepki gösteren ülkelere bakın amaçları burada bir terör örgütü kurmaktı ve bunun için sahada ve komşu bölgelerde de çok ciddi çalışmalar yaptılar. Dolayısıyla bize bu kadar saldırmalarının sebebi de bu oyunu bozmamızla beraber yaşadıkları hayal kırıklığıdır, onun neticesidir. Son iki yılda gerek Fırat'ın doğusunda ülkemiz topraklarına gerek Menbic üzerinden Fırat'ın batısındaki unsurlarımıza yönelik yüzlerce taciz, saldırı ve hasmane eyleme maruz kaldık devlet olarak ve millet olarak. Sınır boylarımızda uzanan YPG, PYD tünelleriyle topraklarımıza sadece patlayıcı ve mühimmat değil, teröristler de kaçırıldı. Fırat'ın doğusundaki kamplarda eğitilen teröristler topraklarımızda eylem arayışına girdi. Güvenlik güçlerimizin üstün ve takdire şayan çabaları sayesinde bu terör eylemlerinin çoğunu önleyebildik. PYD, YPG Suriye'deki saldırılarını da sürdürdü. Gerek Afrin'de, Cerablus'ta, Çobanbey'de, Tel Rıfat'ta sivilleri katlettiler, aynı şekilde, burada tüm sivilleri sürgüne gönderdiler ve PYD, YPG, DAEŞ'le doğrudan anlaşmaktan da hiçbir zaman çekinmedi. Rakka'da DAEŞ'le vardığı mutabakat çerçevesinde yüzlerce DAEŞ militanı elini, kolunu sallayarak otobüslerle tahliye edildi ve YPG'liler bu otobüslerin temin edilmesini de sağlamıştır ve yine, elinde tuttuğu DAEŞ'lileri Türkiye'de terör eylemi yapmaları karşılığında serbest bırakmakla kalmadı, onların cebine harçlık da verdi. Bunların hepsinin istihbari bilgileri bizim elimizde. Yani DAEŞ'lilerin bize saldırması için YPG, PKK terör örgütü para verdi. Yani YPG'yi, PKK'yı şimdi bazı ülkeler yine burada vekâlet olarak kullanıyor ama bu terör örgütü de, DAEŞ'liler, aynı şekilde bize karşı para vererek ve serbest bırakarak, silah vererek kullanıyor. Bu terör örgütü, YPG, PYD palazlandıkça terör ve baskının boyutunu artırdı, sadece Arap, Kürt, Hristiyan ve Türkmen gençleri değil, çocukları da zorla silah altına aldı. İşte, Aramilerin Dünya Kongresinin Başkanı söylüyor, Hristiyan bir azınlık, bas bas bağırıyor, Hollanda'nın göbeğinde bağırıyor "Bu terör örgütü bizim çocuklarımızı zorla bünyesine katıyor." diye ama kimse maalesef duymuyor. Dolayısıyla kendine muhalefet eden Suriyeli Kürt aydın ve siyasetçiler başta yerel şahsiyetleri de maalesef öldürdü, katletti, işkenceden geçirdi, sindirdi, sürgüne gönderdi. Hep söylüyoruz: Bugün Türkiye'de 350 binden fazla Suriyeli Kürt kardeşimiz var. Madem oralarda YPG var, madem YPG Kürtlerin haklarını savunuyor, bu 350 binden fazla Suriyeli Kürt kardeşimiz buralara neden dönemiyor? Bütçe görüşmemde de bunu açıkça sordum, şimdi de soruyoruz ve bugün YPG'ye destek veren ülkelere de "Hiç bunlarla gidip konuştunuz mu?" diyoruz, "Hayır, konuşmadık." diyorlar çünkü, biraz önce de söylediğim gibi, maalesef onların derdi başka.

Ve onlarca Arap köyü ve şehri, PYD-YPG'nin etnik temizlik operasyonları neticesinde, bin yıllık tarihsel dokularını ve demografik yapıları kaybetti. Üçte 2'sinde bugüne kadar Arapların çoğunlukla bulunduğu, yaşadığı bu bölgeler bir avuç teröristin demografik mühendislik oyunlarına ve yine bunların, maalesef, inisiyatifine terk edildi. En az 1 milyon insan yerinden edildi ve Arap kökenli çocukların, ana dillerinde eğitim almaları engellendi; biraz önce söylediğim Aramilerin de okulları bu YPG/PKK terör örgütü tarafından kapatıldı. Yerel halk Rakka'da, Deyrizor'da, Tel Abyad'da, Haseke'de, maalesef, bu terör örgütünün zulmüne karşı ayaklandığı zaman da bu terör örgütü otomatik silahlarla o insanları taradı. Kısacası, PYD-YPG terör örgütü "insanlığa karşı suç" tanımında ne varsa hepsini hayata geçirdi. İşledikleri bu suçlar, bizim Türkiye olarak söylediklerimiz ya da iddialarımız değil; Birleşmiş Milletlerin raporlarında var, aynı şekilde Amnesty ve Human Rights Watch gibi uluslararası insan hakları kuruluşları tarafından da kayda geçirildi ve bunların raporları da var.

Saygıdeğer milletvekilleri, biz, PKK ve türevlerini çok iyi tanıyoruz; Batı'nın bu terör örgütlerine karşı ikircikli tavrını da gayet iyi biliyoruz ve görüyoruz. Türkiye Cumhuriyeti, terör örgütleriyle mücadelede ilk tercihini müttefikleriyle birlikte çalışmaktan yana kullandı. PYD-YPG tehdidine yönelik beklentimizi başta ABD olmak üzere tüm müttefiklerimiz nezdinde, her düzeyde, defaatle dikkate getirdik ve anlatmaya çalıştık; ne var ki PYD-YPG'ye karşı ortak hareket etme çabalarımızın tamamı ABD askerî güvenlik bürokrasisinin engeline takıldı. Burada, ABD'yle Menbiç'teki YPG-PYD mevcudiyeti sorununu çözmek için bir yol haritası kabul ettik. Doksan günde bu YPG'liler Menbiç'ten çıkarılacaktı; on altı ay oldu, YPG'liler hâlen Menbiç'te. Yine, Sayın Cumhurbaşkanımız Başkan Trump'la 2018 Aralık ayındaki telefon görüşmelerinde vaatlerin yerine getirilmediğini aktardığında Trump bu sefer Suriye'den tamamen çekileceklerini söyledi. On ay geçti, ABD askerleri hâlen orada. Şimdi, yavaş yavaş kuzeyden çekiliyorlar ama Suriye'den çekilmiyorlar. Trump, 14 Ocak 2019'da bu defa güvenli bölge tesis edilmesi konusunda Sayın Cumhurbaşkanımızın talebine olumlu karşılık veren sosyal medya mesajları yayınladı hatta 20 mil yani 32 kilometre derinliği

2

bizzat kendisi zikretti. Aradan dokuz ay geçti, ABD askerî güvenlik bürokrasisi Başkanlarının emirlerini yerine getirmedi ve getirmemekte de hâlen direndiğini görüyoruz.

 

Yine, 2018 Aralık ayında Trump'ın ilan ettiği çekilme kararını takiben ABD'yle birlikte bir güvenli bölge kurulması için gayretlerimizi sabırla sürdürdük. Teklifimiz üzerine teşkil edilen güvenli bölge görev gücü 3 defa toplandı. Beklentilerimizi ısrarla ABD'lilere bu toplantılarda da aktardık.

Son olarak 5-7 Ağustos'ta Ankara'ya gelen ABD askerî heyetiyle askerî makamlarımız arasında bir ön mutabakat sağlandı. Ne var bu ön mutabakatta, onları sizlere arz etmek isterim. ABD makamları ne vaat etti? Bir, PYD ve YPG'nin ağır silahlarının toplanacağını; iki, teröristlerin bölgeden tamamen çekileceğini; üç, tahkimatların yıkılacağını -hani hep söylüyoruz ya, terör örgütü orada neler yaptı, tahkimatlar- ve Suriye topraklarında birlikte devriye üsleri tesis edebileceğimizi ABD bu ön mutabakatta bizzat taahhüt etti ama bu vaatlerin hiçbiri maalesef yerine getirilmedi. Sonuçta güvenli bir bölgenin oluşturulması konusunda ABD'yle görüşmelerimizi maalesef akim kaldı. Tüm temaslarımızda uluslararası hukuktan kaynaklanan meşru müdafaa hakkımızı gerektiğinde kullanmakta tereddüt etmeyeceğimizi vurguladık. Yine, sınırlarımızın yanı başındaki teröristlerin varlığına müsamaha göstermeyeceğimizi de her defa yineledik. Ayrılıkçı gündemlere sahip terörist grupların varlığının Suriye'nin toprak bütünlüğünü tehdit ettiği mesajlarını verdik ama biraz önce de söylediğim sebeplerden dolayı zaten Suriye'nin sınır bütünlüğünün, toprak bütünlüğünün o terör örgütlerini destekleyenlerin umurunda bile olmadığını da yine gördük. Nihayetinde, saygıdeğer milletvekilleri, ülkemizin ve milletimizin güvenliğinin sağlanması ve bölgemizde barış ve istikrarın tesisi için Türkiye olarak harekete geçtik. Bu çerçevede, Sayın Cumhurbaşkanımız Başkomutan sıfatıyla 9 Ekim tarihinde Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından Barış Pınarı Harekâtı'nın başlatılmasının emrini bizzat verdi. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Ve bu emri vermeden önce Sayın Cumhurbaşkanımız, biraz önce söylediğimiz tüm çabaların maalesef akamete uğradığını ve hiçbir netice almadığımızı, dolayısıyla Türkiye'nin tek başına hareket edeceğini ve harekâtı başlatacağını bizzat telefon açarak ABD Başkanı Trump'a da iletmiştir ve harekâttan hemen önce ve harekât başlarken önceden hazırlığımızı yaptık. Önce Astana garantörlerine bilgi verdik ve aynı anda BM Genel Sekreterini bilgilendirdik, BM Güvenlik Konseyinin Dönem Başkanına mektup gönderdik ki Güvenlik Konseyini bilgilendirsin diye. Ayrıca, aynı şekilde daimi üyeleri bilgilendirdik. Yine, NATO Genel Sekterini ve NATO Konseyini bilgilendirdik -NATO Genel Sekreteri de ülkemize geldi biliyorsunuz, daha önce belirlenmişti ama- enine boyuna bunları da değerlendirme fırsatı bulduk. Geçen harekâtımızda yani Zeytin Dalı Harekâtı'mızda olduğu gibi yine Suriye rejimini de bilgilendiren bir nota verdik, İstanbul'daki Başkonsolosluklarına bir nota verdik. Bu notada ve diğer bilgilendirmelerde, mektuplarda ne olduğunu, bugüne kadar nasıl geliştiğini, biraz önce anlatmaya çalıştığım gelişmeleri sıraladıktan sonra uluslararası hukuktan doğan -biraz sonra onlara da geleceğim- haklarımıza ve uluslararası hukuka referansta bulanarak tüm bilgilendirmelerde bulunduk ve de Suriye'nin sınır bütünlüğüne ve toprak bütünlüğüne bağlı olduğumuzu da tüm bu bildirimlerde yine vurguladık.

Bizler gerek Ankara'da gerekse yine yurt dışındaki diplomatlarımızla tüm dünyada faal bir şekilde bu harekâtımızın önemini, amacını anlatırken Türkiye'ye yönelik karalama politikaları ya da propagandalarına karşı da en güzel cevabı veriyoruz. Cumhurbaşkanımız çok sayıda liderle görüştü, keza ben de Dışişleri Bakanı olarak sadece Rusya ve İran dışişleri bakanlarıyla değil birçok ülkenin dışişleri bakanlarıyla ve uluslararası örgütlerin temsilcileriyle görüştüm ve arkadaşlarımızla beraber yani Türk hariciyesi olarak da çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Türk hariciyesi beka meselesi addettiğimiz bu davada da uluslararası toplum nezdindeki girişimlerini sebatla, dirayetle ve milletimizden aldığımız güçle sürdürmektedir. Huzurlarınızda tüm çalışma arkadaşlarıma bu gayretlerinden dolayı da çok teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Dün de yine Bakü'de Sayın Cumhurbaşkanımızın başkanlığında Türk Konseyi'nden hareketlerimizi destekleyen bir karar çıkarttık.

Çok kıymetli milletvekilleri, Saygıdeğer Başkan; Barış Pınarı Harekâtı'nın amacı nedir? Barış Pınarı Harekâtı'nın amacı, bölgedeki teröristleri etkisiz hâle getirmek ve sınır güvenliğimizi sağlamaktır; aynı şekilde ikincisi, Türkiye'nin halkını teröristlerin zulmünden kurtarmak ve biraz önce de vurgu yaptığım Suriye'nin toprak bütünlüğü ve siyasi birliğini muhafaza etmektir ve yine terörden arındıracağımız topraklara, daha önceki bölgelerde olduğu gibi, güvenli ve altını çizerek söylüyorum, gönüllü geri dönüşlerin önünü açmaktır ve dönenlere yardım etmektir. Harekât, uluslararası hukuk temelinde -biraz önce söylediğim vurgulayacağım diye- ve Birleşmiş Milletler Şartı'nın 51'inci maddesinden kaynaklanan meşru müdafaa hakkımız ve bugüne kadar terörle mücadele konusunda BM Güvenlik Konseyinin aldığı kararlar çerçevesinde; 1373 -taa 2001'den bahsediyorum- 1624, 2170, 2178, 2249 ve en son 2254 sayılı kararlar uyarınca Suriye'nin toprak bütünlüğüne ve birliğine saygı temelinde yürütülmektedir. Buna ilaveten 20 Ekim 1998 yılında imzaladığımız Adana Mutabakatı da Suriye topraklarından kaynaklanan terörün her türlüsüyle bu ülkede vakitlice

3

ve etkin şekilde mücadele edebilmemiz için ülkemize gerekli hukuki temeli sağlamaktadır. Daha önceki harekâtlarda olduğu gibi bu harekâtın planlama ve icrasında da sadece terör unsurları hedef alınmakta olup sivil halkın zarar görmemesi için gereken her türlü tedbir alınmaktadır. Biz bu hassasiyeti gösterirken terör örgütü sivillere saldırmaktadır. Bakın, ülkemizde şu anda 20'den fazla sivilimiz bu terör örgütünün 700'den fazla roket ve havan topu saldırılarıyla hayatını kaybetmiştir, şehit olmuştur. Aynı şekilde çok sayıda da yaralımız var.

 

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Devam edin Sayın Bakan, üç dakika süre daha ekliyorum.

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU - Ne acı ki terörle mücadelemize bugüne kadar demediğini bırakmayanlar terör örgütünün vatandaşlarımızı katletmesine sessiz kalmıştır.

Sayın milletvekilleri, Cumhurbaşkanımızın da belirttiği üzere Menbiç'ten Irak sınırına kadar oluşturacağımız batıdan doğuya 444 kilometre ve kuzeyden güneye 32 kilometrelik güvenli bölgede en az 2 milyon Suriyelinin de evlerine kendi evlerine dönmesini inşallah sağlamış olacağız. Türkiye'nin harekât alanının demografisini özellikle değiştirmek gibi bir amacı yoktur, bu konuda kara propaganda olduğu için söylüyorum. Tersine harekâtımız biraz önce de söylediğim gibi PYD-YPG tarafından yerlerinden edilen Arap, Kürt, Türkmen ve Hristiyan Suriyelilerin geri dönmesinin önünü açacaktır, demografik dengeyi tam bu şekilde de sağlamış olacağız.

Çok kıymetli milletvekili arkadaşlarım, DEAŞ terörüne karşı bir başka terör örgütüyle mücadele etme hatasını ısrarla sürdüren, PYD-YPG'nin DEAŞ'lı tutukluları çıkarları doğrultusunda serbest bırakmasına göz yuman ve kendi vatandaşı olan yabancı terörist savaşçıları dahi ülkelerine geri almaktan kaçınan ülkelerin DEAŞ'a karşı mücadele konusunda ülkemize ders verme hakkı yoktur. DEAŞ tutuklularının durumu elbette büyük önem arz etmektedir. Çok sayıda vatandaşımızı kurban verdiğimiz DEAŞ terör örgütünün tekrar hortlamasına kesinlikle müsaade edemeyiz, izin veremeyiz. Tüm yabancı terörist savaşçıları vatandaşı oldukları ülkelerin geri alması, geri gönderilmeleri esasen en köklü çözümdür ama almazlarsa biz gerekli tedbirleri alacağız. Burada bizim sorumluluğumuz elbette harekât alanındaki DEAŞ'lılarla sınırlıdır, Suriye'nin güneyinde veya başka yerlerdeki DEAŞ'lıları ya da YPG'nin serbest bıraktığı, kullandığı DEAŞ'lılardan da elbette sorumlu olamayız. Bu işin insani boyutu da var, özellikle DEAŞ'lıların geri bıraktığı kadın ve çocuklar ne olacak? Onların ülkelerine gitmesi hatta rehabilite edilmesi konusunda şimdi uluslararası örgütlerle ve ülkelerle de bir çalışma sürdürüyoruz.

Değerli milletvekilleri, sahadaki mücadelemizi kararlılıkla sürdürürken ABD'yle ilişkilerimizde de kritik bir aşamaya gelmiş bulunuyoruz. Sayın Cumhurbaşkanımız ile ABD Başkanı Donald Trump arasında Suriye bağlamında varılan ortak anlayışa rağmen, aralarında Kongre üyelerinin de bulunduğu ABD'li bazı yetkililerin zamanın sınavından geçmiş ittifak ilişkimizi âdeta yok sayarak geçici ve taktiksel dedikleri gayrimeşru ortaklıktan bir türlü kopmadıklarını, kopamadıklarını üzüntüyle müşahede ediyoruz. ABD Başkanı Trump'ın harekâtımızla ilgili yoğun dezenformasyon kampanyasının etkisinde kaldığını ve artan iç siyasi baskı karşısında ülkemize karşı bazı adımlar attığını görüyoruz, "tweet"lerinde bu gidişlerin gelişlerin olduğunu sizler de görüyorsunuzdur. ABD yönetiminin ve Kongresinin bu talihsiz tutumundan bir an evvel dönmelerini bekliyoruz ve bu yöndeki çabalarımızı sürdüreceğiz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Bakan, sözlerinizi bağlamanız için iki dakika daha süre veriyorum.

Buyurun.

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU - Hemen bağlıyorum Sayın Başkan.

Çok teşekkür ediyorum.

Türkiye-ABD ilişkilerinin korunması ve ilişkilerimize daha fazla zarar verebilecek adımlardan kaçınılması gerektiğini ABD yönetimine ve Kongreye izah etmeye elbette devam edeceğiz ve biraz önce dediğim gibi, Sayın Cumhurbaşkanımız Trump'la telefonda sürekli görüşüyor. Pompeo'yla 9 Ekim ve 15 Ekimde dün yine telefonda görüştük. Bugün biliyorsunuz, ulusal güvenlik danışmanı O'Brien'la beraber bir heyet geliyor. Aynı şekilde Başkan Yardımcısı Pence ve Pompeo'nun da ülkemize ziyaret planladığını görüyoruz. Tabii, bu görüşmelerimizde tüm görüşlerimizi, milletimizin düşüncelerini ve kararlılığımızı elbette ileteceğiz fakat şunu da söylemek isterim: ABD'nin tek taraflı politikaları ve kararlarıyla ilgili bizim duruşumuz nettir. Varoluşsal millî güvenlik menfaatlerimizin korunması söz konusu iken diğer bütün mülahazalar teferruattır. Böyle bir zamanda nereden gelirse gelsin hiçbir yaptırım ve tehdit kabul edilemez ve bizim kararlılığımızı etkileyemez. (AK PARTİ ve MHP sıralarından alkışlar) Ve söz konusu yaptırımlara da elbette karşılıklılık çerçevesinde gerekli cevabı da vereceğiz, gerekli adımları da atacağız.

Sonuçta, gerçekten teröre karşı bir harekât başlattık ve bu harekâta destek veren tüm siyasi partilerimize, gruplara çok teşekkür ediyoruz. Ama karşımızda neyle mücadele

4

etmemiz gerektiğini de ayrıca görüyoruz. Bunun için yüce Meclisin de çaba sarf ettiğini biliyoruz. Şunu söylemek isterim: Biz Dışişleri Bakanlığı olarak yüce Meclisimize her türlü desteği verme konusunda hazırız ve bugüne kadar bu konuda çaba sarf eden TOBB, TÜSİAD, MÜSİAD, DEİK ve sendikalar gibi tüm sivil toplum örgütlerine de her türlü desteği verdik. Biz de bu sahadaki kazanımlarımızı kaybetmemek için masada sizlerle beraber bu mücadelemizi sürdürme arzusundayız.

 

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Açalım, selamlamak için.

Sayın Bakan, buyurun.

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU - Bu düşüncelerle tekrar söz verdiğiniz için, bu fırsatı verdiğiniz için Hükûmetimiz adına şükranlarımızı sunuyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ ve MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkürler Sayın Bakan.

Değerli milletvekilleri, şimdi, siyasi parti grupları adına konuşmalara geçeceğim.

İç Tüzük'ün 59'uncu maddesine göre, sadece siyasi parti gruplarına ve grubu bulunmayan siyasi partilerden bir milletvekiline söz verilebiliyor ama İç Tüzük'ün bu konuda bazı boşlukları olduğunu düşünüyorum. Takdir yetkimi şöyle kullanacağım: Grubu bulunmayan diğer siyasi partilerin de milletvekillerine yerlerinden ikişer ya da üçer dakika söz vereceğim. Kendileri konuşmalar tamamlanınca sisteme girerlerse söz taleplerini karşılayacağım.

Evet, ilk konuşma İYİ PARTİ Grubu adına Bursa Milletvekili Ahmet Kamil Erozan'a ait.

Buyurun Sayın Erozan. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakikadır.

 

 

 

İYİ PARTİ GRUBU ADINA AHMET KAMİL EROZAN (Bursa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, Sayın Bakanım; öncelikle kaybettiğimiz şehitlerimizin ruhları şad, mekânları cennet olsun. Allah Mehmetçiğimizin yâr ve yardımcısı olsun. Yaralanan asker evlatlarımıza acil şifalar dileriz.

Üzüntülerimiz sadece kaybettiğimiz veya yaralanan evlatlarımızla sınırlı değil. Zira, ülkemizi yönetenlerin aldatılmaktan yılmadıkları, hata yapmaktan bıkmadıklarını gözlemlemenin de rahatsızlığını duyuyoruz. Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı Operasyonlarında olduğu gibi, şimdi de Barış Pınarı Operasyonu'nda Türk Silahlı Kuvvetleri müdahalesinin gerekli hâle gelmiş olması, onun öncesinde yapılmış olması gereken siyasi ve diplomatik çabaların ya eksik ya geç ya yetersiz ya da beceriksizlikle yapıldığının ifşa edilmesinden başka bir şey değildir. Türk Silahlı Kuvvetlerinin bölgede başarılı olmasından başka bir temennimiz yoktur. M4 Kara Yolu'nun kuzey kaldırımına geldiğinizde "Operasyon başarıyla tamamlandı." diyecek olsanız bile, ben size "Kara yolunun güney kaldırımındaki 65 bin kişilik PYD/YPG ordusu ne olacak?" diye sorarım. Her harekâtın siyasi sonuçlarının da düşünülmesi gerekir. Bugün söyleyemiyor olsanız dahi sonunda maalesef kabullenmek durumunda olacağınız başka siyasi gerçekler de olacak, bunun da hesabını vatandaş size sandıkta soracaktır. Keşke, ismi, Özerk Suriye Ordusu veya Suriye Millî Ordusu olarak adlandırılan birlikleri bu operasyonda hiç kullanmasaydınız. Bu birliklerde yer alan askerlerin zafer işareti olarak kullandıkları sembolün ne olduğunu herhâlde benden daha iyi biliyorsunuzdur. Medyaya yansıyan video ve fotoğraflardaki sol işaret parmağı hareketini maalesef biz Rusya Federasyonu Büyükelçisi Karlov'u vuran poliste de gördük. Biz bunu biliyorsak dünya âlem de biliyordur. "Bir gece ansızın gelebiliriz." demek bir caydırma ifadesi olsa da karşınızdakiler de bu şarkıyı dinlemekten bıkmışlardır. Bekledikleriniz de gelmemişler ama sizi 13 Kasımda ayaklarına davet etmişlerdir. Keşke, Sayın Dışişleri Bakanı bugün değil, Suriye meselesinin görüşüldüğü her oturumda burada veya Dışişleri Komisyonunda olabilseydi ve bizim söylediklerimize kulak verilmiş olsaydı. Bize kulak vermiyorsanız dahi bari tarihe kulak verin. Benim Dışişleri Bakanlığına girdiğim yıllarda Bakan olan İhsan Sabri Çağlayangil'i hatırlayan var mıdır bilmem. Rahmetlinin bir devlet adamı olduğundan şüphe yoktur, ondan bir cümle okuyacağım. "Orta Doğu'da önemli bir yemeğe davetli olduğunuz hâlde davetliler listesinde adınız yoksa bir de menüye bakın. Adınız menüde olabilir!" Biz bu durumu maalesef geçen hafta yaşadık. Bazı AB ülkelerinin Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyine sundukları ve Türkiye'yi kınamayı hedefleyen bir karar tasarısı Rusya ve ABD'nin vetolarıyla akamete uğradı. Aslında o, Orta Doğu konusunun ele alındığı bir yemekti, siz de davetliler listesinde yoktunuz. Rusya ve ABD'nin vetosundan memnuniyet duydunuz "Çok şükür atlattık." dediniz, oysa okuyamadınız durumu. "Suriye'deki ortak çıkarlarımız konusunda istişarelerde bulunuyoruz." diye müteaddit defalar açıklamalarda bulunmuş olan Rusya ve ABD, AB ülkelerine şöyle bir mesaj vermişlerdi: "Türkiye'yi size yedirmeyiz. Konuya müdahil olmayın. Türkiye'yi biz halledeceğiz." demişlerdi. Bugün o noktadadır.

 

5

Adını ne koyayım bilemiyorum ama dış politikadaki hatalar serisini siz "değerli yalnızlık" adlı bir politikaya dönüştürdünüz, aslında buna "değersiz yalnızlık" demek lazım bugün. İçinde bulunduğumuz izolasyonu da âdeta bir başarı öyküsü olarak dillendirmektesiniz. Bu söylemlerle kimseyi inandıramazsınız. Bu noktada aslında Mussolini'den de bir satır okuyacaktım ama kendimi yine tutuyorum.

 

Duyduğumuza göre bir de IŞİD'çilere hapishane yapacakmışsınız. Yine müteahhitlere fırsat doğdu. Niye yapıyorsunuz hapishaneleri? Kimsenin onları geri almayacağını bildiğiniz için mi? Biz bu hapishanelerin yapılacağını şimdi değil, altı ay önce duyduk. O zaman sormak gerekiyor: Trump'ın taleplerini kabullendiniz mi?

Teröristlerle ateşkes olmayacağı doğrudur. Esat rejimiyle de olmaz, zira onlarla bir savaş hâlinde değiliz. O zaman sormak durumundayız: Niye ateşkesi yarın ülkeye gelecek ABD Başkan Yardımcısı Pence'le görüşeceksiniz? Üstelik adamlar niye geldiklerini de açıklamış durumdalar. Öyle ise ismini koyun ve kimin kim olduğunu siz de bilin biz de. Döne döne başımız döndüğü için bugün iktidardan duyduklarımızdan da dönüleceğinden kendimiz gibi eminiz maalesef.

Öte yandan "Yaptırımları koyanlar teröristler mi yoksa Suriye devleti mi?" diye de soralım. Sayın Erdoğan'ın şahsı ve aile fertlerinin mal varlıklarının miktarının ne olduğu, nereden ve nasıl elde edildiklerinin yüz yirmi gün içinde belirlenmesine yönelik bir araştırmanın yürütülmesini isteyenler kimler? PYD/YPG mi yoksa Esat mı?

Yapılmaması gereken ama yaptıklarınızı özetledikten sonra asıl yapılması gerekenlere geçmeden bir hususa daha değinmek isterim. Dışişleri Bakanlığının bir dışişleri bakanına değil bir içişleri bakanına ihtiyacı vardır. Bu kurumun kariyerden gelen mensupları vatanperverlikte rakip tanımazlar. Mesai kavramı yoktur Dışişleri Bakanlığı memurlarının. Saat kaçta işe başlayıp kaçta bitirdiklerini kimse sormaz onlara, soramaz onlara. Dolayısıyla hoyrat davranmayın bu kardeşlerime, şakaya almayın söylediklerimi. "En başarılı büyükelçiler Bakanlık dışından atananlar." şeklindeki cümlenizin Bakanlık içinde yarattığı tahribatı tahmin edemezsiniz. Bakanlık dışından atadıklarınızın ise marifetleri maalesef gazetelere başlık olmaktadır. Vazgeçin kırıcı olmaktan. Bunu sizi korumak için değil, meslekten olan kardeşlerime sabır dilemek için söylüyorum.

Bu noktadan Suriye meselesinin geleceği ve çözümüne bakacak olursak yapılması gerekenleri kısaca "AK PARTİ'nin iktidarının yaptıklarının tersini yapmak" olarak özetlemek mümkündür.

Suriye'de ihtiyacımız olan hızlı, kapsamlı ve kalıcı bir çözümün temel hususlarını ise şu şekilde özetlemek isterim: Suriye'nin egemenliğine, toprak bütünlüğüne ve siyasal birliğine saygı gösterilecek, Anayasa Komisyonundan çıkacak sonuçlar ve ardından yapılacak demokratik seçimler ve Suriye halkının özgür iradesiyle iktidara gelecek yönetimle samimi , yapıcı iyi komşuluk ilişkileri geliştirilmelidir.

Sorunun uluslararası çözüm süreci sadece yakından izlenmemeli, sürece aktif şekilde katılmak suretiyle sonuçlarının sadece Suriye için değil, bu ülkeyle olan ikili ilişkilerimiz ve bölge açısından da olumlu yansımaları olması için çalışılmalıdır.

Bu ara dönemde Suriye'deki iktidar gücüyle, her türlü hamaseti bırakarak, herhangi bir ön şart ileri sürülmeden diplomatik ilişkiler yeniden tesis edilmeli, gündemdeki acil konular için aracısız bir diyalog kurulması imkânları yaratılmalıdır.

Hiçbir ülkenin içişlerine karışılmayarak, Suriye'nin özelinde her türlü terörist grupla mücadele konusunda hem Adana Mutabakatı hem de 21 Aralık 2010 tarihinde imzalanmış olan Terör ve Terör Örgütlerine Karşı Ortak İşbirliği Anlaşması tahtında koşulsuz bir iş birliği geliştirilmelidir. Zaten günün birinde Esat'la masaya oturduğunuzda siz "Adana Mutabakatı" derseniz, Esat size "21 Aralık 2010 tarihli Anlaşma" diyecektir. O anlaşmayı da başka bir iktidar değil siz yaptınız. O metnin altında selefinizin imzası var.

Üçüncü ülkelerin bölgeye ilişkin millî menfaatlerimizle uyuşmayan proje ve tasavvurlarının kuvveden fiile çıkmaması için öngörülen politikalar uygulanmalı ve Suriye'yi de içine alacak şekilde, örneğin Doğu Akdeniz'i kapsayacak bölgesel iş birliği modelleri üzerinde çalışılmalıdır.

Suriye'nin tüm vatandaşlarını, terörizmle ilintili olmamaları kaydıyla, din, mezhep veya etnik kimlik farkı gözetmeksizin kardeşlerimiz olarak kabul etmeli, onlara karşı hiçbir ayrıştırıcı tavır sergilememeliyiz. Hâl böyle olmakla birlikte, özümüz olan Türkmen kardeşlerimize göstereceğimiz pozitif ayırımcılığın da anlayışla karşılanacağını umarız.

Ülkemizdeki Suriyeli ve diğer sığınmacıların beş yıl içinde ülkelerine dönüşlerini kolaylaştıracak ve hatta teşvik edecek ekonomik ve sosyal destek paketleri, Suriye'yle ikili ve ayrıca uluslararası düzeyde süratle uygulamaya konulmalıdır. AB'nin sağladığı mali imkânların kullanıldığı alanlar da bu anlayışla gözden geçirilmelidir.

Her türlü terör örgütü için kuluçkalık durumdaki Suriye'ye dünyanın dört bucağından ve çoğu Türkiye üzerinden gelmiş terörist örgüt mensupları ve yakınlarının geldikleri ülkelere dönüşleri sağlanamıyorsa bunlar için üretilecek çözümler Suriye toprakları içinde bulunmalıdır.

 

6

Bizden söylemesi. İnşallah, sadece bugün değil, önümüzdeki dönemde de söylemeye devam edeceğimiz hususlara kulak verirsiniz.

 

Hepinizi saygıyla selamlarım. (İYİ PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkürler Sayın Erozan.

Şimdi konuşma sırası, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Manisa Milletvekili Erkan Akçay'dadır.

Buyurun Sayın Akçay. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakikadır.

MHP GRUBU ADINA ERKAN AKÇAY (Manisa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz aldım, muhterem heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, Türkiye Büyük Millet Meclisimizi bilgilendiren Dışişleri Bakanımız Sayın Mevlüt Çavuşoğlu'na teşekkür ediyorum.

Türk Silahlı Kuvvetlerinin Suriye'nin kuzeyinde başlattığı, terörden temizleme, huzur ve güvenliği tesis etmeye yönelik Barış Pınarı Harekâtı 8'inci gününde de başarıyla icra edilmektedir. Fırat'ın doğusunda Tel Abyad ve Rasulayn arasında kalan yaklaşık 120 kilometre genişliğinde ve 30-35 kilometre derinliğinde başlayan harekât önemli bir güvenlik kuşağı tesisine imkân vermektedir. Böylece Zeytin Dalı ve Fırat Kalkanı Harekâtlarında terörden temizlenen alanlar Barış Pınarı bölgesiyle sahada birleştirilmektedir. Bu hatla birlikte ülkemize yönelik terör tehdidine karşı önemli bir adım atılmış olacaktır.

Değerli milletvekilleri, harekâtın başladığı günden beri başta Batı ülkeleri olmak üzere bazı ülkelerden ülkemize yönelik yaptırım tehditleri ve bu harekâtı durdurma çağrıları gelmektedir. Hedefimiz, bir taraftan güvenliği tehdit eden terör unsurlarını bertaraf ederken diğer taraftan da Suriye'nin toprak bütünlüğünü korumak ve ülkemizdeki Suriyelileri ülkelerine, vatanlarına kavuşturmaktır. Batı'nın Barış Pınarı Harekâtı'nı durduramayacağını bugünler itibarıyla anladığını düşünüyoruz. Türkiye'nin güney sınırları boyunca bir güvenlik kuşağı oluşturmasını olabildiğince önleme gayreti içerisindeler. Bunun için bize DEAŞ'la şantaj yapıyorlar, terör örgütüyle Türkiye arasında ara buluculuk teklif ediyorlar. Bu ahlaksız ve yüzsüz bir tekliftir değerli milletvekilleri. Amerika'nın ne hâllere düştüğünü açıkça görüyoruz bugünlerde. Bu konuda Sayın Cumhurbaşkanımızın 13 Ekim günü açıklamasında kullandığı şu ifadeler önemlidir: "Tamamıyla, âdeta teröre karşı verilen bir mücadeleyle burada 32 kilometre derinlikte, bir de 444 kilometre batıdan doğuya bir alan… Bu alan temizlendikten sonra bu işe nokta konulabilir." O hâlde Sayın Genel Başkanımızın 6 Ağustos 2012'de Afrin'den Kandil'e çizdiği güvenlik kuşağını bir kez daha hatırlatmakta fayda görüyoruz.

Ülkemize yönelen tehditleri en aza indirmek maksadıyla, batı ucu Afrin'i ve doğu ucu da Kandil'i içine alacak biçimde tesis edilecek hilal şeklindeki güvenlik kuşağı bir an önce sağlanmalı ve icra edilmelidir. Küresel çevrelerden icazet ve izinle vakit kaybetmeksizin, millet ve devlet bekasına yönelen melun ve alçak kumpası tesirsiz hâle getirmek için millî bir seferberlik içinde tavır ve inisiyatif alınmaktadır.

Bu vesileyle şu gerçeği tüm dünyaya bir kez daha duyurmak istiyorum: Bu operasyon terör örgütlerinin bertarafına yönelik bir operasyondur. PKK/YPG ve DAEŞ insanlık düşmanı iki terör örgütüdür ve Barış Pınarı Harekâtı bu örgütlere karşı yapılmaktadır. Böylelikle, bölgede yaşayan bütün insanları; Türkmen'i, Arap'ı, Kürt'ü, Ezidi'yi, Müslüman'ı, Hristiyan'ı terör örgütleri YPG ve DEAŞ'ın tasallutundan, tahakkümünden ve zulmünden kurtarmayı amaçlamaktadır. Türkiye haklıdır, hukukidir ve meşru bir harekât yürütmektedir.

Özellikle vurguluyorum: PKK ve YPG gazetecilere saldıran, vatandaşlarımızı evlerinin önünde katleden, operasyonun başladığı günden beri vatandaşlarımızı havan mermileriyle hedef alan en büyük Kürt ve Türkiye düşmanı bir harekettir. Sağda solda yalan söyleyerek sivillerin öldürüldüğünü iddia edenler PKK/YPG'nin katlettiği dokuz aylık Muhammed Omar bebek için tek kelime dahi etmediler. Bunların insanlığı da naylon.

Değerli milletvekilleri, bu operasyon terör örgütlerine yönelik bir nefsi müdafaadır. Biz vatanımızı savunuyoruz. Mesele bundan ibarettir. Eğer Şam rejimi, ABD, Rusya, Fransa, Almanya ve Suriye'de asker bulunduran başkaca ülkeler işlerini doğru düzgün yapıp Türkiye'nin hassasiyetlerini dikkate alıp bu terör örgütlerini bitirebilselerdi ne Fırat Kalkanı ne Zeytin Dalı ne de Barış Pınarı'na gerek duyulurdu. Bu saydığım ülkeler, bırakınız terörle mücadele etmeyi, bu örgütleri kendi projeleri için taşeron olarak kullanmışlardır ve kullanmaya da devam etmektedirler. Bu gerçeği yine de hâlâ görmek istemeyenler varsa gölge etmesinler, başka ihsan istemeyiz. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

PKK/YPG terör örgütü harekâtın başlangıcından itibaren alçakça bir saldırı taktiği uygulamaktadır. Çocuk parklarından, kiliselerden, ibadethanelerden sınır kentlerimize havan saldırısı düzenliyorlar. Amaçları, masum insanların ardına gizlenerek ordumuzun bu noktalara karşı cevabını propaganda aracı hâline getirmek. Çok şükür ki harekât sahadaki kurmay kabiliyetin yanı sıra stratejik bir akılla, müthiş bir özenle yürütülüyor.

YPG'nin tuzağına düşmediğimiz gibi, harekâtın başlangıcından itibaren, Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı'nda da olduğu gibi, kent merkezlerinde yıkılan tek bir bina, sivillere yönelik

7

tek bir zarar yoktur. Tam aksine, Türkiye sivillere en insani ve medeni davranışı göstermektedir. Oysa terör örgütü sivilleri, vatandaşlarımızı katletmektedir. Mehmetçik teröristleri sokak sokak, ev ev temizledi. Bu hassasiyetin değerini ABD'nin Rakka, Şam rejimimin Doğu Guta'da yaptıklarıyla karşılaştırınca daha net anlayacaksınız.

 

Harekâtın başladığı günden beri karşımıza DEAŞ tehdidiyle geliyorlar. Türkiye karşıtı tezler DEAŞ'lıların akıbetine atıfla diyorlar ki: "Barış Pınarı Harekâtı DEAŞ'la mücadeleyi sekteye uğratır." Aslında bu gerekçeler DEAŞ'ın da kendileri tarafından yönetildiğinin itirafıdır ve ispatıdır. Sözüm ona PKK/YPG'nin onlarla mücadele ettiği ve onları zapt ettiği yalanı üzerine bir karşı tez öne sürüyorlar. Diğer bir ifadeyle, bir terör örgütü diğer bir terör örgütüyle meşrulaştırılmak isteniyor.

Birincisi: Suriye'de bugüne kadar DEAŞ'la mücadele eden en tutarlı ülke Türkiye'dir. DEAŞ'tan en çok zarar gören ülke de Türkiye'dir. Fırat Kalkanı'nda 3.500 DEAŞ'lıyı etkisiz hâle getirerek DEAŞ'a en büyük darbeyi vuran da Türkiye'dir. Türkiye'nin operasyonunu DEAŞ kartıyla durdurmak isteyenler merak buyurmasın; Fırat Kalkanı'nda DEAŞ'ın başını ezdik, karşılaşırsak yine ezeriz. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

İkinci olarak: PKK/YPG'nin sözüm ona DEAŞ'la yürüttükleri mücadelenin boyası artık döküldü. YPG kontrolündeki hapishanelerden DEAŞ'lılar salıverilmektedir. Kamuoyuna yansıyan 785 DEAŞ'lı PKK/YPG kontrolündeki hapishanelerden salındı ve kaçırıldı. Yani "Tavşana kaç, tazıya tut." taktiği uyguluyorlar.

Hâl böyleyken, YPG'nin DEAŞ'la mücadelesi emperyalist bir projenin makyajından öte değildir. Nedir bu proje? Suriye'nin kuzeyinde, ikinci İsrail çizgisinde bir PKK/YPG terör devletçiği kurmak istiyorlar. DEAŞ'tan temizlenen topraklara YPG'nin yerleştirilmesinin sebebi budur. Barış Pınarı Harekâtı bu emperyalist projeyi taşeron örgütlerle birlikte tarihe ve Orta Doğu'ya gömmektedir. Türkiye, Suriye'de oynanan terör tahterevallisini yıkmaktadır. Zor, oyunu bozar beyler. Bu oyun bozulmuştur, oyunu bozan Türkiye'dir. Türkiye'ye yönelik tepkilerin nedeni de budur.

Değerli milletvekilleri, ABD'den gelen tehdit ve yaptırımlara ayrı bir parantez açmak gerekiyor. Okyanus ötesinden gelen yaptırım tehditleri, 3 Bakanımız ve 2 Bakanlığımıza yaptırım uygulanacağı, ayrıca 100 milyar dolarlık ticaret anlaşması görüşmelerinin de durdurulacağı açıklamasıyla somutlaştı. Bundan sonra başka yaptırım kararları da alacakları anlaşılıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, devam edin Sayın Akçay, iki dakika daha süre ekliyorum.

ERKAN AKÇAY (Devamla) - Kimin nesi varsa toplasın gelsin, Türkiye'yi haklı ve meşru mücadelesinden hiçbir güç döndüremeyecektir. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar) Yaptırımlardan, tehditlerden, şantajlardan korkacak ve çekinecek değiliz.

Öte yandan, Twitter şövalyesi ABD Başkanı Trump attığı Twitter mesajlarından birinde çeşitli yaptırımları içeren 3 seçenekten bahsediyor. Mister Trump'a ve tüm dünyaya bildiriyoruz ki bizler için 3 seçenek yoktur, 2 seçenek vardır: Ya istiklal ya ölüm! (MHP ve AK PARTİ sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar) Suriye'nin kuzeyinde ne olursa olsun, karşımıza kim gelirse gelsin kararlıyız, devlet-millet omuz omuzayız; korkmuyoruz, sinmiyoruz, meydandayız; dün yedi düvelle mücadele etmiştik, yine öyleyiz. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Değerli milletvekilleri, Barış Pınarı Harekâtı'na ilişkin bir kısım kişilerin ağzından çıkan hiçbir cümle kişisel görüş olarak görülemez. Bugünlerde operasyonu savaş olarak, üstelik haksız bir savaş olarak niteleyenler de bu devlet ve millet karşıtlığına ortaktır. Harekâtı desteklerken bile "Ayranım dökülmesin." diliyle "İçim rahat değil. Ama, fakat, lakin…" diyenlerin bu gelişmeler karşısında alacağı pozisyonu dikkatle izliyoruz.

Konuşmama son verirken Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün ifadeleriyle Barış Pınarı Harekâtı'nı başarıyla sürdüren kahramanlarımıza seslenmek istiyorum: "Dünyanın hiçbir ordusunda yüreği seninkinden daha temiz, daha sağlam bir askere rast gelinmemiştir. Her zaferin mayası sendedir, her zaferin en büyük payı senindir. İnancınla, imanınla, emre uymanla hiçbir korkunun yıldıramadığı temiz kalbinle…"

Saygılarımla. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkürler Sayın Akçay.

Şimdi de söz sırası Halkların Demokratik Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç'tadır.

Buyurun Sayın Oluç. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakikadır.

HDP GRUBU ADINA HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın vekiller, saygıyla selamlıyorum.

Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarı istikrarlı bir şekilde dış politikada yanlışlar yapma istikrarına sahiptir. Dış politikada son derece sorumsuz davranan bir iktidardır. Diploması yerine kabadayılık yapan, rasyonel devlet aklı yerine akılsızlığı koyan, iç iktidar

8

hesaplarıyla dışarıda savaşa giren bir zihniyetle karşı karşıyayız. Yani âdeta "Yurtta sulh cihanda sulh" yerine, "Yurtta savaş cihanda savaş" diyecek noktaya geldiniz.

 

ABDULLAH GÜLER (İstanbul) - Terör var, terör!

HAKKI SARUHAN OLUÇ (Devamla) - 2011 yılı itibarıyla bu iktidarın sıfır sorun dönemi bitti ve herkesle sorun dönemi başladı. Neoosmanlıcılık safsatasıyla bölge halklarını hâkimiyet altına alma isteği ve hami olma hevesi zuhur etti. Ama bölge halkları bu hâkimiyeti benimsemeyince konunun mimarı büyük yanlışlara imza atarak ülkeyi de kendisini de "değerli yalnızlık" içine sürükledi. Sonrasında "dostları çoğaltalım" politikası da çok sürmedi. Hani diyorsunuz ya "Yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer vardır." diye, sizinki "Yenilgi yenilgi büyüyen bir çöküştür." Bizlerin çabasıysa siz çökerken ülkeyi ve toplumu da büyük acılara sürüklemeyin diyedir.

Kuzey ve Doğu Suriye işgal girişimiyle birlikte bugün bütün dünya Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarına karşı bir tutum almıştır. Sadece tek tek devletler değil, Türkiye'nin üyesi olduğu bütün uluslararası kurum ve kuruluşlar da bu savaş politikasının karşısında yer almışlardır. Bakınız, dün IPU -Uluslararası Parlamentolar Birliği- daha dün 677'ye karşı 73 oyla karar aldı ve Türkiye'yi kınadı. Âdeta otoyolda ters giden şoför gibisiniz. Biz bu kürsüde "İşgal girişimine hayır." dediğimizde hop oturup hop kalkanlar, bakın dünya ülkeleri bu yaptığınızı İngilizcede hangi deyimlerle anlatıyorlar: "İnvasion" diyorlar, "occupation" diyorlar, "incursion" diyorlar; kullandıkları kavramlar bunlar yani "istila", "işgal" veya "zorla girme" seçin seçin alın, hangisini istiyorsanız.

MÜCAHİT DURMUŞOĞLU (Osmaniye) - Terörle mücadele.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (Devamla) - İlk önce Numan Kurtulmuş "Savaşa giriyoruz nihâyet." dedi, ilk savaş sözünü siz kullandınız. Cumhurbaşkanı Erdoğan "Bu fetih müyesser olur inşallah." dedi, "savaş" ve "fetih" sözleri aslında size ait. Sizin gazeteleriniz ve televizyonlarınız her gün "Şurayı ele geçirdik, burayı ele geçirdik." manşetlerini atıyorlar.

Şimdi, savaş yorgunu bir ülkeye daha ateş sönmemişken yeni bir çatışmayla gitmek yani benzinle gitmek en hafif tabirle kötülüktür ve aslında kendini bilmemektir. Orta Doğu gibi bir dinamit deposunda çaktığınız kibritin neye yol açacağını düşündünüz mü hiç? Hayır, düşünmediniz çünkü sizin için önemli olan iktidarınızı kaybetmemek.

Birleşmiş Milletler Şartı'nın 51'inci maddesini dayanak olarak gösteriyorsunuz. Birleşmiş Milletler Şartı'nın 51'inci maddesi üye ülkelere saldırı olduğunda meşru savunma hakkını tanır. İşgal girişimi başlatılana kadar Türkiye'ye herhangi bir saldırı oldu mu? Olmadı.

ABDULLAH GÜLER (İstanbul) - 600 tane havan topu geldi, 600 tane. (AK PARTİ ve HDP sıralarından gürültüler)

HAKKI SARUHAN OLUÇ (Devamla) - O nedenle, bu bir meşru savunma durumu değil, bir saldırı savaşıdır. Bu nedenle de durdurulmalıdır.

MÜCAHİT DURMUŞOĞLU (Osmaniye) - Türk Silahlı Kuvvetleri sınır ötesinde terörle mücadele yapıyor.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (Devamla) - Bunun için bir kez daha tekrarlıyoruz: Suriye, Suriye'de yaşayan halklarındır. Öncelikle bu halkların iradesini hiçe sayan her girişim, her saldırı haksız ve hukuksuzdur. Savaş ve işgal politikalarının derinleşmesi, yıkım politikalarının devreye girmesi yılları bulacak insanlık trajedisinin sürmesi demektir.

Bu anlamda, en başından söylediğimiz gibi, egemen devlet ve iktidarının izni ve talebi dışında Suriye topraklarında bulunan güçler buralardan çıkmalıdır. Suriye halkları geleceklerine ve demokratik Suriye rejiminin yeni toplumsal sözleşmesine birlikte ve müzakereyle karar vermelidir. Barış ve müzakere tek geçerli yoldur. Suriye'nin toprak bütünlüğü içinde güçlü bir yerel demokrasi üzerinde yükselen bir demokratik rejim inşası adımları atılmalıdır.

Bütün etnik, toplumsal, inançsal ve kültürel oluşumların kendilerini kurumları aracılığıyla ifade ettiği, toplumsal mutabakata, demokrasiye ve çoğulculuğa açık, Suriye'nin toprak bütünlüğüne ve insan haklarına saygılı bir rejimden söz ediyorum.

Türkiye elindeki bütün imkânlarla bu yöndeki adımları desteklemeli, komşusunun geleceğini barış içinde inşa edebilmesinin yollarını kolaylaştırmalıdır; zorlaştırmamalıdır.

Savaşın korkunç yıkımını bilmeyenler, barışın kıymetini de bilemez. Hâlbuki bugün en çok zayıflatılan barış ve müzakere politikası elimizdeki en güçlü silahtır. Zaten sizin barışa "Barış." diyenlere öfkenizin nedeni de kendi iktidarınızı sürdürmek için başlattığınız bu yapay savaşın sonuçlanmasından korkunuzdur.

ABDULLAH GÜLER (İstanbul) - PKK'ya diyelim, YPG'ye de "barış" diyelim.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (Devamla) - İktidarınız zayıflıyor diye halka da acı çektiriyorsunuz. Barışı değil, savaşı savunmak suçtur. Birleşmiş Milletler Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşmesi'nin 20'nci maddesi der ki: "Her türlü savaş propagandası hukuk tarafından yasaklanır." Savaşa karşı çıkıp barış isteyenler suçlu değildir ve olamaz. Bugün Türkiye, iktidar tarafından öyle bir savaş histerisine sürüklenmeye çalışılıyor ki sadece "barış" demek bile doğrudan soruşturma, kovuşturma nedeni hâline

9

getiriliyor. İktidar kendi işlediği suçlara bütün toplumun ortaklık etmesini bekliyor ama bizler bu savaşın ülke ve toplum yararına olmayacağını bildiğimiz için karşı çıkıyoruz.

 

Suriye toprakları üzerinde demografik değişiklik yapma adımları ve planı uluslararası bir suçtur. Cumhurbaşkanı Erdoğan insansızlaştırılarak oluşturulacak güvenli bölgeye Suriye'nin dört bir yanından evlerini terk ederek Türkiye'ye gelmiş olan mültecileri yerleştireceğini söylemektedir. Birleşmiş Milletler kürsüsünde elinde haritalarla anlattığı güvenli bölge kemerinin Selefi bir kemer olacağı çok açıktır, Hafız Esad'ın Arap kemeri anlayışıyla bire bir örtüşmektedir. Bir coğrafyanın nüfus yapısıyla oynamanın kendisi, uluslararası hukukta suç kategorisine girmektedir. Türkiye'nin de taraf olduğu 1949 Cenevre Sözleşmesi madde 49 ihlal edilmek istenmektedir. Madde 49 der ki: "İşgal edilmiş olsun olmasın, başka bir devletin topraklarına ferdi olarak veya kitle hâlinde, cebren nakiller veya tehcirler her ne sebeple olursa olsun yasaktır."

İktidarınız Suriye'nin kuzeyinde ve doğusunda yaşayan Kürtleri açıkça tehcir etmeyi hedeflemektedir. Birleşmiş Milletler 13 Ekim itibarıyla 130 bin kişinin evlerinden ayrılmak zorunda kaldığını duyurdu. Yerel verilere göre bu sayı 275 bini bulmuştur. Bir kez daha hatırlatalım ki kuzey ve doğu Suriye de 4 milyondan fazla insanın yaşadığı bir bölgedir, orada sosyal ve ekonomik bir hayat vardır, insansız bir bölge değildir. Bir yerde demografiyi zorla değiştirmek gelecek çatışmaların tohumunu da ekmek anlamına gelir.

İnsanlık düşmanı El Kaide ve El Nusra türevi çetelerle birlikte hareket etme, IŞİD'i yeniden ayağa kaldırma ve aktif hâle getirme sonucu da asla kabul edilemez. Bu konuda atılacak her adım sadece Irak ve Suriye için değil, başta Türkiye ve diğer ülkeler için de büyük bir tehlikedir. Başlattığınız fetih harekâtına ilk destek Suriye El Kaide'si olan El Nusra'dan, şimdiki Heyet Tahrir Şam'dan geldi ve ilk saldırı IŞİD tarafından Kamışlı'da sivillere yönelik bir bombalı araç saldırısı oldu. El Kaide'nin ilk destek açıklaması yapması boşuna değil, çünkü kendine yeni bir yaşam alanı buluyor. İlk günden itibaren IŞİD hücreleri, uyuyan hücreler harekete geçti ve kentleri hedef almaya başladı. Ayrıca IŞİD, ÖSO çetelerinin geçirgenliğini de unutmamak gerekiyor.

Sizlere şunları hatırlatmak isteriz ki: IŞİD yalnızca Suriye'de değildir, Irak'ta değildir, içimizdedir, yüzlerce uyuyan hücresiyle bu ülkenin sınırları içindedir. Diyarbakır, Ankara, Suruç katliamları ve patlatılan diğer bombalar hep IŞİD'in işidir; bunları unutmamak gerekiyor.

Şimdi "Operasyon alanındaki IŞİD'lilerin sorumluluğunu alıyoruz." diyorsunuz. Pimi çekilmiş bir bomba gibi en az 10 bin tutuklu, aileleri 60-70 bin kamplarda. Bu çok büyük bir tehlikedir ve bu konuda bir kez daha uyarıyoruz.

Diğer bir nokta, Kürtlerin varlığına, Kürt halkının siyasi ve idari haklarını kullanmasına düşmanca yaklaşmak çözüm değil, bir çözümsüzlük politikasıdır. İktidar açıkça Kürt düşmanlığı zihniyetiyle hareket etmektedir.

MÜCAHİT DURMUŞOĞLU (Osmaniye) - Yanlış yanlış.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (Devamla) - İktidar sözcüleri "Kürtlere karşı savaşmıyoruz." diyorlar ama Kürtler öyle düşünmüyor. Her yerde Kürtlerin kazanımlarına itiraz ediyorsunuz. Kuzey ve doğu Suriye'de de, Irak Kürdistan Bölgesel Yönetiminde de. Referandum döneminde her türlü rencide edici söylemi kurdunuz, tehdit ettiniz "Kapıları üzerinize kapatırız, yiyecek, giyecek bulamazsınız." dediniz. Kürdün hakkı hukuku olursa Türk de huzur bulur, Fars da huzur bulur, Arap da huzur bulur; herkes huzur bulur. Barış içinde, eşitlik içinde ortak vatanda ve demokratik cumhuriyette yaşamanın yolu budur. Kürtlerin Suriye'de bir statü sahibi olmaması için Türkiye devleti cihatçılarla IŞİD artı çetelerle birlikte hareket ediyor. Bu olabilecek bir şey midir? Onlarca yıldır saldırı isyanı, isyan çatışmayı doğuruyor. Bugüne kadar Türkiye'nin Kürt sorunu vardı, şimdi Orta Doğu'nun bir Kürt sorunu var, artık dünyanın da bir Kürt sorunu var. Dünya bugün Kürt sorununu tartışıyor, Avrupa Birliğiyle, Birleşmiş Milletleriyle, NATO'suyla bu meseleyi tartışıyor. Biz defalarca "Gelin, bu sorunu bu ülkede çözelim." diye çağrıda bulunduk.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, iki dakika daha süre ilave ediyorum Sayın Oluç, devam edin.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (Devamla) - Kürt sorununda demokratik ve barışçı çözüm yerine savaşla çözümde ısrar sorunu ağırlaştırmaktadır. Bu sorun savaş ve gözyaşı ortasında değil, diyalogla bu Mecliste tartışılmalıdır. Olan bu savaşta yitip giden evlatlarımıza, tükenen kaynaklarımıza olmaktadır. Bütün bunların sebebi iktidar hırsı ve Kürt düşmanlığıdır. Çare Washington'da ya da Moskova'da değildir. Kendi sınırlarında yaşayan Kürtlerle, komşu sınırlarda yaşayan Kürtlerle barışmayan bir zihniyet çözümsüzlük üretir. Bu topraklar, bu bölge hepimize yeter; kavgaya değil, ortaklığa ve barışa ihtiyaç vardır. Bu Meclisin diyalog kurmak gibi tarihsel bir vazifesi vardır. Bu Mecliste iktidarın yanlış politikalarına gönüllü ya da gönülsüz verilen destek sadece ve sadece yürütmenin bugün bu Meclisin iradesinin üstünde bir güç olma arzusuna hizmet eder. Bu durum Meclisin iradesinin ipotek altına alınması değil de nedir? Türkiye'de iktidarın ülkeyi ve toplumu sürüklediği tehlikeli ve tehditkâr ortama karşı demokratik mücadele meşrudur. Kürt, Türk ve Arap halklarını

10

birbirlerine düşürecek her adım bir suçtur.

 

Son bir söz söyleyeyim ve bitireyim: Bir işgal girişimiyle Kürtlerin ve kuzey Suriye halklarının kazanımlarının yok edilmesini ve bir demografik değişim yaratılmasını asla kabul etmiyoruz.

ABDULLAH GÜLER (İstanbul) - Terörle mücadele.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (Devamla) - Bizler meşru olan demokratik çözüm ve barış mücadelemizin hem ülkemizde hem de komşularımızda kararlı takipçisi olmayı sürdüreceğiz.

Diyoruz ki: Eşitliği ve kardeşliği sağlamlaştıralım. Gelin, hep beraber barışı örelim. Parti, görüş ya da konum fark etmeksizin insanların ölümüne, yerinden edilmesine karşı çıkan, savaş karşıtı olan herkesedir bu çağrımız. Biz insanlar ölmesin, bu topraklara barış gelsin diye bu yola çıktık ve ne olursa olsun bu konuda asla bu yoldan dönmeyeceğiz ve inanıyoruz ki sonunda barış ve halkların barış talebi kazanacaktır.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkürler Sayın Oluç.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Ankara) - Sayın Başkan…

BAŞKAN - Buyurun Sayın Bostancı.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Ankara) - Sayın Başkanım, Saruhan Bey

kürsüde konuşurken "İktidar Kürtlerin düşmanıdır." minvalinde hem beyanlarda bulundu hem de bir konuşma yaptı.

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Öyle diyorlar.

BAŞKAN - Yerinizden söz vereyim Sayın Bostancı.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Ankara) - İzniniz olursa bu açık bir sataşma; oradan…

BAŞKAN - Grubunuz adına konuşma olacak zaten. İsterseniz yerinizden açıklama yapın, daha iyi olur. Çünkü bir sonraki konuşmacı sizin grup adına.

Buyurun Sayın Bostancı.

 

 

MEHMET NACİ BOSTANCI (Ankara) - Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

İktidarın Kürtlerin düşmanı olduğu dil, bir propaganda dilidir. "İktidar" diye söylenilen AK PARTİ Türkiye'nin her tarafından oy alıyor. Kürtler de AK PARTİ'ye oy veriyorlar. Aynı zamanda AK PARTİ'nin içerisinde çok çeşitli biçimde Kürt olan, Kürtlükle bağlantılı olan insanlar da var ama siz Kürtlüğü belli bir siyasal görüş etrafındaki insanlar biçiminde tanımlar, öyle bakarsanız ve bu işi de -siyasi rekabeti- bir husumet esası üzerinden görürseniz tabiatıyla böyle bir anlayışa ulaşırsınız. Birincisi bu.

İkincisi, "Bölgede Kürtleri, Arapları ve Türkleri birbirine düşman etmek suçtur." dedi, çok katılıyorum. Bu suçu kim işliyor? Bu suçu PKK ve YPG işliyor. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Bakın, bölgede, onları biz Kürtlerin temsilcisi olarak da görmüyoruz; terör, terörist örgütler kimsenin temsilcisi olmaz. Meşhur bir söz vardır: "Bedava peynir sadece fare kapanında olur." Şimdi bunların, bu terör örgütlerinin önüne bedava bir peynir kondu, 30 bin tır bedava silah verildi. Hangi fare kapanı bu? YPG kendisi fare kapanına girebilir ama bölgedeki Kürtleri, Arapları ve Türkleri de aynı fare kapanına sokmak istiyor, Türkiye bu oyunu bozuyor. Dolayısıyla biz bu oyuna gelmeyeceğiz. (AK PARTİ ve MHP sıralarından alkışlar)

Suçu işleyen terör örgütleridir. Bu bölgede halkların esenliğini, barışını, özgür iradesini yok etmek isteyen, terör örgütleridir. Aklı olan, özgürlüğün yanında olan, halkların, barışın yanında olan terör örgütlerine karşı olur.

Teşekkür ederim. (AK PARTİ ve MHP sıralarından alkışlar)

HÜDA KAYA (İstanbul) - Halkın iradesine saygı duyacaksınız.

BAŞKAN - Teşekkürler Sayın Bostancı.

 

 

BAŞKAN - Şimdi de konuşma sırası Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Ahmet Ünal Çeviköz'e aittir.

Buyurun Sayın Çeviköz. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakikadır.

 

 

 

CHP GRUBU ADINA AHMET ÜNAL ÇEVİKÖZ (İstanbul) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, bugün, aslında çok daha önce yaşamamız gereken ender bir toplantı gerçekleştiriyoruz. Türkiye'nin fevkalade önemli bir harekâta giriştiği bir sırada Dışişleri Bakanı geliyor ve yüce Meclisimizi aydınlatmaya gayret ediyor. Biz aslında böyle bir toplantının, böyle bir harekât başlamadan çok evvel yapılmasını bekler ve isterdik çünkü bu

11

Mecliste hep birlikte karar alıyoruz, hep birlikte Türkiye'nin menfaatlerini düşünüyoruz ve böylesine önemli bir harekât başlamadan önce de Hükûmetin, iktidarın ne şekilde bir eylem planı içinde olduğunu önceden bilmek, aydınlanmak isterdik. İş işten geçtikten sonra, Türkiye yalnızlaştıktan sonra bize gelip burada herhangi bir şekilde açıklama yapmanın da hiçbir faydası olduğunu düşünmüyoruz.

 

Dünyada yalnızlık konusu üzerinde durmak istiyorum. Sayın Bakan biraz evvel çok değerli Dışişleri Bakanlığı mensubu arkadaşlarımızın -ki ben de aynı kökenden geldiğim için kendilerini de saygıyla selamlıyorum, bütün sevgili arkadaşlarımı- diplomasi atağı yaptıklarını ve büyük bir diplomasi başarısı gösterdiklerini söyledi. Bunda hiçbir kuşkum yok, elbette bu çabanın fevkalade değerli bir çaba olduğunu düşünüyorum ancak gelinen noktada Türkiye şimdiye kadar dünyada hiç olmadığı kadar yalnız kalmıştır. Geçen hafta Londra'da NATO Parlamenter Asamblesi toplantısı vardı. NATO üyesi ülkelerin parlamenterlerinin istisnasız hepsi Türkiye'yi eleştirdiler ve Türkiye'yi kınayan ifadeler kullandılar. Türkiye'nin harekâtını bir işgal ve uluslararası hukuka aykırı, meşru görülmeyen bir olay olarak nitelendirdiler.

MEHMET SAİT KİRAZOĞLU (Gaziantep) - Kıbrıs'a da öyle demişlerdi.

AHMET ÜNAL ÇEVİKÖZ (Devamla) - Eğer Türkiye diplomasi faaliyetini bu harekâta girişmeden evvel etkin bir şekilde kullanabilmiş olsaydı bu ithamlarla karşılaşmayacaktık.

Bakınız, dünyada yalnızlık derken sadece müttefiklerden veya NATO ülkelerinden kaynaklanan bir yalnızlıktan söz etmiyorum. Türkiye'yi kınayan ülkeler arasında Arap ligi de var. Arap ligi neden önemli biliyor musunuz? Türkiye, dış politikasında bölge ülkeleriyle, Orta Doğu ülkeleriyle ve Arap ülkeleriyle birlikte hareket edebilmek ve bir beraberlik yaratabilmek için Arap ligine bir üyelik başvurusunda bulundu, gözlemci ülke olarak kabul edildi ve uzun süre de beraber toplantılar yaptı ama bugün Arap Ligi, Türkiye'yi kınayan bölge örgütlerinin başında geliyor. Hep öne çıkarılan, Adalet ve Kalkınma Partisinin Orta Doğu politikasının önemli bir unsuru olan Filistin dahi, Arap Ligi'nin kararında, Türkiye'yi kınayan ülkeler arasında onlarla birlikte hareket ediyor. Bu ne demektir, biliyor musunuz? Şu soruyu sormayı gerektiren bir durumdur: Acaba, o kadar önem verdiğimiz ve çözmeye gayret ettiğimiz, düzen kurucu olarak gittiğimiz, Orta Doğu bölgesinde en öncelikli ülke olarak ve halk olarak gördüğümüz Filistinlileri yalnız bırakmamızın sonucunda mıdır Arap Ligi'ndeki bu karara onların da bu şekilde destek vermeleri? Acaba, Kudüs'teki Başkonsolosumuzu göreve gönderemememizden dolayı mıdır bu şekilde bir yalnızlıkla karşı karşıya kalmamız? Acaba, İsrail'le ilişkileri doğru dürüst yürütemediğimiz için, karşılıklı büyükelçiler çekildiği zaman "Biz sizin Kudüs'teki Başkonsolosunuzu da istemiyoruz burada." demelerine yol açması nedeniyle mi bugün, Filistin bu şekilde yalnız kalmış ve Türkiye'yi de bu şekilde kınayan ülkeler arasında yerini almıştır? Bunları sormak lazım değerli arkadaşlar.

Afrika açılımı dedik, yıllarca Afrika açılımı için uğraştık. Afrika açılımını niteliksel değil de niceliksel olarak gördüğümüz o kadar net bir şekilde ortaya çıktı ki sürekli böbürlenerek Afrika ülkelerinde kaç tane büyükelçilik açtığımızdan söz ediyoruz ama Türkiye'yi kınayan ülkeler arasında Afrika ülkeleri de var; sadece Somali Türkiye'ye destek vermiş. Zaten Türkiye'ye destek veren ülkelerin esamesi bile okunmuyor çünkü dünya üzerinde o kadar çok ülke Türkiye'yi kınıyor ki o destek veren ülkeler hem parmakla sayılacak kadar az hem de sesleri çıkmıyor.

Diplomasisizlik üzerine kurulmuş bir diplomasi faaliyeti yürütüldü, bunun sonucudur ki Türkiye fevkalade yalnız bırakıldı. Ben Amerika Birleşik Devletleri'yle olan ilişkiler konusunda da Sayın Bakanın söylediklerini dikkatle dinledim. Özellikle Amerika Devlet Başkanı ile Türkiye Cumhurbaşkanı arasında geçen telefon görüşmelerinden söz edildiğini duydum ve dinledim. Burada birtakım vaatlerden bahsedildi ama acaba Amerika Birleşik Devletleri Başkanının, PYD/YPG'nin lideri olarak kendisiyle telefon görüşmesi yapan Mazlum Kobane hakkında Amerika Birleşik Devletleri'ne herhangi bir şekilde bir soru sorulmuş mudur, bunu merak ediyorum. Bunu hepimizin de merak etmesi lazım. Trump eğer Sayın Erdoğan'la görüşüyorsa ve ondan evvel Mazlum Kobane'yle bir telefon görüşmesi yapıyorsa herhâlde bunun ve bir gerekçesinin olup olmadığının da bir şekilde Amerika Birleşik Devletleri'nden sorulması, hatta gerekçe sormadan, doğrudan doğruya kınanması gereken bir olay olduğunu düşünüyorum. Bunu da özellikle dikkatlerinize sunmak isterim.

IŞİD'le ilişkiler: Niçin IŞİD'in sorumluluğunun ihalesini üzerinize aldınız? Trump'la yapılan görüşmelerde "Bundan sonra IŞİD'le ilgili sorumluluk da artık size aittir." denilmedi mi? Denildi. Madem böyle bir şey denildi, o zaman niçin böyle bir heveslilik gösterdiniz? Bugün kontrol altında tuttuğumuz bölgelerdeki hapishanelerden bir tanesinde IŞİD'li tutukluların bulunduğunu söylediklerini söylediniz ama oraya ulaşıldığında orada hiç kimsenin bulunmadığını ve bütün IŞİD'lilerin serbest kaldığını ve kaçtığını tespit ettiğinizi dile getirdiniz. Şimdi aslında sormak lazım: Mademki IŞİD'in sorumluluğunu ve mademki bu kadar hevesle IŞİD'le mücadeleyi üzerinize aldınız, o zaman, o kaçan IŞİD'lileri nasıl bulacaksınız, nasıl yakalayacaksınız? Kaçmayan ve daha hâlâ orada bulunan, sizin de üzerinize sorumluluk aldığınızı dile getirdiğiniz IŞİD'lilerle ilgili sorumluluğunuzu nasıl

12

yerine getireceksiniz? Bunların oradaki tutukluluk devamlılığını nasıl sağlayacaksınız? Onların herhangi bir şekilde hukuka bir cevap vermeleri veya suçluluklarının karşılığında bir hesap vermeleri gerekirse bunları siz mi üstleneceksiniz yoksa Suriye hükûmetiyle orada iş birliği mi yapacaksınız?

 

Suriye hükûmeti derken şunu da elbette vurgulamakta yarar var: Adalet ve Kalkınma Partisinin ve iktidarın bir Suriye politikası yoktur. Maalesef, iyi komşuluk ilişkilerine dayanan, Türkiye'de Suriye'den Türkiye'ye gelerek geçici koruma altına alınmış olan Suriyelilerle ilgili bir politikası da olmadığı gibi, Suriye halklarıyla birlikte iyi bir geçinme sağlamak maksadıyla atılmış bir adım da yoktur. Eğer böyle bir şey olmuş olsaydı zaten, o zaman, bizim uzun bir zamandan beri dile getirmiş olduğumuz Adana Mutabakatı üzerinde durulur ve Adana Mutabakatı üzerinden hareket edilerek çok net bir şekilde Suriye'yle, Şam'la diyalog kurulurdu. Böyle bir diyalog yapılmadı ama dışarıdan empoze edildiği zaman, Rusya'dan empoze edildiği zaman, Adana Mutabakatı biz söylediğimiz için değil, başkaları söylediği için keşfedildi ve Adana Mutabakatı'na dayalı olarak operasyon yapıldığı dile getirildi. Adana Mutabakatı'na dayalı olarak Suriye'de terörle mücadele için iki orduyu karşı karşıya getiren bir durumla karşılaşıldı. Bunun için Rusya'nın arabuluculuğuna mı gerek vardı? Mademki bir Adana Mutabakatı mevcuttu ve mademki Türkiye'nin elinde Şam'la diyalog kurduğu takdirde bunu kullanma ve Suriye'deki sorunu çözebilme imkânı vardı, neden o şimdiye kadar kullanılmadı? Rusya'nın arabuluculuğuyla ilgili olarak da şöyle bir ifadeden söz ediliyor, deniyor ki: Münbiç'e Suriye ordusu girmiş ve Suriye ordusunun Münbiç'e girmiş olması aslında çok büyük bir memnuniyetle karşılanmış çünkü zaten, Münbiç Suriye'nin kendi toprağıymış.

Değerli milletvekilleri, kavramlara dikkat etmek lazım. Türk Silahlı Kuvvetleriyle birlikte hareket ettiği ileri sürülen "Suriye millî ordusu" adı altındaki oluşum nedir? Eğer böyle bir Suriye millî ordusu ile Türkiye birlikte hareket ediyorsa İdlib'den toparlanan birtakım teröristlerin, birtakım cihatçıların, El Nusra, El Kaide bağlantılı bazı grupların oluşturdukları bu oluşuma niçin "Suriye millî ordusu" adı veriliyor ve niçin Türkiye bunlarla birlikte hareket edip Suriye topraklarında operasyon yapıyor? Ama karşısına gelen Suriye ordusu Münbiç'i aldığı zaman da ona da saygı gösteriliyor. Hangisi millî ordudur, hangisi Türkiye'nin muhatabı olması gereken Suriye ordusudur?

Son olarak şunu da hatırlatmak isterim: Biliyorsunuz, bugün Birleşmiş Milletler Güvenlik Kurulu Türkiye'nin Suriye'ye başlatmış olduğu operasyonla ilgili olarak bir toplantı yapacak ve o toplantıyla ilgili olarak da büyük bir olasılıkla Türkiye'nin bu harekâtı durdurması çağrısında bulunulacak ama Birleşmiş Milletlerden aynı zamanda şöyle bir çağrı da geldi, dendi ki: "Türkiye'nin beraber hareket ettiği bazı grupların yapmış olduğu eylemler sonucu Türkiye hesap vermek zorunda kalabilir ve suçlu olabilir." Siz, birlikte hareket ettiğiniz bu oluşumlara, İdlib'den toparladığınız o gruplara ne kadar hâkimsiniz? Bunları ne kadar kontrol edebiliyorsunuz? Bunların gittikleri yerlerde, girdikleri meskûn mahallerde yaptıkları bütün katliamları ne şekilde kontrol ediyorsunuz ve bunların kayıtlarını nasıl tutuyorsunuz? Yarın öbür gün size Birleşmiş Milletlerden bunların hesabı sorulduğunda nasıl cevap vereceksiniz? Bunların hiçbir açıklaması yoktur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun devam edin, Sayın Çeviköz.

İki dakika süre ilave ediyorum konuşmanıza.

AHMET ÜNAL ÇEVİKÖZ (Devamla) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Konuşmamda Türkiye'nin bir Suriye politikası olması gerektiğini… Adalet ve Kalkınma Partisinin bir Suriye politikası olmadığını söyledim. Cumhuriyet Halk Partisinin bir Suriye politikası vardır. 28 Eylül tarihinde İstanbul'da bir Uluslararası Suriye Konferansı düzenledik. Uluslararası diyorum çünkü uluslararası katılımcılar da vardı. Sayın Bakana da davet gönderdik, Adalet ve Kalkınma Partisi yetkililerine de davet gönderdik ama hiç kimse lütfedip bu toplantıya gelmedi. O toplantının sonucunda yayımlamış olduğumuz ev sahibi özetini dikkatle okumanızı tavsiye ederim. Aynı zamanda 7 Ekim tarihinde Cumhuriyet Halk Partisinin Suriye politikasıyla ilgili olarak yayımlamış olduğu bir belgeyi de dikkatle okumanızı tavsiye ederim. Gerçekten olması gereken bir Suriye politikası varsa Cumhuriyet Halk Partisi hazırdır, elini taşın altına sokmaya da hazırdır. Suriye politikasıyla ilgili belgesini de kamuoyuyla ve Türkiye ile paylaşmıştır, siz de bunu okursanız o zaman doğru dürüst bir Suriye politikası oluşturursunuz.

Hepinize saygılarımı sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkürler Sayın Çeviköz.

Konuşma sırası, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Tokat Milletvekili Özlem Zengin'dedir.

Buyurun Sayın Zengin. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakikadır.

AK PARTİ GRUBU ADINA ÖZLEM ZENGİN (Tokat) - Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri, Sayın Bakanım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

 

13

Sayın Dışişleri Bakanımızın bizlere vermiş olduğu bilgileri çok kıymetli buluyorum. Bu manada bu harekât başlamadan evvel Millî Savunma Bakanımızın siyasi parti gruplarını ziyaret ederek operasyona dair daha öncesinde ve devamında bilgi paylaştığını da Genel Kurulumuza hatırlatmak istiyorum.

 

Şimdi, tabii son konuşmacı olduğunuzda evet, elinizde metinler var ama sizlerle beraber dinlediğimizde doğrusu bir canlı konuşmayı tercih ediyorum. Buna baktığımda neden sürekli kendimizi suçlu olarak aradığımızı merak ediyorum. Neden hep biz suçluyuz? Neden Türkiye hep suçlu? Bakıyorum rakamlara, çok uzağa gitmeye gerek yok, ve bu savaş tam sekiz yıldır devam ediyor. Bir gün, iki gün değil, sekiz yıldır devam eden bir savaş. 1 milyon insan ölmüş, hiç kimsenin umurunda değil; Türkiye dışında hiç kimsenin umurunda değil.

VELİ AĞBABA (Malatya) - Kim başlattı acaba?

GARO PAYLAN (Diyarbakır) - Savaş mı?

ÖZLEM ZENGİN (Devamla) - Suriye'deki savaştan bahsediyorum, iç savaştan bahsediyorum.

ERKAN BAŞ (İstanbul) - Kim çıkardı bu savaşı?

ÖZLEM ZENGİN (Devamla) - Tanımlamayı bana bırakırsanız devam edeceğim.

12 milyon insan kendi içerisinde yer değiştirmiş, 12 milyon. 6 milyon insan ülkesini terk etmiş. 4 milyon insan Türkiye'ye gelmiş. Türkiye'ye gelen insanlar içerisinde Araplar var, Türkmenler var, Ezidiler var, Hristiyanlar var, dini olmayanlar var, 350 bin de Kürt var. Yani sonuç olarak baktığınızda, dünyadaki etnisitenin karşılığı ne varsa orada yaşayanlardan, kaçanlardan, gidenlerden, ülkesini bırakmak zorunda kalanlardan, öylesine çeşitlilikte insan var ama dünya bunlarla hiç ilgilenmiyor, sadece ve sadece tek bir yapıyla ilgileniyor, Kürtlerle ama Kürtlerle ilgilenirken de onu belli bir tanımın içine koyuyor. Yani siz PYD'liyseniz, PKK'lıysanız, YPG içerisindeyseniz sizin bir değeriniz var; AK PARTİ'nin içinde bir Kürt'seniz yok, CHP içindeyseniz yok, Milliyetçi Hareket Partisindeyseniz yok, İYİ PARTİ'deyseniz yok; sadece bu tanıma girerseniz eğer size bir anlam atfediyor ve Batılı addediyor. Ben merak ediyorum yani PYD'yi hangi değerleri Batılı değerler hâline getiriyor yani PKK'lı kadınların çıkarak verdiği pozlar mı, o kapakta olma hâlleri mi? Nedir onları Batılı değerler üzerinde savunulur hâle getiren?

Şimdi, böyle baktığımızda kendimize haksızlık yaptığımızı düşünüyorum her birimizin. Bir defa dünyanın bir meselesi var, problemi var. Çok büyük gördüğümüz, işte NATO, Birleşmiş Milletler, bunlar savaş sonrası, bu yüzyıl içerisindeki savaşlar neticesinde, dünyaya barış gelsin, huzur gelsin diye kurulan bu örgütler kendi içerisinde sadece ve sadece kendilerine iyilik istiyorlar. Türkiye'nin iddiası, biz sadece kendimize iyilik istemiyoruz, biz dünya için iyilik istiyoruz, dünya 5'ten büyüktür bu demek zaten, bütün dünya iyi olsun istiyoruz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Şimdi, 21'inci yüzyıla baktığımızda, işte Afrika'dan bahsettik, hepimiz de gidiyoruz, görüyoruz. Canım ülkeler, her şeyleri var, müthiş bir yokluk içindeler. Madagaskar, dünyanın cennet gibi bir ülkesi, yolu yok, suyu yok, tuvaleti yok, kokudan giremiyorsunuz, açlık diz boyu; kimin sömürgesi? Fransa'nın sömürgesi. Bakıyorsunuz, bir başka ülke Senegal, kimin sömürgesi olmuş? Fransa'nın sömürgesi, Portekiz sömürgesi. Üstelik de gittikten sonra hâlâ elleri üzerinde. Dünyayı rahat bırakmayan sömürgeci anlayış devam ediyor.

Şimdi, bu sömürgeci anlayış başka bir şeye büründü. Bürünen şey bu terör örgütleri, uluslararası terör örgütleri. Bu terör örgütlerinin farklı isimleri var, kimlikleri var, farklı gibi görünüyorlar, kimi işte İslami terminolojiyi kullanıyor kimi bakıyorsunuz "Ben sol örgütlerin devamıyım." diyor, bir başkasına bakıyorsunuz, başka şeylerden feyzalıyor. İnsanları devşirirken, çok tabi olarak balık avlarken herhâlde balığın sevdiği yemi koyacak. O terminolojiyi, o dilleri kullanarak o kalbî muhabbeti yakalamak için bir avlama tekniği kullanıyor, özellikle de gençleri tercih ediyor bu işleri yaparken ve devamında da ne olursa olsun karşınıza canavarca bir terör örgütü çıkıyor, sadece kendini düşünen, muhataplarını değersiz kılan bir terör örgütü, cani bir terör örgütü. El Kaide'nin en ufak bir farkı yok DEAŞ'tan, aynısı bire bir aynısı. Peki, El Kaide nasıl doğdu, kendi kendine mi geldi Afganistan'a, kanat çırparak mı geldi? Afganistan'a Amerika el koysun, işgalini meşrulaştırsın diye El Kaide'yi inşa etti; aldı oradan getirdi El Kaide'yi Irak'a, devamında da Suriye'ye; bu form yetmedi, yeni bir form yarattı DEAŞ diye, korkuttu dünyayı, en çok da bize zarar verdi, kendi içimizde yüzlerce eylemin belki içinde oldu, yüzlerce insanımız hayatını kaybetti, yılbaşı gecesi uyandığımızda kahrolduk.

Şimdi, buradan baktığımızda bu terör örgütlerinin yaratmış olduğu bu bombardıman karşısında tuhaf ama başka bir terör örgütüyle terörü temizlemeye çalışan bir dünya görüyoruz. Yani biz terörsüz bir barış tesis edemez miyiz? Nasıl oluyor yani DEAŞ'tan kurtulmak için koskoca Amerika YPG'yi meşrulaştırıyor, 30 bin tır silah veriyor ve biz diyoruz ki biz nerede hata yaptık? Biz mi hata yapıyoruz? Hatayı yapan dünyanın bu yaklaşımı, hiç değişmeyen bu sömürgeci yaklaşım. Biz diyoruz ki bilmiyorum kelimelerin bir anlamı var mı: Terör örgütünün kimliği ne olursa olsun, hangi kimliği kullanırsa kullansın, hangi dinin kisvesini kullanırsa kullansın biz bütün terör örgütlerini şiddetle reddediyoruz ve onların

14

karşısında duruyoruz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Biz kendi askerimizle mücadele ediyoruz. Sekiz yıldır anlatıyoruz bütün dünyaya, Sayın Dışişleri Bakanımız anlattı, Trump'la konuşmalar, konuşmalar, konuşmalar ki kelimelerin de bir anlamı yok, telefonda konuşuyorsunuz, beyefendi sabah uyanıyor bambaşka bir "tweet" atıyor, akşama başka bir "tweet." Hangi "tweet"iyle karşılık vereceksiniz?

 

Böyle bakıldığı zaman, şunu ifade etmek istiyorum: Bu tarz yaklaşımlar içerisinde bizim yapacağımız şey, artık iş başa düşmüştür. Öyle olduğu için bu Meclisteki 4 tane siyasi parti dedi ki: "Evet, itirazım var ama ona rağmen buradayım." Çünkü gerçeği siz de görüyorsunuz, başka çare yok, mecburuz bunu kendimiz halletmeye çünkü Amerika'nın meselesi, Türkiye meselesi değil. Onun koruduğu başka yerler var. İsrail aşağıda dururken Amerika bizi umursar mı, bizi kale alır mı, bizim geleceğimizle ilgili herhangi bir kaygısı olabilir mi? Kaldı ki asıl mesele şudur: Bugün Afganistan diye bir ülke yok, Pakistan tarumar olmuş durumda, Irak diye bir ülke yok -öyle ya da böyle Saddam'la bir ülke formundaydı- artık Suriye diye de bir ülke neredeyse kalmadı. Yani biz sekiz yıl boyunca ülkemizin 911 kilometre olan o sınırını korumak için herkesin geleceği, terör örgütleriyle uzlaşacağı ve barışın tesis edileceği bir günü mü bekleyeceğiz? Yani gelmeyecek bir günü beklememizi istiyorsunuz. Türkiye mecbur, Türkiye mecbur olduğu için oraya gidiyor ve saikleri çok belli -terörü engellemek, nereden gelirse gelsin- burada adı PKK, aşağı iniyorsunuz adı oluyor YPG. Kimse kimseyi kandırmasın ve şunu söylememiz lazım: Amerika ta binlerce kilometre uzaktan geliyor, bizim yüz adım, yürüsek adım, kilometre değil, metre, her an burnumuzun dibi. Ölenler kardeşlerimiz, ailelerin bir kısmı zaten bizim sınırımızın içinde yaşıyor, bizim kardeşlerimiz hayatını kaybediyor ve görülen şey şu: Eğer biz bir şey yapmazsak aynı şeyi bizim ülkemize taşıyacaklar, aynı şeyi. Zaten bazı konuşmalarda bunun nüvesini alıyoruz.

İşte, Sayın Bakanımız anlattı, hukuken bunun altlıkları var, Birleşmiş Milletlerde 51'inci madde, Adana Mutabakatı ki 2009'da Adana Mutabakatı da aslında yasal bir başka zemine kavuştu Türkiye'de. Hâl böyle olunca tüm bunlardan yola çıkarak Türkiye kendi meşru müdafaa hakkını kullanıyor, hukuken yapması gerekeni yapıyor. Yalnız mıyız? Evet, yalnızız ama bakmayın, yalnızlık onurlu bir iştir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Lider ülkeler yalnızdır. Bu işin kaderi böyledir. Siz eğer yola çıkarsanız, başarırsanız arkanızda bir sürü insan olur. Ha, diyorsunuz ki: "Filistin niye böyle yaptı?"

Değerli arkadaşlarım, biz bir konuyla ilgili karar verirken kim bizi destekleyecek, kim bizim arkamızda olacak diye karar vermiyoruz. Bizim kalbî meselemizdir, imani meselemizdir Filistin. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Filistin ne yaptığı için değil biz inandığımız için Filistin'e destek veriyoruz ve onların hakkını, hukukunu savunmak bizim vazgeçilmez temel değerlerimizdendir.

Şimdi, şunları da söyleyerek bağlamak istiyorum. Nihayetinde Türkiye belli bir amaç için orada ve mümkün olan en kısa zamanda sivillerin hakkını, hukukunu koruyarak görevini tamamlayacak ve oradan geri dönecek.

Ben İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunuyum. Bu operasyonun, harekâtın başladığı gün camilerde Fetih sureleri okundu. Dün Genel Kurulumuzda Fetih suresiyle alakalı "Fethe mi gidiyorsunuz, ne oluyor?" falan böyle biraz anlamının yeteri kadar idrak edilmediği ifadeler işitmek durumunda kaldık. İstanbul Üniversitesinin -o gün sabah tekrar hatırlama ihtiyacını duydum- her gün girdiğim kapısının üzerinde Fetih suresinden iki ayet yazıyor. Sağ tarafında şöyle yazıyor, ki Fetih demek -gelirken sözlükten anlamına tekrar baktım, tekrar okumak istiyorum- açma demek, Fetih demek yol gösterme demek. Bir kişi bir işe başlayacağı zaman Fetih suresi okur ki yolu açılsın, kalbi açılsın, ferahlık içerisinde yol bulsun ve Allah'ın izniyle inananlar için galip olsun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Orada şöyle yazıyor…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, devam edin Sayın Zengin, iki dakika daha süre ilave ediyorum.

ÖZLEM ZENGİN (Devamla) - Hemen sağ tarafında şöyle yazıyor, diyor ki: "Şüphesiz, biz sana apaçık bir fetih verdik." Sol tarafta: "Allah sana şanlı bir zaferle yardım etsin." Ben şimdi size şunu soruyorum: Bunu okuyarak şehadete yürüyen bir asker Fetih suresi okumasın da ne okusun? Önce Allah'tan yardım dilemesin de ne yapsın? Önce elbette Fetih suresi okuyacak, manen güçlenecek. O yüzden Fetih suresinin anlamını idrak etmeyi Allah milletimize nasip etsin, hep beraber. (AK PARTİ ve MHP sıralarından alkışlar)

Ve devamında, oraya giden askerlerimizle yapılan konuşmalarda görüyorum, o kadar mutmainler ki, ne iş yaptıklarının öylesine farkındalar ki insan kendi nefsinden hayâ ediyor.

Ve biliyorum, askerlik biraz erkek işi gibi algılanıyor ama bu ülkede bu topraklar özgürlüğünü kazanırken, Mustafa Kemal'le beraber bu özgürlüğünü kazanırken bu topraklarda erkekler kadar kadınlar da mücadele etti. (AK PARTİ ve MHP sıralarından alkışlar) Kadınlar sadece evlatlarını ellerine kına yakarak cepheye göndermedi, kendileri de gitti, bu topraklar için savaştı; bugün de böyle. Zannetmeyin, sadece erkekler değil; kadınlar da sonuna kadar bu davanın arkasında. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Ve şununla bağlamak istiyorum değerli arkadaşlarım: Anneler -ben de 3 erkek çocuk

15

annesiyim, çok zor bir iş yani- evlatlarını dünyaya getirdikten sonra hep dua ederler, ne derler? "Vatana, millete hayırlı uğurlu olsun; vatana, millete hayırlı evlat olsun ve günü geldiğinde de vatan sağ olsun!"

 

Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ ve MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkürler Sayın Zengin.

Evet, gruplar adına konuşmalar tamamlanmıştır.

ERKAN BAŞ (İstanbul) - Sayın Başkan…

BAŞKAN - Buyurun Sayın Baş…

 

 

ERKAN BAŞ (İstanbul) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Maalesef, Parlamentomuzda, grubu olmayan partilere dönük eşitsiz yaklaşım devam ediyor. Sağ olun, siz, biraz evvel, grubu olmayan partilere yerlerinden de söz vereceğinizi beyan ettiniz ama yine de bir adaleti sağlama ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum, o açıdan söz aldım.

Değerli arkadaşlar, bugün Dışişleri Bakanının Mecliste konuşacağını biz maalesef basından öğrenmek durumunda kalıyoruz. Meclisin, grubu olmayan partilere böyle resmî bir bildirimi olmuyor. Dolayısıyla, gündeme ilişkin, İç Tüzük'ün 59'uncu maddesinde ifade edilen "söz talebinde bulunma" hakkımızı ancak Bakan Bey konuşmasına başladıktan sonra, buradan yerine getirmeye çalıştık fakat bu durumda da, grubu olmayan partilerden sadece bir tanesine söz verilebileceği gibi bir yanıtla karşı karşıya kaldık; biz bunun eşitsiz bir yaklaşım olduğunu düşünüyoruz. Bize bildirilmemiş bir konuda daha önceden söz talebinde bulunma hakkımız yok. İktidar grubunda oturan partinin temsilcisi grubu olmamasına rağmen konuşabiliyorken muhalefet sıralarında oturanların konuşamıyor olması bir eşitsizliktir, vekiller arasında yandaş vekil ayrımı yapmamayı talep ediyorum, rica ediyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Sayın İslam, farklı bir şey mi söyleyeceksiniz, aynı itiraz mı?

NAZIR CİHANGİR İSLAM (İstanbul) - Bu minvalde.

BAŞKAN - Tamam, o zaman ben… Konuşmak istiyor musunuz?

NAZIR CİHANGİR İSLAM (İstanbul) - Kürsüden konuşmak istiyorum efendim.

BAŞKAN - O ayrı, ona geleceğim.

BAŞKAN - Değerli milletvekilleri, Sayın Erkan Baş'ın dile getirdiği itiraz haklıdır. 59'uncu maddeye göre grubu bulunmaya milletvekillerinden birine beş dakika süreyle söz verilir. Gündem dışı söz taleplerini değerlendirmek ve kabul etmek nöbetçi Meclis Başkan Vekilinin yetkisindedir. Bana birleşimi açmadan önce verilen bilgiler karışık olmuştur, bilgilerde muğlaklık, müphemlik ve karışıklık vardır. Ben Sayın Destici'nin Meclis Başkanlığına önceden başvuru yapmış gibi bir durumun söz konusu olduğu şeklinde bilgilendirildim fakat gördüm ki birleşimi açtıktan sonra söz talebi dilekçesi gelmiş. Bu konuda görevlilerin ihmali olabilir veya başka bir durum söz konusu olabilir, onu şimdilik bir kenara bırakıyorum; Meclisin iç işleyişinin bir meselesidir. Bu karışıklığı ortadan kaldırmak için şöyle yapabilirim: Hiç kimseye söz vermeyebilirim çünkü önüme gelmiş bir söz talebi yoktur, talep eden bütün grubu bulunmayan parti mensuplarından birer kişiye beş dakika süreyle kürsüde söz verebilirim. Ben Meclisin söz söyleme ve tartışma yeri olduğunu düşünüyorum. Dolayısıyla bu takdirimi…

MUSTAFA DESTİCİ (Ankara) - Doğru söylemiyorsunuz.

BAŞKAN - Sayın Destici, izin verin, size söz vereceğim.

MUSTAFA DESTİCİ (Ankara) - Ben yazılı olarak Kanunlardan söz talebinde bulundum. Doğru konuşmuyorsunuz.

BAŞKAN - Siz bekleyin, ben bitireyim.

MUSTAFA DESTİCİ (Ankara) - Doğru konuşmuyorsunuz.

BAŞKAN - Sayın Destici, size söz vereceğim.

MUSTAFA DESTİCİ (Ankara) - Yapılan ithamlar da doğru değil, sizin konuşmanız da doğru değil.

BAŞKAN - Siz bekleyin… Siz bekleyin…

MUSTAFA DESTİCİ (Ankara) - Bugün özel bir gün olduğu için buradayım.

BAŞKAN - Sayın Destici, Meclis Başkan Vekili olarak ben konuşuyorum, siz bekleyin orada.

MUSTAFA DESTİCİ (Ankara) - Ben sizden söz istemem, ben sizden söz istemem.

HÜDA KAYA (İstanbul) - Saygılı ol, sus biraz, sus.

MUSTAFA DESTİCİ (Ankara) - Ben sizden söz istemem. Ben şahsım olarak, şahsım adına Kanunlara yazarak söz istedim.

BAŞKAN - Değerli milletvekilleri şu an soruyorum, Kanun ve Kararlarda görevli arkadaşlarıma soruyorum: Buraya birleşim açılmadan önce gündem dışı söz talebiyle bir başvuru oldu mu? Olmadı.

MUSTAFA DESTİCİ (Ankara) - Bizim başvurumuz oldu.

 

16

BAŞKAN - İlk talep saat 14.30'da buraya gelmiştir. Şimdi tekrar soruyorum, ben 59'uncu maddenin gereğini bu şekilde yerine getireceğim.

 

Ayrıca, Sayın Destici, 60'ncı maddeye göre Başkandan söz almadan hiç kimse konuşamaz. Bu, İç Tüzük'ün gereğidir. Şu anda bu Meclis bir İç Tüzük'e göre işliyor ve bu İç Tüzük de aynı zamanda Anayasa'ya uygun bir şekilde yapılmıştır. Anayasa ve İç Tüzük hükümlerine göre yönetme yükümlülüğüm ve görevim vardır. O nedenle söz taleplerini şimdi alacağım. Söz talep eden, grubu bulunmayan parti mensuplarına kürsüden beşer dakika süreyle söz vereceğim.

Evet, söz taleplerinizi aldım.

Sayın Gültekin Uysal Afyonkarahisar Milletvekili, kürsüden beş dakika süreyle size söz veriyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Uysal, süreniz beş dakikadır.

 

 

GÜLTEKİN UYSAL (Afyonkarahisar) - Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; öncelikle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bir önemli gündem maddesi üzerine Hükûmetimizin değerli üyesi, Değerli Dışişleri Bakanımızın Meclisimize sunumunun akabinde değerlendirmelerde bulunuyoruz.

Öncelikle, özelde Suriye, genelde Türk dış politikasıyla ilgili iktidarın tercihleri ile eleştirilerimizi mahfuz tutmak kaydıyla bu operasyonun kaçınılmaz bir tercih olduğu anlayışıyla askerlerimizin duacısı olduğumuzu bu tezkere vesilesiyle de açıklamış idim. Türkiye'nin Suriye'de yürüttüğü bu harekâta Demokrat Parti olarak desteğimizi bir kez daha sizlerin huzurunda ifade etmek istiyorum.

Tabii, bugün bir yanlışlar zincirinin akabinde, netice itibarıyla Türkiye'nin önünde zorların içerisinden bir zor tercih yapma mecburiyetinde kaldığımız noktada, yumuşak güç unsurlarıyla çözemediğimiz bir meselede bir sert güç olarak askerimizle sahadayız.

Dış politikamızın temel hedefi, dost çemberler oluşturabilmek ve ihtiyaç duyduğumuz anda bu dost çemberlerle beraber öncelikli tezlerimizi uluslararası kamuoyuna mal edebilmenin imkânını bulabilmektir. Bugün üzülerek görüyoruz ki kardeş ülkemiz Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin Cumhurbaşkanından ifade edildi; gönlümüz arzu eder ki…

Türkiye gibi, Türk Silahlı Kuvvetleri gibi mazlumların, sahipsiz insanların hiçbir şekilde endişe duymayacağı bir ordunun bu coğrafyada terör örgütlerine, başta PKK, uzantısı PYD, IŞİD olmak üzere gerçekleştirdiği harekâta karşı uluslararası kamuoyunda, bölge ülkelerinde, Batı'da, Atlantik aksında büyük reaksiyonların sadece hükûmetler düzeyinde değil, aynı zamanda kamuoyları düzeyinde de yaşanıyor olması bizim için bir büyük eksiklik hâline dönüşmüştür. Bu açıdan baktığımızda, özellikle Suriye politikamızın bundan bir asır evvel âdeta siyasal kadastro geçirircesine bölgede uygulanmış siyasetin bir asır sonra bu bölgede yaşayan insanlara acı ve göz yaşı bırakacak bir sürece yeniden girdiğine şahit olduk. Maalesef Türkiye Cumhuriyeti iktidarının da AKP iktidarının da yanlış tutumları neticesinde -uluslararası teoride "dolaylı tutum teorisi" dediğimiz oynattığınız bir dinamiğin başka dinamikleri tetikleyebilmesi neticesinde- PKK terör örgütünün bir iktidar boşluğunun ortaya çıkmasının akabinde Suriye'de bir özerk alan inşa etme imkânı ve fırsatı bulmuştur. İşte, bugün özellikle ABD ama onun dışındaki Batılı güçlerin de PKK'yı bir özel güvenlik şirketi hâline, Türkiye gibi NATO üyesi olan egemen bir devlete rağmen ilişki yürüterek binlerce tırlarla dolu mühimmat desteğiyle burada bir varlığı tesis etmek adına bizim aleyhimize, bölgenin aleyhine bir tutum ortaya koymuşlardır. Bütün bunlara rağmen bugün bu vesileyle bir demokratik muhasebe yapmamıza bu oturumun imkân vermesi sadece muhalefet istiyor diyerek değil ama geldiğimiz acılı ve sıkıntılı durumun icabı olarak Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetinin de "Biz Suriye Hükûmetiyle görüşmeyiz." diyerek değil, tüm unsurlarla beraber en kısa sürede bir yanda harekâtımızın meşruiyetini artıracak iş birliklerini, ilişkilerini kurması öbür tarafta askerî cephede Türk Silahlı Kuvvetlerinin sahada elde edeceği başarıyı diplomatik sahada da kalıcı bir kanı hâline getirebilmek adına iç siyasetten uluslararası cepheye topyekûn uluslararası algıya dönük olarak sivil, siyasi, iktisadi bütün unsurlarımızla beraber bir diplomasi hamlesine de girişmek mecburiyetindeyiz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun bir dakika daha süre ekliyorum Sayın Uysal, tamamlayın lütfen.

GÜLTEKİN UYSAL (Devamla) - Umarım, bugün Suriye harekâtımız Kürtlere karşı değil, terör örgütlerine karşı olduğunu bu manada uluslararası boyutta da haklı tezlerimizin maalesef Türkiye'ye dönük NATO üyesi olan bir ülkeye karşı kabul edilemeyecek bir tarzda ithama dönüştüğünü de acı bir şekilde görüyoruz.

Bu açıdan sözlerimi toparlarken şunları ifade etmek isterim: Netice itibarıyla bugün Türkiye bütün millî güç unsurlarıyla sahada bulunmak durumundadır. Türkiye'nin tüm varlığına rağmen, Rusya'nın müsaade ettiği kadar bir inisiyatife mecbur olmayı bir diplomatik başarı olarak görmediğimizi de ifade etmek mecburiyetindeyim. Başta PKK, ABD, İsrail hattında bölgeye dayatılan deli gömleğine karşı, diğer tarafta İran ve Rusya'nın zımni olarak

17

zaman zaman kabul ettikleri ama büyük ölçüde Türkiye'nin müdahalesine burada itiraz ettiklerini de biliyoruz.

 

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

GÜLTEKİN UYSAL (Devamla) - Bu açıdan bu bütünlüğü iç siyasette de devam ettirebilmek adına bu bilgilendirmeyi önemli addediyoruz. Bir kez daha Türk Silahlı Kuvvetlerinin bütün mensuplarının en kısa sürede harekâtı icra etmiş bir şekilde ülkemize dönmesini bekliyoruz. Muzaffer olmaları içinde duamızı, desteğimizi sizlerin huzurunda ifade ediyoruz.

Saygılarımla. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkürler Sayın Uysal.

Değerli milletvekilleri, biraz önce Grup Başkanı ve başkan vekilleriyle yaptığım görüşmelerde diğer grubu bulunmayan parti mensuplarına 59'a göre söz vermenin İç Tüzük uyarınca doğru olmayacağı görüşü iletildi, ben de istişarelerde bulundum, evet, bunun bir İç Tüzük ihlali olacağı ortada. Dolayısıyla sizlere 59'a göre değil, yerinizden 60'a göre söz vermem gerekiyor.

Oturma sırasına göre Sayın Erkan Baş, buyurun.

ERKAN BAŞ (İstanbul) - Teşekkür ediyorum Değerli Başkan.

MUSTAFA DESTİCİ (Ankara) - İşte, Kobani'de yaptığınız hainliği burada da yapıyorsunuz.

AYŞE ACAR BAŞARAN (Batman) - Bu ne demek ya! Ne diyorsun sen! (HDP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN - Bakın, bir dakika, durun.

Sayın milletvekilleri, Başkanlık Divanına hakaret suçtur.

AYŞE ACAR BAŞARAN (Batman) - Saygılı ol!

BAŞKAN - Siz burada Başkanlık Divanına hakaret etmekle Anayasa'ya, İç Tüzük'e ve Meclise hakaret ediyorsunuz.

AYŞE ACAR BAŞARAN (Batman) - Meclis Başkanı var şu anda.

BAŞKAN - Lütfen yerinize oturun!

AYŞE ACAR BAŞARAN (Batman) - Ceza uygulansın.

BAŞKAN - Lütfen yerinize oturun! Size ceza vermek zorunda kalırım.

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Ceza vermek zorundayız.

BAŞKAN - Zorundayım.

Evet, şu anda bir disiplin suçu işlenmektedir, kendisini…

MUSTAFA DESTİCİ (Ankara) - Sen işini yapmıyorsun, ondan sonra nasıl orada oturuyorsun!

BAŞKAN - Susmanız gerekiyor!

Birleşime beş dakika ara veriyorum ve kendisinin salondan çıkarılmasını idare amirlerinden istiyorum.

Kapanma Saati: 15.46

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 16.15

BAŞKAN: Başkan Vekili Mithat SANCAR

KÂTİP ÜYELER: İshak GAZEL (Kütahya), Şeyhmus DİNÇEL (Mardin)

-----0-----

BAŞKAN - Türkiye Büyük Millet Meclisinin 7'nci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

İç Tüzük'ün 59'uncu maddesinin ikinci fıkrasına göre görüşmelere devam edeceğiz ancak bundan önce, Sayın Destici'nin bir sözü vardı. Kendisinin bu konudaki sözlerine açıklık getirmek üzere bir konuşma talebi olduğunu düşünüyorum. Ben kendisine yerinden söz vereceğim, ara vermeden önce sarf ettiği sözlerle ilgili niyetini ve kastını açıklığa kavuşturmasını talep edeceğim.

Buyurun Sayın Destici.

MUSTAFA DESTİCİ (Ankara) - Ben kürsüden konuşmak istiyorum.

BAŞKAN - Onu ayrıca vereceğim size, o beş dakika konuşmayı vereceğim ama görüşmelere başlamadan önce…

MUSTAFA DESTİCİ (Ankara) - O konuşmamın içerisinde konuşacağım, burada ayrıca konuşmayacağım, beş dakikalık konuşmamın başında konuşacağım.

BAŞKAN - Sayın Destici, hayır, eğer görüşmelere başlamadan önce bu açıklamayı yapmazsanız söz vermeyeceğim, kimseye söz vermeyeceğim, başka bir işlem yapmak zorundayım. O nedenle, size önce sözlerinize ve niyetinize açıklık getirmek üzere yerinizden söz veriyorum. Diğer konuşmacılara da size de beş dakika söz vereceğim.

 

 

MUSTAFA DESTİCİ (Ankara) - Benim sözlerim çok açık ve net. Şu anda Suriye'nin kuzeydoğusunda teröristlere karşı, PKK/YPG terör örgütüne karşı kahramanca mücadele eden

18

güvenlik güçlerimize "işgalci" diyen herkese "hain" dedim ve "haindirler" demeye de devam edeceğim. Dolayısıyla benim sözüm bir şahsa, insanî olarak bir ferde, Meclisin manevi şahsiyetine ya da Başkanlık Divanına yönelik değildir; benim sözüm çok açık ve nettir, Türkiye Cumhuriyeti devletinin şerefli, kahraman ordusuna "işgalci" diyen herkes haindir ve herkesi bu hainliği yapmaktan vazgeçmeye çağırıyorum. Bunu Meclisin şerefli kürsüsünden dile getirenlerle ilgili de işlem yapıp İç Tüzük'e göre Meclisten çıkarılmalarını talep ediyorum.

 

 

 

 

 

BAŞKAN - Sayın Destici'nin yaptığı açıklamayı yeterli görüyorum. Eğer Meclisin Başkanlık Divanına, Meclisi yöneten başkan vekiline yönelik sarf edildiği yönünde bir kanaat oluşsa İç Tüzük'ün hükümleri açıktır, bunları uygulamam gerekir ama ben hiçbir oturumda fiilî saldırı ve doğrudan kavga olmadıkça disiplin hükümlerini uygulama anlayışında olmadım, bugüne kadar da uygulamadım. Eğer açıklamalarla, niyet düzeltmeyle, ifadelerle sorun çözülebiliyorsa ben Başkan Vekili olarak yönettiğim sürece buna değer veririm ve görüşmelere yine parlamenter sistemin ruhuna, demokrasinin mantığına uygun olarak devam ederim. Bu açıklamayı yeterli gördüm.

Şimdi diğer hususa açıklık getirme ihtiyacım var.

Değerli milletvekilleri, 59'uncu madde, bu çerçevede ilk defa uygulanmaktadır, dolayısıyla karışıklık olması normaldir, daha doğrusu olağan dışı sayılmamalıdır. Muhtemelen, Kanunlar ve Kararlar Başkanlığında bu usulün uygulanmasıyla ilgili bir karışıklık olmuştur. Bana ulaşan söz taleplerini dikkate alarak söz vermeyi usul gereği gördüm ve bana ulaşan listede de yazılan isimlere göre söz vermeye başladım. Sonuç itibarıyla burada talebi olan milletvekillerine, grubu bulunmayan partilere mensup milletvekillerine ya kura usulüyle bir kişiye söz verecektim ya da bir defaya mahsus olmak üzere hepsine söz verecektim çünkü bana daha önce ulaşmış herhangi bir talep bulunmamaktaydı. Bana bir talep ulaşmayınca benim bir sıra belirleme konusunda adil bir yöntem tercih etmem gerekiyordu. Ben de herkese, talepte bulunan bu sözünü ettiğim milletvekillerine beşer dakika süreyle söz vermeyi uygun bulmuştum ancak gelen uyarılar üzerine bu tutumumu değiştirdim. İçeride yaptığımız görüşmelerde, bütün partilerin grup başkan vekilleri, bir kereye mahsus grubu bulunmayan bütün partilerin mensuplarından birer kişiye söz vermeyi uygun bulduklarını söylediler. Ben de aynı fikirdeyim. Dolayısıyla, 59'uncu maddenin ilk uygulaması olduğunu da dikkate alarak, daha önce kanunlar kararlar sürecinde bazı karışıklıklar olduğunu da yine dikkate alarak bir defaya mahsus olmak üzere bir tek partinin temsilcisine değil, grubu bulunmayan bütün partilerin birer temsilcisine beşer dakika süreyle söz vereceğim.

Önüme gelen liste vardı. İşaretle yapılan söz taleplerine göre gelen listede ilk olarak Afyonkarahisar Milletvekili Gültekin Uysal'a söz vermiştim.

Şimdi İstanbul Milletvekili Erkan Baş'a söz vereceğim buradan, kürsüden beş dakika süreyle.

Buyurun Sayın Baş. (HDP sıralarından alkışlar)

 

 

ERKAN BAŞ (İstanbul) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli arkadaşlar, biraz önce yaşadığımız tartışmadan hepimizin ders çıkartması gerektiğini hatırlatarak başlamak istiyorum izin verirseniz.

Bu dönemin başından bu yana bu Parlamentonun bir gerçeği var. Grubu bulunmayan partiler var ve bunların da söz hakkı olmalı diyoruz. Bu ciddiye alınıp gerekli adımlar atılmadığı zaman böyle tablolarla karşı karşıya kalıyoruz. Bu, bir kez daha İç Tüzük'ün düzenlenmesi konusundaki ihtiyacın ne kadar acil olduğunu gösteriyor.

Sevgili arkadaşlar, biz burada kendi adımıza bir söz talebinde bulunmuyoruz. Bakın, mesele nedir? Örneğin çok önemli, olağanüstü bir konuyu tartışıyoruz ve ben bu saate kadar süren tartışmaları izledim. Bu ülkenin yüzde 99'unu oluşturan, emeğiyle ve alın teriyle yaşayan emekçiler, yoksul halk bu süreç hakkında ne düşünüyor; bu Suriye meselesi bunlar açısından ne anlama geliyor, buna ilişkin bu kürsüden tek bir laf edilmemiş oldu. Dolayısıyla bu sözlerin burada söylenmesi gerekiyor. Bu ülkede işçiler var, emekçiler var ve biz, Türkiye İşçi Partisi olarak bunları temsil etme iddiasıyla buradayız. E şimdi bunu ifade edemeyeceksek bu Parlamentoda bulunmamızın bir anlamı kalmıyor.

Değerli arkadaşlar, bu açıdan uyarılarımızı ve sorunun çözümüne ilişkin önerilerimizi dile getirmeyi tarihsel bir sorumluluk olarak görüyoruz ve başlarken şunu söyleyeyim: Eğer bunlar ciddiye alınmazsa sorumluluk büyük ölçüde iktidarındır ama bunun vebalini ülkemizin bütün halkları, bütün emekçileri, bütün yoksulları hep beraber yaşayacağız.

Dolayısıyla ben tabloyu bir kere tersine çevirmeyi öneriyorum sizlere. AKP tarafından

19

sürekli olarak pompalanan bir tez var, deniyor ki: "Bu, millî mesele. Biz burada siyaset yapmayalım, hep beraber bakalım." Aslında bu çok iyi bir taktik. Sonuçta ortada bir başarısızlık olduğunda bu hepimizin başarısızlığı oluyor ama bir başarı olduğunda, işte bir fetih olduğunda, bir millî zafer kazanıldığında Tayyip Erdoğan bu zaferin kahramanı ilan ediliyor. Bir kere bu oyunu bozmamız gerekiyor. Bunu da biz söylemiyoruz. Ne diyor Sayın Cumhurbaşkanı hemen operasyon başladıktan sonra? "Millet İttifakı'nın parçalanması çok çok iyi olmuştur." diyor. Şimdi, tabii, Millet İttifakı'nın akıbeti ne olacak? O, arkadaşlarımızın sorunu ama meselenin iç siyasete alet edildiğine ilişkin bir şeyi söylememiz gerekiyor ve bunun arkasında ne var? Bunun arkasında AKP'nin yaşadığı yenilgi var, bunun arkasında AKP'nin artık başka türlü iktidarını devam ettirememesi var. Bunun altının kalınca çizilmesi gerekiyor.

 

İkincisi değerli arkadaşlarım, bakın, Türkiye emperyalistlerin paylaşım haritalarını yırtarak kurulmuş bir ülkedir. Dolayısıyla şimdi bir Suriye haritası çıkartıp "Biz bu bölgeyi egemenliğimiz altına alacağız." demek bu ülkenin tarihine yakışmamaktadır. Biz tam tersini yapmış, başkalarının bizimle ilgili çizdiği haritaları parçalamış bir ülkeyiz. Dolayısıyla Suriye'nin kuzeyinde bir siyasi egemenlik alanını temsil eden bir bölge kurulmasını, bir başka ülkenin parçalanması sürecinin parçası olarak görürüz ve bunu kesinlikle yanlış buluruz.

İkincisi: Bakın, Amerika Birleşik Devletleri, Avrupa Birliği gibi emperyalist ülkelerin belirli bölgesel planları olduğu açıktır. Bu akan kanda bunların öncelikli sorumluluğu olduğunu vurgulamak gerekiyor. Biz yayılmacılığa karşı durmuş bir halkın çocuklarıyız ve bu emperyalistlerin kirli politikalarından öğrenmeye ihtiyacımız yok, bunun altını çizmemiz gerekiyor. Bakın, biz ABD şu kadar silah gönderdi diyoruz, peki, bizim tırlarla giden silahlarımız ne olacak? Bunu mu öğreneceğiz emperyalistlerden? Bunu reddetmemiz gerekiyor.

Üçüncüsü, değerli arkadaşlar, El Kaide, IŞİD artığı cihatçıların "Suriye Millî Ordusu" diye pazarlanması Türkiye Cumhurbaşkanının işi olamaz. Bakın, ben AKP Genel Başkanı kendisine neyi yakıştırır, neyi yakıştıramaz bilmiyorum ama uluslararası arenada Türkiye adına konuşan birisinin Suriye'nin içine dönük birtakım cihadist örgütlerden devşirilen kadrolarla müdahalede bulunması bizim, bu ülke yoksullarının, emekçilerinin kabul edebileceği bir şey değil.

Örneğin, değerli arkadaşlar, şimdi, İsrail meselesini tartışıyoruz, Filistin meselesini tartışıyoruz bölgeyi tartıştığımızda. Buyurun, İsrail'le bütün askerî, siyasi, ekonomik anlaşmaları iptal edelim. Filistin davasına sahip çıkacaksak, bölgede barış istiyorsak yapılması gereken ilk iş bu ama bunları yapmak yerine IŞİD artıklarıyla, El Kaide artıklarıyla sözde millî ordular oluşturuyoruz. Bunun kabul edilmesi mümkün değildir.

Değerli arkadaşlarım, bakın, gerçek sorunları var bu memleketin. Nedir gerçek sorun? Artık verdiği veriler şaibeli olan Türkiye İstatistik Kurumu bile dün diyor ki… Türkiye'de resmî işsizlik yüzde 13,9 olmuş, genç işsizlik yüzde 27'ye çıkmış ve bu ülkede insanlar konuşamıyorlar. Bakın, yargı reformu tartışması yapıyoruz. Niye yapıyoruz bu tartışmayı? İktidar bile şunu kabul etmiş: "Bu memlekette insanlar artık özgürce düşüncelerini ifade edemiyorlar, en azından bir makyaj yapalım." demek istiyorlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun Sayın Baş.

Bir dakika daha süre ilave ediyorum konuşmanıza.

ERKAN BAŞ (Devamla) - Bir sözü hatırlatmak istiyorum: Zamanında "Türkiye'nin en değerli ihraç malı askeridir." denmişti. Bu kürsüden şunun söylenmesi gerekiyor: Bu ülkenin gençlerinin, askerlerinin iktidarın siyasi çıkarlarının aleti olmasına, değerli bir propaganda malzemesi olarak kullanılmasına geçit verilmemesi gerekiyor, Parlamentonun bu konuda tavır alması gerekiyor.

Değerli arkadaşlar, sonuçta vardığımız nokta ne? Acil, derhâl bir çözüm planı uygulamamız gerekiyor. Henüz geç değilken Türkiye'nin ve bölgenin güvenlik sorunlarına son vermek üzere bize göre bu harekât derhâl sonlandırılmalı, Türkiye'nin sınır güvenliği gözetilerek tüm askerler ülkeye sağ salim döndürülmelidir.

İki, Şam'la doğrudan temas kurularak hem ülkemizdeki sığınmacıların sorunlarına hem de bölgeye ilişkin ortak bir çalışma yürütülmelidir.

Üç, bu vesileyle, bir kez daha ne kadar yakıcı bir sorun olduğunu gördüğümüz Kürt sorununun, şeffaf, eşitlik ve adalet temelinde, uluslararası güçlere mecbur kalmadığımız bir diyalog yoluyla çözülmesi için inisiyatif almamız gerekiyor.

Yaşasın barış! (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkürler Sayın Baş.

Konuşma sırası İstanbul Milletvekili Nazır Cihangir İslam'da.

Buyurun Sayın İslam, süreniz beş dakikadır. (CHP ve HDP sıralarından alkışlar)

NAZIR CİHANGİR İSLAM (İstanbul) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Çok değerli arkadaşlarım, önce, bu operasyonda hayatını kaybedenlere rahmet

20

okuyarak sözlerime başlamak istiyorum.

 

Bizim burada, AK PARTİ ve sizin icraatlarınıza karşı söylediğimiz hiçbir şey ne Türk Silahlı Kuvvetlerine ne de Mehmetçiğimizedir. Hiç kimse siyaseti, Silahlı Kuvvetlerin arkasına veya Mehmetçiğin arkasına saklanarak yapmaz. Onlar sadece sizin kararlarınızı uyguluyor ve bizim bütün eleştirilerimiz sizin aldığınız siyasi kararlaradır. Bunun altını çizdikten sonra, az önce baktım sayın AK PARTİ sözcüsü burada Kur'an-ı Kerim okumaya başladı. AK PARTİ Kur'an-ı Kerim okumaya başlıyorsa bilin ki bir sıkıntı vardır işlerde. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

NAZIM MAVİŞ (Sinop) - Sen utanmazın tekisin, utanmazın teki!

NAZIR CİHANGİR İSLAM (Devamla) - Yani biz her zaman onlara zulüm ortamlarında Kur'an-ı Kerim'i hatırlatırız ama bizi hiç dinlemezler. Okumak da tek mesele değil. Eğer okumuş ve anlamış olsalardı barış ve istişare kavramlarının ne kadar önemli olduğunu burada çıkar, altını çize çize konuşurlardı.

Değerli arkadaşlarım, bakınız, istişare hadisesi hem insanlığın kadim bir bilgisidir, kadim bir geleneğidir bütün toplulukların hem de Kur'an-ı Kerim'de altı ısrarla çizilir ama sekiz gün önce biz burada bir tezkere geçirdik ve istişare adına hemen hemen hiçbir şey yapmadık.

Bakın, Sayın Bakan geldi bugün. Hoş geldiniz. Sayın Bakan sekiz gün sonra bizi bilgilendiriyor. Bütün Meclise soruyorum: "Evet" verenler neye oy verdi bu bilgilenmeden önce "Hayır" verenler neye oy verdi? Kusura bakmayın, bu soruyu hepinize soruyorum.

SELAMİ ALTINOK (Erzurum) - Biz biliyoruz, siz bilmiyorsunuz.

NAZIR CİHANGİR İSLAM (Devamla) - İşte bizim sıkıntımız daha işe başlarken ve işleri yürütürken başlıyor değerli arkadaşlarımız. Dediler ki: "Biz Sayın Millî Savunma Bakanını gönderdik, 3 partiyi bilgilendirdik." Sizi katmıyorlar ha. CHP'yi, MHP'yi ve İYİ PARTİ'yi katıyorlar. Siz zaten söz söyleme…

SELAMİ ALTINOK (Erzurum) - Biz biliyoruz.

NAZIR CİHANGİR İSLAM (Devamla) - Ha, siz zaten biliyorsunuz, size bildirildi. Tamam.

İşte söylemek istediğim budur. İşte söylemek istediğim bu Meclisin alması gereken kararların orada tek bir kişi tarafından alınması ve MYK'de bunun âdeta imza atılarak geçirilmesi. Sizin de akşamüzeri bilgilendirilmeniz, olay bundan ibaret.

ABDULLAH GÜLER (İstanbul) - Yorum yapıyorsun.

NAZIR CİHANGİR İSLAM (Devamla) - Şimdi, 3 partiyi bilgilendirdiniz. Bu Mecliste kaç parti temsil ediliyor? 9 parti. 5'inin grubu var, sizi saymıyorlar diyelim. CHP, MHP, İYİ PARTİ bilgilendirildi. Peki, HDP niye bilgilendirilmedi?

KEMAL ÇELİK (Antalya) - Sana ne?

NAZIR CİHANGİR İSLAM (Devamla) - HDP bu ülkenin bir parçası değil mi? HDP bu ülkede milyonlarca seçmeni temsil etmiyor mu arkadaşlar?

KEMAL ÇELİK (Antalya) - Avukatı mısın sen?

NAZIR CİHANGİR İSLAM (Devamla) - Diyelim ki, diyorsunuz ki: "Biz genel başkanları bilgilendirdik."

MUSTAFA DEMİR (İstanbul) - Bütün dünyaya haber verdik.

NAZIR CİHANGİR İSLAM (Devamla) - E, peki, niye 3 genel başkanla yetindiniz. Neden Sayın Karamollaoğlu'nu gelip bilgilendirmediniz veya toplantıya davet edip bilgilendirmediniz? Tabii, diğer sayın genel başkanlarını da bu işin içine katıyorum. Ama siz tek başınıza karar alacaksınız ve bu Meclisin sizin arkanızda durmasını ısrarla ve ısrarla isteyeceksiniz. Ben bir sayın genel başkan olsaydım -biraz da oralara sitemim var- o bakanları doğrudan Meclise gönderirdim, gidin derdinizi oraya anlatın, bu konuda kararı Türkiye Büyük Millet Meclisi verecek derdim.

Evet değerli arkadaşlar, şimdi, netice olarak şu noktaya geldik: Bu tip uygulamalar yerleştirilmek istenen aşiret anlayışını sadece ve sadece onaylar, sadece ve sadece bu anlayışı yerleştirir. Sayın Genel Başkanınız bugün dedi ki. "Hepimiz ülke etrafında birleşelim." Ülke burası arkadaşlar. Onun kastettiği AK PARTİ ve onun etrafında birleşmek. Biz zaten ülkeyiz. İşin burada detaylıca konuşulmasını isteriz ama şöyle tarihe bir baktığımızda, sizin kararlarınıza, tek başınıza aldığınız kararlara, istişaresiz aldığınız kararlara çok da güvenemiyoruz. Neden mi?

Eğer uzatma verirse, onu da şu son bir dakikada açıklayacağım.

Verecek misiniz?

BAŞKAN - Evet, son bir dakika vereceğim tabii.

Buyurun Sayın İslam.

NAZIR CİHANGİR İSLAM (Devamla) - Şunun için kararlarınıza güvenmiyoruz: Genel Başkanınız en çok kandırılan ve en çok aldatılan insan. Tek başına karar alan bir insan.

İkincisi: Sizin bu kararları alırken siyasi bir hesabınız olup olmadığından ben şahsen emin değilim.

ARZU AYDIN (Bolu) - Millet bizden emin.

 

21

NAZIR CİHANGİR İSLAM (Devamla) - 7 Haziran-1 Kasım sürecine bakıyorum, sizin sadece ve sadece kaybettiğiniz bir seçimi geri alabilmek için neler yapabileceğinizi görüyorum.

 

KEMAL ÇELİK (Antalya) - Sen hangi ülkede yaşıyorsun? Sen nerede yaşıyorsun?

NAZIR CİHANGİR İSLAM (Devamla) - İşte bu yüzden diyorum ki sizin herhangi bir siyasi eyleminizin, aldığınız bir kararın arkasında bir menfaat ilişkisinin olmaması hemen hemen mümkün gelmiyor bana.

Hepinize saygılarımı sunuyorum.

Sağ olun. (CHP ve HDP sıralarından alkışlar)

KEMAL ÇELİK (Antalya) - Türkiye'nin menfaati var.

BAŞKAN - Teşekkürler Sayın İslam.

Evet, şimdi konuşma sırası, Ankara Milletvekili Mustafa Destici'de.

Buyurun Sayın Destici…

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) - Ben de 60'a göre kısaca bir cevap vermek istiyorum Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Bitsin, diğer grup başkan vekillerinin de söz talebi var, hepsini birden karşılayacağım. Grubu bulunmayan partilerin söz taleplerini karşılayalım, bitsin, sonra.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) - Teşekkür ederim.

 

 

 

MUSTAFA DESTİCİ (Ankara) - Sayın Bakan, kıymetli milletvekilleri; öncelikle sizleri saygıyla selamlıyorum, bu oturumun hayırlara vesile olmasını Yüce Rabb'imden niyaz ediyorum.

ATİLA SERTEL (İzmir) - Önce Meclisi selamla, Bakana yağcılık yapma!

MUSTAFA DESTİCİ (Devamla) - Kıymetli milletvekilleri; öncelikle şunu ifade edeyim ki: Bu gündemli toplantıyı yani Sayın Dışişleri Bakanımızın burada bilgilendirme yapacağını öğrendikten sonra saat on iki civarında yazılı olarak Kanunlar Dairesine konuşma talebi başvurumuzu ilk yapan siyasi partisiyiz. Sözlü olarak da bu bildirildi ama buna rağmen burada yaşananları herkes gördü. Kim gerçek demokrat, kim sözde demokrat, ağızlarını açtıklarında demokrasiden bahsedenlerin demokratlığını bir kere daha burada görmüş olduk. Bu konuda sizi bilgilendiriyorum.

ATİLA SERTEL (İzmir) - Önce Meclisi selamlayamıyorsun, Bakana yağcılık yapıyorsun!

MUSTAFA DESTİCİ (Devamla) - Tabii, öncelikle ben Barış Pınarı Harekâtı'nda şehit olan Mehmetçiklerimize, askerlerimize Allah'tan rahmet diliyorum; ruhları şad olsun, mekânları cennet olsun. Sınırımızın öbür tarafından hain PKK ve YPG terör örgütü üyeleri tarafından atılan havan topu ya da roketatar neticesinde hayatını kaybeden sivil vatandaşlarımıza da Allah'tan rahmet diliyorum, yaralılarımıza acil şifalar niyaz ediyorum.

Öncelikle, bu harekâtın hangi amaçla ve gayeyle yapıldığını buradaki arkadaşlarımız, iyi niyetli olanların tamamı biliyor. Bunu dünyaya anlatmak da hepimizin bir vatan görevidir. Bunlar:

1) Sınır güvenliğimizi sağlamak ve sınırın hemen öbür tarafındaki teröristlerden bölgeyi temizlemek,

2) Mülteciler var Suriye savaşından sonra ülkemize gelmiş olan, onlar için güvenli bir bölge oluşturup bunların önemli bir miktarını oraya yerleştirmek,

3'üncüsü de Suriye'de iç barışın tesis edilmesine ve Suriye'nin toprak bütünlüğünün korunmasına katkı sağlamaktır.

Şimdi, bu amaçlarla bu harekâtı gerçekleştiren, bu harekâtın emrini veren Sayın Cumhurbaşkanını, Hükûmet üyelerini ve devletimizin tüm kademelerini yürekten tebrik ediyorum, şahsım ve camiam olarak sonuna kadar yanlarında olduğumuzu belirtmek istiyorum.

İkincisi…

TURAN AYDOĞAN (İstanbul) - Suriye bizden yardım mı istedi toprak bütünlüğünü koru diye?

MUSTAFA DESTİCİ (Devamla) - Dinle söyleyeceğim, sabırla dinle.

TURAN AYDOĞAN (İstanbul) - Ben dinlerim.

MUSTAFA DESTİCİ (Devamla) - Siz çok konuşuyorsunuz, biz sadece beş dakika, onu da zorla, böyle kavga ederek alıyoruz biliyorsunuz.

Şimdi, ikincisi, orada şu anda kahramanca mücadele eden askerlerimizden Savunma Bakanına, Genelkurmay Başkanına, en son erine kadar başarılar diliyorum, üstün muvaffakıyetler diliyorum. Rabb'im onların yâr ve yardımcısı olsun, onları mansur ve muzaffer eylesin.

Şimdi, içeriden hainler, dışarıdan emperyalist ve küresel güçler ne diyorlar? "Bu bir işgal." Sormak istiyoruz: Bizim şu anda askerimizin harekât yaptığı topraklarda Suriye ordusu mu var, Suriye bayrağı mı çekili? Zaten orayı ABD, CENTCOM'un desteğiyle PKK,

22

YPG, PYD işgal etmiş, orada etnik bir temizlik yapmış, oradan Arapları ve kendilerine karşı çıkan Kürtleri, Türkmenleri çıkartmış, orada bir devletçik oluşturmaya çalışıyor. Türk ordusu, Türk devleti işgali önlüyor, bölgeyi özgürleştiriyor; bir kere herkes bunu görecek. Ve hepimize düşen de bunu bir birlik içinde savunmak. Hükûmete yönelik eleştirilerimiz olabilir, biz de çözüm süreciyle ilgili eleştirimizi yaptık ama bugün, o gün değil. Bugün devletin, milletin ve askerin yanında olma günüdür, bugün birlik günüdür. Eleştirilerimizi saklı tutabiliriz, bunları dile getirebiliriz ama Türkiye Cumhuriyeti devletini teröristlere yardım ediyor ya da teröristlerle iş birliği yapıyor gibi dünya kamuoyuna şikâyet etmek de bilerek ya da bilmeyerek büyük bir kötülüktür, hainlik olmasa bile kötülüktür, bunu bilmemiz lazım. Dolayısıyla biz bölgeyi tam da tersine işgalden kurtarıyoruz.

 

Üçüncüsü bir husus -işte beş dakika bitiyor, yirmi saniye kalmış- efendim, Türkiye Cumhuriyeti devletinin bu harekâtıyla DAEŞ yeniden canlanabilirmiş. Ya bu DAEŞ'le mücadele eden Türkiye Cumhuriyeti devleti ve askeri oldu yıllarca, eğer oradan temizlendiyse bu Türkiye'nin gücüyle oldu. Bu, Türkiye'ye büyük bir haksızlık ve ithamdır.

Bir başka mesele: ABD heyeti geliyor, niyetleri ne? Arabuluculuk yapmakmış. Kim ile kimin arasında arabuluculuk yapacaksın, Türkiye Cumhuriyeti devleti ile teröristler arasında mı; kollayıp gözettiğin, 10 binlerce tır silah verdiğin teröristler arasında mı?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun Sayın Destici, bir dakika daha süre ekliyorum.

MUSTAFA DESTİCİ (Devamla) - Türkiye Cumhuriyeti devletinin kesinlikle buna yanaşmaması lazım ve harekâtı hedefleri doğrultusunda, Menbiç'ten başlayarak Kamışlı'ya kadar sürdürmesi lazım. Özellikle Ayn el Arap, sözde "Rojava" denilen, bölgenin başkenti yapılmaya çalışılan ve bizim, IŞİD tarafından işgal olduğunda kurtardığımız Ayn el Arap harekâtın birinci hedeflerinden biri olmalı, en kısa zamanda başlatılmalı ve orası da teröristlerden temizlenmelidir. Çünkü o bölgeden de özellikle Mürşitpınar'a, hem askerî bölgelerimize hem de sivil bölgelerimize saldırı yapılmaktadır.

Ben tabii ki burada daha çok şey konuşmak isterim; ABD'nin niyetini, Batı'nın niyetini, bunların hepsini konuşmak isteriz ama bize verilen süre bu kadar.

Bir kere daha söylüyorum: Kim hainlik yaparsa ona cesurca "hain" dedik ve bundan sonra da demeye devam edeceğiz. Türkiye Cumhuriyeti devletinin şerefli ordusuna burada hiç kimse işgalci diyemez, hele ki bu koltuklarda oturuyorsa diyemez. Eğer bu deniyorsa ve bununla ilgili işlem yapılmıyorsa bu da suçtur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUSTAFA DESTİCİ (Devamla) - Sizden söz istemeyeceğim.

Bu duygu ve düşüncelerle sizleri tekrar saygıyla, sevgiyle selamlıyor; Rabb'im askerimizin, güvenlik güçlerimizin yar ve yardımcısı olsun, onları mansûr ve muzaffer eylesin diyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Evet değerli milletvekilleri, partiler adına konuşmalar tamamlanmıştır.

Grup başkan vekillerinin söz talepleri vardır ama Sayın Bakanın bir toplantıya yetişmesi gerektiği bilgisi iletildi bana. Dolayısıyla Sayın Bakan konuşmalar üzerine bazı açıklamalar yapma isteğindedir.

Kendisine beş dakika süre veriyorum, yetmezse ilave edeceğim.

Sayın Bakan, buyurun.

 

 

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU - Sayın Başkanım, çok teşekkür ediyorum.

Öncelikle bugün burada söz alan tüm milletvekillerimize şükranlarımı sunuyorum.

Bilgilendirme konusunda, gerçekten, bu harekât başlarken Cumhurbaşkanımız siyasi partilerin genel başkanlarını bizzat arayarak harekâtla ilgili bilgiler vermiştir. Yine, Millî Savunma Bakanımız grup başkanlarını, genel başkanları ya da vekilleri de bilgilendirmiştir ve Meclisimizin talebi üzerine ben de bugün memnuniyetle buraya geldim. Daha önceki konuşmalarımızda da özellikle vurguladık, yüce Meclisimiz ne zaman emrederse ne zaman isterse biz geliriz, bilgilendirme yaparız. Dolayısıyla Meclisimizden bir talep gelince de -hemen, Bakü'deydik memnuniyetle döner dönmez dedik, dün döndük ve- bugün Meclisimizi bilgilendiriyoruz. Yani Meclisimizi bilgilendirme konusunda -daha önce de yıllardır milletvekilliği yapmış bir arkadaşınız olarak- benim de hassasiyetim var.

NAZIR CİHANGİR İSLAM (İstanbul) - Kim bilgilendirdi Sayın Bakan, kim?

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU - Bugün burada tüm Meclisi bilgilendirdim. Çok teşekkür ediyorum.

Değerli arkadaşlar, Türk diplomasisi gerçekten dünyada çok iyi bilinir. Bu, diplomatlarımızın biraz önce konuşan emekli olmuş ve farklı partilerde siyaset yapan arkadaşlarımız için de geçerli, şu anda çalıştığımız arkadaşlarımız için de geçerlidir. Dolayısıyla biz diplomasiyi her zaman sonuna kadar işletmeye çalışıyoruz. Ha, tek taraflı değildir diplomasi, karşılıklı olması gerekiyor, karşı tarafta da bu anlayışın olması gerekiyor. Uzlaşı kültürü bizde var. Yani diplomaside uzlaşı kültürünün mutlaka olması gerekiyor, her

23

zaman sizin istediğiniz gibi olmaz, her zaman karşı tarafın istediği gibi de olmaz. Bu süreçte de biz diplomasiyi sonuna kadar işlettik.

 

Hep diyoruz ya hani "Diğer alternatifler niye denenmedi?" diye, ABD'yle biraz önce anlatmaya çalıştığımız, sizler de takip ettiniz, gerçekten sonuna kadar birlikte bir güvenli bölge oluşturulması için çaba sarf ettik. Bu dönemde de yani "aldatıldık" kelimesi doğru bir şey değil. Daha iyi bir başlangıç ama diyerek ABD'nin tüm oyalamacalarını yani oyalamaya çalıştığını sadece kozmetik şeyler yaptığını, adımlar attığını Cumhurbaşkanımız keza ben aynı şekilde kamuoyuyla açıkça paylaştık. Yani burada aldanma diye bir şey yok. Ama o yolu denedik, olmazsa da uyarılarımızı da yaptık, biz tek başımıza yapacağız. Zaten ABD'yle bu yola girmeden önce de bu kararı vermiştik. Sonuçta askerlerimizden, sahadan gelen raporlar doğrultusunda bu karar verildi ve bu adımı attık. Bu, siyasi bir mesele değildir. Gerçekten sınırımızın öbür taraftaki tehdidi bakın, gelen roketleri görüyorsunuz, havan toplarını ya da atışları görüyorsunuz. Kaç insanımız yaralandı, 22 insanımız öldü. Yani burada bir tehdit var. Bu tehdit… Yani bir partiyi iktidarda tutmak için değildir, ülkenin geleceği içindir, sınır güvenliği içindir, kısaca bekamız için yapıyoruz bunu ve bugün yapmasak yarın bunu yapmanın çok zor olduğunu, hatta belki de ileride mümkün olmayacağını da biliyoruz. Dolayısıyla burada gerçekten siyasi bir kaygıyla atıldığını söylemek bizleri üzer. Bu, millî bir meseledir ve bu anlayışımızı sürdürelim.

Gerçekten, bu süreçte Afrin Harekâtı'mızdan daha fazla bilgilendirmede bulunduk yani diplomasinin öbür ayağını da hiç ihmal etmedik ve bildirimlerde nasıl yaptığımızı -hangi maddeler, hangi kararlar ve uluslararası hukuktan kaynaklanan haklarımız, sahadaki durum- hepsini açıklıkla söyledik, Afrin Harekâtı'mızdan daha fazla bilgilendirmeyi arkadaşlarımızla beraber yaptık.

Peki, neden Afrin Harekâtı'mızdan yani Zeytin Dalı Harekâtı'mızdan çok daha fazla bir tepki geldi? O zaman da YPG'yi temizledik oradan, şimdi niye tepki geldi? Biraz önce söyledim, büyük oyun bozuldu, burada bir terör devleti kurmak istiyorlardı, biz bu oyunu bozduk. Tepki bundan kaynaklanıyor.

Başka bir şey söyleyeyim size: Ben birçok dışişleri bakanıyla görüştüm ve o dışişleri bakanlarının telefonda bana söyledikleri iki paragraf -bak burada çok samimi bir şekilde söylüyorum- kelimesi kelimesine değil, virgülü virgülüne, noktası noktasına tıpatıp aynı, hepsi -iki paragraftan bahsediyorum- yüzde yüz aynı. Nasıl oluyor bu? Bir yerden örgütlendiği belli. Biz bunu görüyoruz, Avrupa Birliğinde de öbür ülkelere ne kadar baskı yapıldığını görüyoruz zaten. Arap Ligi daha önce de aldı -biz ona cevabını verdik- Afrin Harekâtı'mızda da karar aldı, ne hükmü var? Kaç mülteciyi almıştır, Türkiye'dekilere ne kadar yardım etmiştir? Onların hassasiyetiyle bizim hassasiyetimiz bir değil ki, Filistin konusunda da hassasiyetimiz aynı değil.

Bu arada, Filistin devletine haksızlık yapmayalım, ilk defa Filistin Dışişleri Bakanı Arap Ligi toplantısına gitmedi bu karara katılmamak için çünkü onlar baskı yapıyorlar. Hatta bu Arap ülkelerinin bazıları "Filistin meselesinde sesinizi yükseltmeyin." diye Ürdün ve Filistin yönetimine de baskı yapıyorlar, Amerika ve İsrail'in etkisiyle. Biz bu oyunları görüyoruz sahada, o yüzden "Filistin bizi kınadı." diyerek haksızlık yapmayalım. Ha "Oraya da gitseydi, katılsaydı, orada söyleseydi." diyebilirsiniz ayrı ama bir kınama yok, onu da söylemek isterim.

Değerli arkadaşlar, bu IŞİD'in sorumluluğunu niye aldık? IŞİD her şeyden önce bize tehdit.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU - Sayın Başkan…

BAŞKAN - Tabii. Üç dakika daha süre ilave ediyorum.

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU - Bizim sorumluluğumuz sadece bizim harekât alanımızla ilgili ya da bizim topraklarımıza gelenlerle ilgili. Bugün bunlar serbest bırakılsa ilk kime saldıracak? Geldikleri ülkelere gider gitmez ya da başka ülkelere gider gitmez belli değil ama ilk bize saldırır. Dolayısıyla bunları orada tutmak, onları orada tutarken de yaptıkları bu terör eylemlerinden dolayı sorumlu tutmak da bizim görevimiz ve bunun için Adalet Bakanlığımız, Millî Savunma Bakanlığımız, istihbaratımız, Dışişleri Bakanlığımız, İçişleri Bakanlığımızla birlikte bir çalışma grubu kurduk çalışıyoruz: Hangi adımlar atalım, ülkelere nasıl gönderebiliriz, almazlarsa sonra ne yapabiliriz? Ama kadın ve çocuklar da var onları da ne yapacağız? Hadi kadınların bazıları katılmış, savaşmış, o da terörist, kadın erkek fark etmez, dini, etnik grubu, kökeni fark etmez, hepsi teröristtir. Ama onların ideolojisine kanmış, evlenmiş, 15 yaşında geride kalmış burada gencecik kadınlar var, hiç terör eylemine katılmamış, bunları ne yapacağız geldikleri ülkelerle beraber? Yani bu boyutunu da ihmal etmiyoruz. Gerçekten burada dönen mülteciler evine dönecek. Şimdi Türkiye'deki 300 bin Kürt dönmek istiyor mu istemiyor mu? Özellikle o bölgeden gelen bizim arkadaşlarımız da var, diğer arkadaşlarımız da var. Bu arkadaşlarımızla konuşuyor musunuz? Bunlar dönmek istiyor. Neden dönemiyor? YPG'den, terör örgütünden dolayı dönemiyor. Bunların dönmek istediğini siz de kafa sallayarak şey yapıyorsunuz, teşekkür ediyorum.

24

Gerçekten de YPG kontrol ediyorsa, madem YPG Kürtleri temsil ediyorsa niye dönemiyor?

 

FATMA KURTULAN (Mersin) - Dönen Suriyelileri nereye yerleştireceksiniz soru bu?

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU - Çünkü bunlar partilerini kapattılar, sürgüne gönderdiler ve de birçoğunu öldürdüler, Avrupa'daki Suriyeli Kürtler de bana geliyor bunu anlatıyorlar. "Biz bu YPG terör örgütünden dolayı dönemiyoruz." diyorlar ve doğru.

FATMA KURTULAN (Mersin) - Bu Suriyelileri nereye göndereceksiniz?

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU - Yani bize geliyorlar. İşte nereye? YPG yıllardır orayı kontrol ediyor. Niye yardımcı olmuyor? Bir tek kendi ideolojisine bağlı ve teröristleri orada barındırıyor, onun dışındakilerin hepsine zulmetmişler. O yüzden, oraya, Suriyeli Kürt kardeşlerimiz evlerine döndüğü zaman demografi mi değişecek? Böyle bir amacımız olsa bunu yapmayız. Lütfen, olayı, yani yaptığımız hareketi şeyinden çıkarmayalım.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) - 2 milyon Kürt mü var burada Sayın Bakan?

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Batman) - Siz "1 milyon" dediniz, iktidar olarak "1 milyon kişiyi yerleştireceğiz." dediniz.

BAŞKAN - Arkadaşlar, değerli arkadaşlar…

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU - Arkadaşlar, yalnız, buradan gelen sadece 300 bin Kürt değil ki…

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Batman) - Hayır, "1 milyon" dediniz.

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU - Özür dilerim.

Bu zaten toplam nüfusun yüzde 30'u civarı diyelim, üçte 2'si Arap. Türkmenler de var ilave, Hristiyanlar da var, diğer gruplar da var, dolayısıyla Kobani ve birkaç yerin dışında nüfusun çoğunluğu Kürt değil, yüzde 90'ı Arap. Dolayısıyla 300 bin Kürt olduğu zaman zaten 1 milyonun yaklaşık üçte 1'i ediyor. Yani gerisi de Araplar, onlar da evine dönecek, sadece Kürtler değil ki, herkes dönecek.

FATMA KURTULAN (Mersin) - Neresi işte, onların yeri neresi?

MENSUR IŞIK (Muş) - Nereye, kimin evine dönecek?

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU - Evlerine dönecek, herkes geldiği evine dönecek arkadaşlar. Bu konularda biz… Sizin derdiniz şu: "YPG burada demografiyi değiştirdi, nüfusun yaklaşık yüzde 80'i, 90'ı Kürt değildi ortalaması, şimdi ise toprakların yüzde 30'unu kontrol ediyor."

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) - Şu ana kadar 400 bin insan göç etti oradan Sayın Bakan.

BAŞKAN - İki dakika daha ilave ediyorum Sayın Bakan.

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU - Son…

"Dönerse demografi tekrar yoluna girecek, dolayısıyla YPG'nin işine gelmeyecek." Biz insani konularda herkesten hassasız. Nasıl Türkiye'ye gelenlere ayırım yapmaksızın, Kürt, Türkmen, Arap veya Ermeniler de geldi, diğer Suriyeli kardeşlerimiz de geldi, Yezidiler var, Türkiye'de Keldaniler var, ev sahipliği yapıyoruz, dönme konusunda da aynı. Bu bir Kürt düşmanlığı değildir. YPG'ye, PKK'ya "eşittir Kürt" derseniz Kürt kardeşlerimize haksızlık etmiş oluruz. Kürt kardeşlerimizin büyük bir bölümü, çoğunluğu AK PARTİ'ye oy veriyor -ben siyaset de yaptığım için biliyorum- şimdi CHP'ye oy verenler var, İYİ PARTİ'ye, Milliyetçi Hareket Partisine oy verenler var. Şimdi nasıl... "Kürt eşittir PKK" demek haksızlıktır.

METİN NURULLAH SAZAK (Eskişehir) - Küfürdür bu, küfür!

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU - Küfürdür yani. Kürt kardeşlerimize hakaret etmeyelim. Dolayısıyla, bir terör örgütüyle mücadele Kürt düşmanlığı değildir, terör örgütüyle mücadeledir. (AK PARTİ ve MHP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar) Bunu çok açıkça konuşmamız lazım.

Siz, bakın arkadaşlar, Suriye'nin sınır bütünlüğü, toprak bütünlüğü konusunda en hassas ülke Türkiye Cumhuriyeti'dir ve tüm toplantılarda, tüm kararlarımızda, tüm açıklamalarımızda buna vurgu yapıyoruz. Dolayısıyla bu bir işgal değildir, teröre karşı alınan bir tedbirdir ve buraya girerken de "Suriye'nin toprak bütünlüğüne herkesten daha çok bağlıyız." dedik, tüm konuşmalarımızda da söyledik; bu anlayışımızı sürdüreceğiz.

IŞİD'le…

MUSA PİROĞLU (İstanbul) - Suriye Ordusunun gelmesine niye itiraz ettiniz?

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU - Efendim, şimdi…

HÜSEYİN KAÇMAZ (Şırnak) - Sayın Bakan, referandumda…

BAŞKAN - Değerli milletvekilleri, Sayın Bakan açıklamalarını yapsın. Lütfen, dinleyelim.

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU - Burada siz saygıdeğer milletvekilleriyle bir sataşmaya girmek istemiyorum. (HDP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri…

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU - Sizler konuşmalarınızı yaptınız. Başkanımız da bize söz verdi; ben de cevaben, gayet uygun bir üslupla cevap veriyorum.

HÜSEYİN KAÇMAZ (Şırnak) - Sataşma değil Sayın Bakanım, soruyorum.

 

25

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU - Burada sizinle sataşmaya girmek istemiyorum ve sözlerimi de bu düşüncelerle tamamlamak istiyorum. Ben gerçek düşüncelerimizi gayet açık bir şekilde izah ettim; sizler de düşüncelerinizi kürsüden söylediniz, bunun için de çok teşekkür ediyorum.

 

Hepinize saygılar sunuyorum, sağ olun efendim. (AK PARTİ, MHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkürler Sayın Bakan.

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU - Sayın Başkanım, bir şeyi unuttum.

BAŞKAN - Buyurun.

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU - Suriye Millî Ordusu -Özgür Suriye Ordusu- DAEŞ'e karşı bizimle mücadele etti mi? O zaman iyiydi de şimdi YPG'ye karşı mücadele edince nasıl IŞİD'çi oluyor, başka oluyor? "IŞİD" dediğiniz DAEŞ'e karşı bizimle birlikte en çok mücadele eden ve kayıp veren insanlardır Suriye Millî Ordusu -"Özgür Suriye Ordusu"ydu daha önceki ismi- ve herkesin tanıdığı, ılımlı muhalefetin de güçleridir arkadaşlar, bunu da not etmek istiyorum.

Çok teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkürler Sayın Bakan.

MENSUR IŞIK (Muş) - Masal anlatmayın Sayın Bakan, masal anlatmayın. Masal anlatmayın Sayın Bakan, masal anlatıyorsunuz, masal, masal. Sadece masal anlatıyorsunuz.

BAŞKAN - Eğer varsa, grup başkan vekillerinin söz taleplerini karşılayacağım. Burada, sistemde görünmüyor çünkü çok sayıda milletvekili sisteme girdiği için grup başkan vekillerinin söz talebini ayrıca görünmüyor. Lütfen, işaret edin, ben talebiniz varsa karşılayayım.

Sayın Dervişoğlu, buyurun.

ERKAN AKÇAY (Manisa) - Sayın Başkan, milletvekillerinin konuşmasından sonra mı? O birer dakikalık konuşmalardan sonra mı?

BAŞKAN - Yok, şimdi söz vereyim, sonra ara vereceğiz, normal gündemimize devam edeceğiz.

Buyurun Sayın Dervişoğlu.

 

 

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle, Türkiye Büyük Millet Meclisini bilgilendiren Dışişleri Bakanına, yapmış olduğu bilgilendirme ve açıklamalar için teşekkürlerimi sunuyorum.

Dün Azerbaycan'da düzenlenen Türk Dili Konuşan Ülkeler İşbirliği Konseyi -diğer bir adıyla Türk Konseyi- Devlet Başkanları 7'nci Zirvesi Sonuç Bildirgesi'nde sınır ötesi harekâtımıza destek kararı yer almıştır. Türk dünyasından gelen bu desteği memnuniyetle karşılıyoruz. Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan ve Türkmenistan devlet başkanlarının yanı sıra operasyona başından beri destek veren Macaristan da toplantıda hazır bulunmuştur. Arap ve Avrupa Birliğinin böyle bir zamanda karşımızda olması Türk Konseyinin ise yanımızda yer almasını Türkiye olarak doğru bir biçimde analiz etmemizin gerekliliğine inanıyorum. Tarihten bu yana süregelen Türk'ün Türk'ten başka dostu yoktur sözü bir kez daha doğrulunun ispatlamıştır. Önümüzdeki süreçte yüzümüzü doğudan yükselen Türk devletlerine dönmeli, ekonomik ve siyasi ilişkilerimizi daha fazla kuvvetlendirmeliyiz. Yani Türkiye olarak yüzümüzü güneşe dönmeliyiz. 250 milyon Türk coğrafyasıyla bir ve beraber olursak dünyada yeni bir güç dengesi kuracağımız gerçeği tartışmasızdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, bir dakika daha ilave edelim arkadaşlar konuşmaya.

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) - UEFA'nın Almanya ve Fransa'nın başvurusu üzerine Fransa Türkiye maçında A millî takımın yaşadığı gol sevinci nedeniyle soruşturma başlatmasını esefle kınıyoruz. Atılan golden sonra verilen asker selamını siyasi bir mesaj olarak algılamak Avrupa'nın kötü niyet göstergesidir. Almanya, İtalya ve Fransa'da oynayan Türk futbolcularımızın takımlarından uyarı almaları ve baskı görmeleri de kabul edilebilecek bir durum değildir. Söze geldiği zaman demokrasi ve ifade özgürlüğünden bahseden Avrupa'nın konu Türk olunca sergilediği bu ikircikli tutumunu şiddetle kınıyoruz. Sayın Cumhurbaşkanının Azerbaycan dönüşü uçakta Suriye'nin kuzeyiyle ilgili yaptığı "Teröristlerle masaya oturmayız." sözünü yerinde ve doğru buluyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, bağlayın lütfen Sayın Dervişoğlu.

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) - Elbette ki terörle müzakere yapılmaz, teröristle masaya oturulmaz. Biz bunu dün de savunuyorduk, bugün de savunuyoruz fakat söylemeden geçemeyeceğim: Sayın Erdoğan'ın bu sözünü bir o kadar da hayretle karşılıyoruz. Sözde çözüm sürecinde teröristlerle müzakere eden, terör örgütünü Habur'da davul zurnayla karşılayan ve İmralı'ya heyetler yollayarak teröristbaşından Anayasa için yol haritası alan da Sayın Erdoğan'dı. Umar ve dilerim ki böyle bir müzakere söz konusu

26

olduğunda "Ben görüşmedim, devlet görüşmüş." demez. Bütün bunları unutmadık.

 

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayalım lütfen.

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) - Ayrıca, Sayın Cumhurbaşkanının ağzından "Teröristlerle masaya oturmayız." sözünü duymak bizim inanmak istediğimiz bir husustur.

Bu arada, Volkswagen tarafından yapılan açıklamada 1,3 milyar euro yatırımla 5 bin kişiye istihdam yaratacak Manisa fabrikasının Barış Pınarı Harekâtı nedeniyle ertelendiği duyurulmuştur. İki devletin birbiriyle savaş durumunda dahi ekonomik ve ticari ilişkileri devam ederken Türkiye'nin sınırlarını korumak amacıyla başlattığı operasyon sürecinde Almanya'nın takındığı bu tavrı da kınıyor, heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN - Teşekkürler Sayın Dervişoğlu.

Sayın Akçay, buyurun.

 

 

 

ERKAN AKÇAY (Manisa) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Barış Pınarı Harekâtı'nı başarıyla sürdürdüğümüz bugünlerde dünyanın bir kısım ülkelerinden gelen tepkiler ve tehditler karşısında Türk dünyasından gelen destek açıklamaları hepimizi mutlu etmiştir. Türk Konseyinin 7'nci Zirvesi'nin ardından Türkiye, Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan liderlerinin imzaladığı bildiride tarihe şu not düşülmüştür: Türk Konseyi, Türkiye'nin Barış Pınarı Harekâtı'nın terörizmle mücadeleye, Suriye'nin toprak bütünlüğünün sağlanmasına, Suriyelilerin teröristlerin zulmünden kurtarılmasına ve yerlerinden edilmiş Suriyelilerin ana vatanlarına güvenli ve gönüllü geri dönüşleri için şartların oluşturulmasına katkıda bulunulacağına olan umut ve inançlarını beyan etmektedir. Dünyaya verilen bu mesaj çok önemlidir. Türk dünyası, Türkiye'nin sıkıştırılmak istendiği bugünlerde yekvücut olmuştur. Bu yoğun gündemde satır arasında kalmaması gereken bir mesaj daha var: Kazakistan Kurucu Cumhurbaşkanı ve Türk Konseyi'nin Onursal Başkanı Nursultan Nazarbayev diyor ki: "Türk dünyasının birliği benim için 'güven' sözüyle net bir şekilde ifade edilebilir. Ben birlikteliğimizi tasvir etmek için 'Yeniden doğuş' ve 'güven' sözlerini seçiyorum." ifadesini kullanmış ve birlik için "'Türk dilli devletleri' demeyelim, 'Türk devletleri' diyelim." demiştir. İsmail Gaspıralı'nın "Dilde, fikirde, işte birlik" ülküsü Türk dünyasında adım adım ilerlemektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, devam edin Sayın Akçay.

ERKAN AKÇAY (Manisa) - Sayın Başkan, Barış Pınarı Harekâtı ve gündemi içinde toplumumuzun her kesiminden kahraman Mehmetçik'imize yönelik destek mesajları gelmektedir. Burada özel bir parantezi A Millî Futbol Takımı'mıza açmamız gerekir. Fransa Millî Takımı karşısındaki mücadele ve başarısını millî duruşla taçlandıran sporcularımızı tebrik ediyoruz. Kariyerlerini sürdürdükleri ülkelerden gelen baskılara rağmen Mehmetçik'imize gönderdikleri selamla bizi gururlandırmışlardır. Millî Takım millî duruş gösterdi; her birine bir kez daha tebrik ve takdirlerimizi sunuyoruz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Teşekkürler Sayın Akçay.

Sayın Kurtulan…

 

FATMA KURTULAN (Mersin) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Öncelikle, ben sizi selamlamak istiyorum. Biraz önceki tatsız durumdan dolayı Meclisin onurunu korumaya çalışmanız, her şeye rağmen, tüm zorlamalara rağmen adalet, demokrasiyi korumaya çalışmanız çok onur duyulacak bir durum. Çalışma arkadaşınız olmaktan onur duyduğumuzu, Meclisi temsil gücünden herkesin bu konuda biraz örnek alması gerektiğini belirtmek istiyorum, size özellikle saygılarımı, hürmetlerimi sunmak isterim.

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Kurtulan.

FATMA KURTULAN (Mersin) - Az önce Sayın Bakanın "bilgilendirme" dediği aslında kamuoyunda da hep bildiğimiz, çok yeni bir şeyle bilgilenemediğimiz nutuklar dinledik. Öyle görülüyor ki hem Savunma Bakanlığının çabalarına baktığımızda hem de Dışişleri Bakanının buraya gelişinde üslubuna baktığımızda AKP'nin bu operasyonla -daha doğrusu tekrar düzelteyim- bu savaşla bir hayli, ne kadar zorlandığını görüyoruz. Yani AKP o hırçın dili niye burada uygulamadı? Çünkü gerçekten sıkışmış durumda.

Destek almadığı içte ve dışta her yerde görülüyor. Yani Suriye içerisinde destek olduğunu söylüyor, böyle bir durum yok. Halep Genel Meclisi, Haseki aşiretleri Kürt, Arap, Süryani ve Asuri aşiretleri ortak basın açıklaması yapıp "Gelmeyin." dediklerini biliyoruz. Aşiretler Meclisi Başkanı El Cebur Fewaz El Zobi "AKP'yle, El Nusra'yla, ÖSO'yla birlikte bu topraklarımızı gasbediyor, gelmesinler." diye açıklamaları var. Dünyadaki açıklamalara baksa… Kendileri de söylüyor zaten "Çok yalnızlaştık." diyor ama "Yalnızlık da bir erdemdir."

27

dedi grup başkan vekilleri, orada da kendilerine bir erdem diyecek bir söz buldular, bir pay buldular.

 

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun devam edin Sayın Kurtulan.

FATMA KURTULAN (Mersin) - Bunu başlarken de söylemiştik. Artan ekonomik kriz, yoksulluk, işsizlik, Kürt sorununun kendisini dayatması, çürüyen yargı sistemi, tüm yaşam alanlarımızın kapalı olması AKP'nin böyle bir operasyona, savaşa, işgale ihtiyaç duyduğunu söylemiştik. Bu ihtiyaç duyduğu operasyonla, savaşla birlikte de elbette ki yaptığı şey tüm muhalefetini de arkasına almak ve mümkün mertebe biraz içte konsensüsü sağlamaya çalışmakla başladı, ne yazık ki kimi destekler de aldı. Şu an ki çabaları da bunu daha sürdürme, daha artırma olarak görüyoruz. Şunu söylemek isterim, tekrar vurgulamak isteriz, zaten Suriye ordusuna da baktığımızda, Suriye ordusu ve orada yaşayan halklar "Kendi toprak bütünlüğümüze sahip çıkacağız." dediler ve müdahalede bulundular.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, tamamlayalım lütfen Sayın Kurtulan.

FATMA KURTULAN (Mersin) - Tamamlıyorum Sayın Başkan.

Orada bu savaş, tüm halklarımıza, Kürtlerin ve Türklerin ortak birlikte yaşama iradesine, umuduna bir darbedir. Kendi koltuklarını, iktidarlarını biraz daha sürdürme, ona nefes aldırma, can verme girişimidir. Gelin, bu koltuklar uğruna gençlerimizi ölüme götürmekten, insanlarımızı, iki kadim halkı, tarihte kardeşlik perspektifine de sahip olan bu iki halkı birbirine kırdırmaktan vazgeçelim. Ölüler çok oldu tabii ki ama buradan geri dönüş mümkündür. Tekrar "barış, barış, barış" demek istiyorum.

Sağ olun.

BAŞKAN - Teşekkürler Sayın Kurtulan.

Sayın Altay?

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Söz talebim yok efendim.

BAŞKAN - Sayın Zengin, buyurun.

 

 

 

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) - Sayın Başkanım, benim de talebim zarurete binaendir ama öncelikle hem şahsınızın hem de Başkanlık Divanının Anayasa ve İç Tüzük'e uygun olarak davranma konusundaki kararlılığınızı ve gayretinizi memnuniyetle telakki ettiğimizi, gördüğümüzü ifade etmek isterim bu manada grubumuz olarak.

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) - Şunu ifade etmek istiyorum: Biraz evvelki konuşmamda... Ben bütün konuşmalarımızın bir bütünlük içerisinde olduğunu düşünüyorum. Evet, birbirimize konuşuyoruz ama karşımızda stenograf arkadaşlarımız her bir kelimeyi kaydediyorlar. Bunun amacı, aslında, yaptığımız her bir konuşma tamamlandığında sadece bugüne, yarına değil, bir bütünlük içerisinde bir meseleyi konuşmak, anlatmak. Bizler tabii, gündemin yoğunluğu içerisinde dün pek çok şey konuştuk örneğin, bunlar konuşulurken bazı şeyleri yeteri kadar anlatamama, cevap verememe hâli ortaya çıkıyor. Bir bütün olarak düşündüğüm için dünkü tartışmalardan bir tanesi "fetih" kavramına yüklenen anlamdı. Buna binaen, kendi konuşmamda fetihten ne anlıyorum, ne anlıyoruz, bunu anlatma ihtiyacı duydum ve bunun için de canlı bir örnekten yola çıktım, İstanbul Üniversitesinin kapısında yazan 2 tane ayetin mealini, anlamını ifade ettim. Kur'an-ı Kerim'den bölümlerin tamamı da okunabilir çünkü Kur'an-ı Kerim sadece ve sadece ibadet esnasında okunan bir metin değil, hayatımızın her alanında. Hatta, ben Meclisteki konuşmaları tarasam şu an içerisinde, pek çok arkadaşım farkına varmadan ayetlerden feyiz alarak cümleler kurabilir. Bu, son derece tabii bir şeydir. Doğrusu, bunu bir suistimal olarak anlamayı ve anlatmayı ben bir suistimal olarak algılıyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Teşekkürler Sayın Zengin.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 17.08

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 17.33

BAŞKAN: Başkan Vekili Mithat SANCAR

KÂTİP ÜYELER: İshak GAZEL (Kütahya), Şeyhmus DİNÇEL (Mardin)

-----0-----

BAŞKAN - Türkiye Büyük Millet Meclisinin 7'nci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

Gündeme geçmeden önce 3 sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk konuşma, Dünya Gıda Günü münasebetiyle söz isteyen İzmir Milletvekili Bedri Serter'e aittir.

 

28

Buyurun Sayın Serter.

 

Süreniz beş dakikadır.

 

 

 

BEDRİ SERTER (İzmir) - Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekillerim; bugün 16 Ekim Dünya Gıda Günü. Gıda, insan hayatı için vazgeçilmez bir ihtiyaç, gıdaya ulaşım ise bir insanlık hakkıdır.

Birleşmiş Milletler verilerine göre, bugün dünya üzerinde 850 milyon kişi açlıkla baş başa maalesef. Her gün dünya üzerinde 5 yaş altı 5 milyon çocuk yetersiz beslenme sonucu hayatını kaybetmekte.

Son yıllarda yaşanan küreselleşme ve kentleşmeyle birlikte beslenme ve yeme alışkanlıkları da maalesef çok değişti. Öte taraftan, yine uluslararası verilere göre, 672 milyon insan obazite sorunuyla karşı karşıya, 1,3 milyar insan ise "kilolu" olarak adlandırılmakta. Tümüyle yanlış beslenme, hazır gıda ve sağlıksız yaşam bunun sonucu.

Tablo böyleyken, bugün dünyadaki ve Türkiye'deki açlığın önüne nasıl geçebiliriz, sağlıklı beslenmede nasıl yaşayabiliriz farkındalığı yaratmak için söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle, desteklerini almaktan mutluluk duyduğum gıda mühendisleri odalarına teşekkür ediyorum.

Yukarıda bahsettiğim açlık nedeniyle memleketimizdeki ve dünyadaki ölümler gerçekten insanlık ayıbı. Türkiye'deki durumu ele alacak olursak TÜRK-İŞ verilerine göre 2019'da 4 kişilik bir ailenin açlık sınırı 2.075 lira, asgari ücret 2.020 lira. Yine TÜRK-İŞ verilerine göre yıllık gıda enflasyonu, çok üzücü bir şekilde, yüzde 23'ler düzeyinde, Hükûmetin bize açıkladığı enflasyon ise yüzde 9. Bugün gelinen noktada Türkiye'de açlık sınırının altında 22,5 milyon insan yaşamakta. Bu verilere göre, on yedi yıllık AKP iktidarında gelinen son nokta; Türk halkı açlıktan kıvranıyor, işsizlikten kıvranıyor, her 4 kişiden 1'i de yatağa aç yatmakta.

"Gıda" dedik mi aklımıza ilk, tarım ve hayvancılık gelmekte ama 2019 yılında çiftçi sebzesini tarlada gübre olarak sürmekte, inekleri olan çiftçi kardeşlerimiz ve ziraatla ilgilenen insanlarımız ineklerini et olarak satıp paralarını kazanarak borçlarını kapatmaya uğraşmakta. Benim ilim İzmir, Türkiye'nin bu konuda örnek illerinden biridir; tohum takaslarıyla, yerel yönetimlerin çiftçiyi desteklemesiyle, sütçüyü desteklemesiyle farkını fark ettirmiştir, tüm Türkiye'ye bu konuda örnektir. Bugün de çok güzel bir gelişim oldu, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Tire Süt Kooperatifinden 100 bin adet sütü çocuklarımıza dağıttı. Olumlu bir gelişme bu da.

Tabii ki "gıda" denince akla ilk yiyecek ve içecek gelmekte. Bunlara da sağlıkla kavuşmak mecburiyetindeyiz. Bu konu da en doğal şekliyle kaliteli öğretmenlerin donanımlı okullarda yetiştirdiği gıda mühendisleriyle ancak gerçekleşmektedir ve gıdayla uğraşan her kurum ve kuruluşun deneyimli gıda mühendisi bulundurmasının mecbur tutulması gerekmektedir. Gıda mühendislerinin istihdam edilmesi son derece işlevsel ve önemlidir ama sorun, gıda mühendisliği fakültelerinden kaliteli ve yeterli bilgiyle donatılmış akademisyenlerce yetiştirilip mezun olmuş gıda mühendislerimizin azlığıdır. Okul ismi vermeyeceğim. Orta Anadolu'da bir şehrimizde, çok kıymetli bir şehrimizde bir üniversitemizin gıda mühendisliği fakültesi bu sene 60 öğrenci dört yıllık eğitime, 60 öğrenci de iki yıllık eğitime almıştır. Öğretmenler ise sadece 1 doçent ve 1 asistandır. Takdir Meclise kalıyor.

Sadece bina yapıp, güzel binalar yapıp içinde boş, öğrencisiz ve öğretmensiz binaları üniversite diye yazmak hiçbir şey getirmemektedir. Önemli olan içinin dolu, öğretmenlerinin dolu ve öğrencilerinin de kaliteyle yetişebileceği öğretim kurumunun oluşmasıdır. Öğrenmek istiyorum; Türkiye Büyük Millet Meclisinde bu kadar çok yemek, gıda tüketen kişi, çalışan varken Meclisimizde kaç tane gıda mühendisi görev almaktadır diye Meclisimizden bilgi almak istiyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, bir dakika daha süre ilave ediyorum Sayın Serter.

BEDRİ SERTER (Devamla) - Teşekkür ederim Başkanım.

Tarım Bakanlığından da talebim, eğitimli veyahut eğitimsiz yılda 4 bin mezun veren gıda mühendislerinin istihdam olanaklarını artırmamızdır. İşletmelere gıda mühendisi için devletin destek vermesini beklemekteyim. Gıda olan her yerde gıda mühendislerinin istihdamlarını sağlayalım. Bu çok sayıda mezun verme konusu her mesleğin sorunu. Dünya Gıda Günü'nde "önce insan sağlığı, önce gıda güvenliği" diyeceğimiz bir günde şu an bile Türkiye'nin birçok yerinde gıda zehirlenmelerinden hastaneye koşan insanlar olmakta. Hane halkı gelirinin sadece yüzde 20'sinin gıda harcamalarına ayrıldığı bir ülkede sağlıklı gıda tüketilmesini sağlamak önce Tarım ve Sağlık Bakanlıklarının önceliği olmalıdır. En önemlisi de bilinçli ve eğitimli gıda üreten işletmelerin olmasıdır.

Diğer bir konu, bu işlere Tarım Bakanlığı mı bakmakta, Sağlık Bakanlığı mı bakmakta,

29

belediyeler mi bakmakta; her yerde bu karışım olmakta ve sonuç alınmamaktadır.

 

ALİ ÖZTUNÇ (Kahramanmaraş) - Saray bakıyor, tek başına bakıyor.

BEDRİ SERTER (Devamla) - Söylenecek çok şey var. Son söz…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Serter, grup başkan vekilleriyle anlaşmamız gereği bütün konuşmalara sadece bir dakika ekleyeceğim.

BEDRİ SERTER (Devamla) - Peki, çok teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Herkese saygılar sunuyorum. Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Serter.

Gündem dışı ikinci konuşma, 13 Ekim 1923 Ankara'nın başkent oluşu münasebetiyle söz isteyen Ankara Milletvekili Nevin Taşlıçay'a aittir.

Buyurun Sayın Taşlıçay. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır. Sadece bir dakika ekleyeceğim.

 

 

NEVİN TAŞLIÇAY (Ankara) - Sayın Başkan, yüce Meclis; bugün Millî Mücadele'nin başşehri Ankara'nın başkent oluşunun 96'ncı yıl dönümü münasebetiyle gündem dışı konuşma almış bulunmaktayım.

Türklüğün son başkenti, omuzlarında insanlığın tüm yükünü taşıyan, bin yıldır Türklükle yoğrulan bu kadim şehre nice yıllar diliyorum. Hüseyin Gazi'ye, Şeyh Ali Semerkandi'ye, Hacı Bayram-ı Veli'ye ve adını sayamadığımız daha nice alplere, erenlere, Ankara'nın başkent oluşundaki stratejik aklın sahibi Mustafa Kemal Atatürk'e ve silah arkadaşlarına bir kez daha rahmet diliyorum. Bin yıldır bu toprakları yoğuran ve nihayet başşehir yapan ruhun huzurunda saygıyla eğiliyorum.

Kıymetli milletvekilleri, dünya başkentleri siyasetin olduğu kadar aynı zamanda turizmin, kültürün, medeniyetin de başkentidir. En doğudan en batıya, en kuzeyden en güneye tüm dünyada böyledir. Başkentlerde tarih sergilenir, kültürler tanıtılır, medeniyetler vitrine çıkar. Hele kadim bir şehirse, tarihî süreklilik içinde tüm hünerler sergilenir şehrin dört bir yanında.

Ve Ankara, beş bin yıllık tarihi ile bin yıllık Türk-İslam şehri hüviyetiyle, genç cumhuriyetin ev sahibi olarak hünerlerini sergilemek için büyük bir turizm hamlesi bekliyor. Başkent Ankara, 2023'e, ihya edilmiş kültürel ve tarihî envanterleriyle, altyapısı tamamlanmış kültür rotalarıyla, milyonlarca turistin akınıyla girmelidir. Hedefimiz ve beklentimiz budur.

Millî Mücadele'nin kahramanları, Millî Mücadele'nin kalbinde tüm Türkiye'yle buluşmayı ümit ediyor. Birinci Meclisten Dikmen'e, Polatlı'dan, Çankaya'ya o günleri; Mustafa Kemal Paşa'dan İsmet Paşa'ya, Kazım Karabekir'den Fevzi Çakmak'a o kahramanları, yolu Ankara'ya düşen herkese en iyi şekilde anlatmalı ve yaşatmalıyız. Bu kapsamda, Türkiye Cumhuriyeti'nin 100'üncü yılı kutlamalarına yetişecek şekilde Ankara'nın yeniden ihya edilmiş bir açık hava müzesine dönüşmesi temennimizdir. Ankara, kültür ve tarih turizminin, sağlık turizminin, termal turizmin, kırsal turizmin, inanç turizminin, kongre turizminin, hasat turizminin, hafta sonu turizminin başkenti olabilecek tüm şartlara sahiptir. Çözüm, her bir başlığın tek tek ele alınıp yenilikçi projelerin hayata geçirilmesindedir.

Çamlıdere'deki fosil ormanı dünyanın gözbebeği olabilecek kalitededir. Beypazarı'ndaki kanyonların dünyanın cazibe merkezi olması, gerekli çalışmaların yapılması hâlinde uzak bir ihtimal değildir. Termallerimiz şifa dağıtmak için yeterli şartlara sahiptir. Aromaterapi merkezleriyle Ayaş'ı ve Kızılcahamam'ı hem termalin hem kongre turizminin merkezi yapabiliriz. Tarihî Roma Hamamı, Ankara Kalesi, tüm ihtişamıyla restore edilmeyi bekliyor. Ulus, genç cumhuriyetin göz bebeği, eski şaşaalı günlerini özlüyor. Hamamönü'ndeki muhteşem dönüşüm bu bölgeyi de kapsayacak şekilde genişletilmeli, Ulus'tan Hacı Bayram-ı Veli'ye, Ankara Kalesi'nden Hamamönü'ne o alan, beş binyıllık tarihi gururla sergilemelidir. Anafartalar ve Ulus Çarşısı da bu sayede yeniden canlandırılmalıdır.

Ayaş dutunu dalında, domatesini tarlasında, Kalecik üzümünü bağında, Beypazarı havucunu bahçesinde tüketiciyle buluşturmak alternatif turizm olarak yanı başımızda. Buna en çok da topraktan uzak büyüyen çocuklarımızın ihtiyacı var. Ayrıca, 12 ürünle Türkiye'nin coğrafi işaretli ürünlerine katkı veren Ankara'nın, Ayaş domatesi, Ayaş dutu, Beypazarı havucu, Ankara keçisi, Ankara tiftiği, Beypazarı'nın 60 katlı baklavası da coğrafi işaretli ürünler kapsamına girmelidir.

Kelebekler Vadisi, Işık Dağı, Soğuksu, Kurtboğazı, Çubuk Barajı hafta sonu turizmi için tur şirketlerinin ilgisini bekliyor. Her hafta onlarca otobüs çevre illere Ankaralıları taşıyorken Ankara'nın ilçeleri için bu altyapıyı hazırladığımızda yöresel kalkınma da kendiliğinden sağlanacaktır.

Gölbaşı, Ankara merkeze sadece on beş dakika uzaklıktadır. Mogan Gölü'nü temizleme çalışmalarına hız kazandırılması, bölgeye gelen ziyaretçi sayısını artırarak, olta balıkçılığının gelişmesi, bölgedeki at çiftliklerinin daha fazla rağbet görmesi, Gölbaşı'nda

30

bahçe turizminin gelişmesi hususunda pozitif katkı sağlayarak bölgeye katma değer kazandıracaktır ve Çubuk münbit bereketli topraklarıyla, doğa harikası Karagöl'üyle ve köyleriyle doğa turizmi kapsamında desteklenmelidir. Doğaya koşmak isteyen şehirlilerimiz için hem nefes alacak hem organik beslenecek bir yer arıyorsak, Çubuk, turşusuyla, büyükbaş hayvan ürünleriyle, sebzesiyle, meyvesiyle yirmi dakika uzaklığımızdadır, bölge halkı da tüm misafirperverliğiyle Ankaralıları ağırlamaya hazır durumdadır. Tarihî derinliği kadar manevi derinliği de haiz Ankara için ayrıca inanç turizm rotası da çıkarılmalı ve tur şirketlerini teşvik etmeliyiz. Ankara'da yatan tarih geleceğin tapusudur.

 

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

NEVİN TAŞLIÇAY (Devamla) - Bitiriyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN - Bir dakika sürenizi başlatıyorum Sayın Taşlıçay.

NEVİN TAŞLIÇAY (Devamla) - Güdül, binlerce yıllık Türklüğün damgalarını taşlarında barındırmaktadır. Gelin, bu açık hava müzesini, kaya resimlerini tanıtarak daha fazla ziyaretçiyle buluşturalım. Ankara özelinde gerçekleştirilecek bir turizm hamlesi sandığımızdan çok daha fazla katma değer yaratacaktır.

Sözlerime son vermeden savaşın kartalı, barışın güvencini Türk ordusuna Barış Pınarı Harekâtı'nda şanlı bir zafer diliyor, şehitlerimizi saygı ve minnetle anıyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkürler Sayın Taşlıçay.

Gündem dışı üçüncü konuşma, Dünya Gıda Günü münasebetiyle söz isteyen İzmir Milletvekili Ceyda Bölünmez Çankırı'ya aittir.

Buyurun Sayın Bölünmez Çankırı. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

 

 

 

CEYDA BÖLÜNMEZ ÇANKIRI (İzmir) - Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; her yıl 16 Ekim tarihi Dünya Gıda Günü olarak kutlanmaktadır. 1945 yılında kurulan Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü bugün kapsamında iklim değişikliğinin tarımsal üretime etkisine, önümüzdeki yıllardaki etkisi artması öngörülen besin yetersizliğine, dünya genelindeki açlık ve yoksulluk konularına dikkat çekmeyi, aynı zamanda da herkesin güvenilir ve besleyici gıdaya ulaşmasına katkı sunmayı hedeflemektedir.

Gıda israfı üzerinde durmamız gereken en önemli temel konuların başında geliyor. Çevre duyarlılığı projeleriyle Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) tarafından Sıfır Atık, Sıfır Açlık Ödülü'ne layık görülen Sayın Emine Erdoğan Hanımefendi'nin Sıfır Atık Projesi kapsamında gıda israfıyla da yüzleşmekte ve mücadele etmekteyiz. Dünya nüfusu 6.7 milyar olmasına rağmen yılda 12 milyar insana gıda üretimi yapılmakta ve neredeyse yarı yarıya bir israf söz konusu olmaktadır. Açlık ortadan kaldırılmadan sağlıklı bireyler ve nitelikli eğitim gibi hedeflere ulaşmak mümkün değildir. Dünyada herkese yetecek kadar gıda üretilmesine rağmen her 9 kişiden 1'i açlık çekmektedir. İstatistiksel olarak incelediğimizde dünyada 2019 yılında açlık çeken kişi sayısı 837 milyonu geçmiştir. Aynı zamanda 1,6 milyar kişi aşırı kiloludur. İşin en üzücü tarafıysa günde ortalama 18 bin kişi açlıktan hayata gözlerini yummakta. Çok fazla tüketen ya da kötü beslenen kişiler ile yeterli gıda bulamayan kişiler arasında bir denge kurulması gerekmektedir. Gıda ve doğru beslenme sağlığın başı. Tohumun, gıda kalitesinin de başladığı yerdir. Ne kadar güvenilir ve kaliteli tohumunuz, gıdanız varsa o derece sağlıklı olursunuz. Sadece bu topraklarda yetişen yerli bitki çeşitliliğimizi korumamız, bereketli topraklarımızdan yeterince faydalanma noktasında atılım yapmamız gerektiğinin farkındayız.

Türkiye, 12.500'e varan biyolojik çeşitliliğe ev sahibiyken ve 18 bin buğday çeşidiyle dünyanın tarım ambarıyken son yetmiş yılda bu çeşitliliği kaybetmektedir. Bu sürede tamamen doğal, değişen çevre ve koşullara uyum sağlamayan yerel tohumların kullanımı azaltılmış, nüfusun artışıyla birlikte geleneksel tarımdan endüstriyel tarıma geçilmiştir. Sahip olduğumuzun farkında olduğumuz ata tohumlarımızın gelecek nesillere aktarılması konusunda ciddi proje çalışmaları gerçekleştirmekteyiz.

Mücadele etmemiz gereken başka bir sorunsa su kaynaklarının azalması. 1999 yılında tarımda kullandığımız yer altı sularını 150 metre derinlikten çekmekteyken şu an 850 metrelerde zor buluyoruz. Kuraklık sorunuyla da karşı karşıyayız. Mardin Ovası'na 2 ton olarak ekimini gerçekleştirdiğimiz, Mezopotamya'nın bilinen en eski ata tohumu olan Sorgül buğdayından almış olduğumuz hasat rekoru 20 tondur. Geleneksel üretim teknikleriyle susuz, gübresiz ve enerji ihtiyacı olmadan üretilen yerel tohumlar sayesinde üretim maliyetlerini minimum miktara indirgedik. Bu sayede, çiftçilerimiz elde ettikleri geliri en yüksek seviyeye çıkardı.

2011 yılında başlayan göçle ülkemize gelen mülteciler arasında ülkelerinde geleneksel tarım yöntemleriyle üretim yapmayı bilen küçük çiftçi topluluklarının mevcut iyi tarım uygulamalarını kendi çiftçilerimize öğretiyor ve yerel tohumlarla buluşturarak

31

çoğaltılması ve nesillere aktarılması için çalışıyoruz. Bu kapsamda, Topraktan Tabağa Proje'mize entegre ettiğimiz Suriyeli mülteci kadınlarla kültürel ve geleneksel tarım bilgileriyle toprağımızı kimyasallardan temizlemiş bulunmaktayız. Projemiz kapsamında ilk yıl 35'i yerel, 35'i Suriyeli mülteci kadın çiftçimize tarım uygulamaları eğitimi verdik. Şu an yerel ve Suriyeli mülteci olmak üzere toplamda 350 kadın, 17 çiftlik sahibi ve 24 kadın mühendisimizle projemiz üzerinde çalışmalar sürdürüyoruz.

 

Başka bir projemize gelince, Türkiye'de Ankara, İstanbul, İzmir, Mardin, Adana ve Şanlıurfa olmak üzere 6 ilimizde geçici koruma altındaki Suriyelilere ve yerel dezavantajlı gruplara gastronomi eğitimiyle iş imkânı sunmayı amaçladığımız Mutfakta Umut Var Proje'mizde çalışmaları sürdürmekteyiz. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü tarafından sağlanan fonla yıllık 600 kişiye nitelikli gastronomi eğitimi ve…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayın lütfen Sayın Bölünmez Çankırı.

Buyurun.

CEYDA BÖLÜNMEZ ÇANKIRI (Devamla) - … eğitim sonunda aşçı yardımcılığı sertifikası verilmesi, aynı zamanda projemizin uygulandığı illerde de gastronomi ve turizm eğitimi veren meslek liselerinin mevcut koşullarının iyileştirilmesini hedefliyoruz.

Dünya Gıda Gününün insanlığın yeterli miktarda, ihtiyaçlarını karşılayacak, inanç ve kültüre uygun, sağlıklı, güvenli gıdaya ulaşabilmesine vesile olması ümidiyle üretmeye ve mevcut çalışmalarımızı layıkıyla sürdürmeye devam edeceğiz.

Proje çalışmalarımızla yakından ilgilenen ve verdikleri destek ve yardımlarından ötürü, başta Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan ve kıymetli eşleri Sayın Emine Erdoğan olmak üzere ilgili bakanlıklarımıza şükranlarımı sunuyorum.

Barış Pınarı Harekâtı kapsamında ülkemizin sınırları, huzuru ve güvenliği için hain terör örgütleriyle mücadele eden kahraman ordumuza Rabb'imden muvaffakiyet diliyorum. Terör örgütleriyle olan mücadelemizi kararlılıkla sürdürmeye devam edeceğimizi ifade ediyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkürler Sayın Bölünmez Çankırı.

Sayın milletvekilleri, şimdi, sisteme giren ilk on beş milletvekiline yerlerinden birer dakika süreyle söz vereceğim.

Sayın Yalım… Yok.

Sayın Kaboğlu galiba Sayın Yalım'ın yerine konuşacak.

Buyurun Sayın Kaboğlu…

 

 

 

 

İBRAHİM ÖZDEN KABOĞLU (İstanbul) - Teşekkürler Sayın Başkan.

2017 Anayasa değişikliği uygulamasında dış politika dâhil karşılaşılan sorunları meşru kılmak veya Anayasa'ya aykırı yasaları savunmak için sıkça "Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi" kavramı kullanılmakta. Oysa bu kavramın anayasal dayanağı ve bağlayıcı özelliği yoktur. Siyasal niteleme ile anayasal normatif değer birbirinden farklıdır. Siyasal niteleme Anayasa'ya aykırı işlem ve eylemlerin dayanağını oluşturamaz. Yüce Meclis yasama faaliyetinde ancak Anayasa'nın açık ve amir hükümlerini ölçüt alabilir. Anayasa'ya aykırı bir yasa Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi gerekçesiyle asla Anayasa'ya uygun yasa hâline getirilemez.

Teşekkürler.

ERKAN AKÇAY (Manisa) - Yani takıla takıla ona mı takıldın be hoca?

BAŞKAN - Sayın Beko…

 

 

 

KANİ BEKO (İzmir) - Sevgili milletvekilleri, sen dur demezsen madenler felaketin olacak, milyonlarca ton sülfürik asit kullanılacak, asit buharı nedeniyle asit yağmurları oluşacak, dünyanın en bereketli toprakları çölleşme tehlikesiyle yüz yüze kalacak, nikel için dağlar oyulacak, kayalar patlatılacak, nikel tozları toprağa, havaya, suya karışacak -ham nikel tozları kanser yapıcıdır- en başlıca hastalık tehdidi kanser olacak. Maden için bütün yer altı suyu kullanılacak, toprağı sulayacak; hayvanlar, insanlar ve tüm canlılar için içecek su kalmayacak. Maden için milyonlarca ağaç kesilecek, ormanlar yok olacak, iklimin kaybolacak, erozyon tehdidi insanlığı bekleyen bir başka tehdit olacak. Toprağına, havana, suyuna, ormanına, geleceğine eğer sahip çıkmazsan madenler senin felaketin olacak. Kanser olmak istemiyorsan, susuz kalmak istemiyorsan, topraksız kalmak istemiyorsan, başımıza asit yağsın istemiyorsan, temiz hava solumak istiyorsan, sağlıklı bir gelecek istiyorsan…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

 

32

KANİ BEKO (İzmir) -

 

BAŞKAN - Sayın Şeker…

 

 

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

"Tarih tekerrürden ibarettir." derler. Kıbrıs'ta, Türklerin çocuk, kadın, erkek, yaşlı demeden katledilmesi üzerine, 1964'te İsmet İnönü Hükûmeti Kıbrıs'a müdahale edeceğini duyurur, ABD devreye girerek müdahaleyi askıya aldırır. 1974'te, Amerika'ya rağmen Başbakan Bülent Ecevit "Biz aslında savaş için değil barış için adaya gidiyoruz." diyerek barış harekâtını başlatır ve arkasından ambargolar başlar. Bugün de Amerika'ya ve Avrupa'ya rağmen, Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'ın "Suriye'nin kuzeyinde PKK/YPG ve DEAŞ terör örgütlerine karşı Barış Pınarı Harekâtı başlamıştır." talimatıyla birlikte, tıpkı 1974'teki Kıbrıs Barış Harekâtı'nda olduğu gibi, Amerika başta olmak üzere ambargolar bir bir açıklanıyor. Ne yaparsanız yapın, siz ambargo koydukça biz güçleniyoruz, savunma sanayimiz yüzde 100'lere doğru tırmanıyor, Mehmetçik ilerliyor. Evet, tarih yine tekerrür ediyor.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN - Sayın Aydın...

MURAT BAKAN (İzmir) - Sayın Başkan, ben konuşacağım.

BAŞKAN - Sayın Bakan, zaten 15'inci sırada adınız var.

Buyurun.

 

 

MURAT BAKAN (İzmir) - Sayın Başkan, Suriye'de Barış Pınarı Harekâtı'nda görev yapan Mehmetçik'imize başarılar diliyor, görevlerini tamamlayarak sağ salim evlerine dönmelerini temenni ediyorum.

Değerli arkadaşlar, bugün Türkiye'nin yaşadığı güvenlik sorunlarının kaynağı, AKP'nin dış politikadaki Yeni Osmanlıcı ve Müslüman Kardeşler çizgisindeki tutumudur. Bu anlayış, Türkiye'yi millî dış politikası olan komşularıyla iyi ilişki ve "Yurtta barış, dünyada barış." ilkelerinden uzaklaştırmıştır. Dünyanın her yerinden gelen selefi teröristler, açık sınır kapısı politikası sayesinde sınırlarımızdan geçerek Suriye'ye kan, gözyaşı, ölüm götürdüler, döndüler aynı kan ve gözyaşını bizim ülkemize de getirdiler. Bugün sınırımızda PYD-YPG varsa, bunun sebebi Suriye'nin istikrarsızlığa sürüklenmesi ve oluşan otorite boşluğunun terör örgütlerince kullanılmasıdır. Bugün yaşadığımız ulusal güvenlik sorunlarının ve dış politikadaki yalnızlığımızın sorumlusu AKP'dir.

Teşekkür ederim Sayın Başkan.

BAŞKAN - Sayın Durmuşoğlu…

 

 

 

 

MÜCAHİT DURMUŞOĞLU (Osmaniye) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Suriye'nin kuzeyinde PKK, YPG ve DEAŞ terör örgütlerine karşı başlattığımız Barış Pınarı Harekâtı'nın 8'inci günündeyiz. An itibarıyla Fırat'ın doğusunda 637 PKK/YPG'li terörist etkisiz hâle getirildi. Silahlı Kuvvetlerimizin operasyonları büyük bir kararlılıkla devam ederken "Harekâtı durdurun." diye bize baskı yapıyorlar, yaptırımlar açıklıyorlar. TRT World başta olmak üzere, dünyaya açılan haber kaynaklarımızı susturmaya çalışıyorlar ama başaramayacaklar.

Tüm dünya bilmelidir ki amacımız, güney sınırımızda oluşturulmaya çalışılan terör koridorunu yok etmek ve oluşturacağımız güvenli bölge sayesinde Suriyeli sığınmacıların ülkelerine dönmelerini sağlamaktır.

Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın söylediği gibi, son haftada şahit olduğumuz tepkiler bölgemize ve ülkemize yönelik kimlerin hesabını bozduğumuzun birer ispatıdır.

Türkiye, Barış Pınarı Harekâtı'yla en az 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı kadar hayati önemde bir adım atmıştır. Tehditlere ve baskılara aldırmadan harekâtımızı sonuna kadar götürmekte kararlıyız. Rabb'im vatanımızı, milletimizi ve bayrağımızı düşmanın şerrinden korusun, kahraman ordumuzun yar ve yardımcısı olsun, bu büyük harekâtta ülkemizi muzaffer kılsın.

BAŞKAN - Sayın Taşkın…

 

 

ALİ CUMHUR TAŞKIN (Mersin) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütünün kuruluş tarihi olan 16 Ekim, Dünya Gıda Günü olarak her yıl bir tema çerçevesinde kutlanmakta olup bu yılki teması "Eylemlerimiz

33

Geleceğimizdir" "Sağlıklı Beslenmeyle Açlığa Son Vermiş Bir Dünya" olarak belirlenmiştir.

 

Birleşmiş Milletler verilerine göre küreselleşme, kentleşme ve gelir artışı sonucu sağlıksız beslenme, dünyada bulaşıcı olmayan hastalıklarda ölümlere sebep olan risk faktörlerinin başına geliyor. Dünya genelinde yaklaşık 8 milyon kişi obeziteyle mücadele ederken 820 milyonu aşkın insan ise açlık çekiyor. Dünyada her yıl üretilen gıdaların yaklaşık 1,3 milyar tonu yani üçte 1'i ise israf edilmekte.

Tüm bu zorluklar içerisinde kimsenin açlık çekmediği bir dünya temennisiyle Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN - Sayın Kaya…

 

 

AHMET KAYA (Trabzon) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı katıldığı bir programda "Geçici işçilerimizle alakalı bir söz vermiştik. Hamdolsun, sözümüzü tuttuk, geçici işçi kardeşlerimizin çalışma sürelerini 9 ay 29 güne kadar uzattık." demiştir. Tüm mevsimlik işçilerimiz gibi ÇAYKUR'da çalışan mevsimlik işçilerimiz de bu açıklamayla umutlanmıştır ancak işin aslı sonradan ortaya çıkmıştır. Sayın Bakanın müjdelediği düzenleme, yalnızca Tarım ve Orman Bakanlığında araştırma ve proje faaliyetlerine ait işleri yürüten 1.064 geçici işçimizi kapsamaktadır. ÇAYKUR'da çalışan yaklaşık 9.500 mevsimlik işçimiz yine unutulmuş ve âdeta hayal kırıklığına uğratılmıştır. Buradan Hükûmet yetkililerine bir kez daha çağrıda bulunuyoruz ve elinizi vicdanınıza koyun diyoruz. Türkiye'de bugün on iki ay çalışan insanlar geçinemezken altı aydan daha az çalışan ÇAYKUR mevsimlik işçilerimiz nasıl geçinsinler? ÇAYKUR'da çalışan mevsimlik işçilerimizin de derdine derman olunmasını ve çalışma sürelerinin uzatılmasını talep ediyoruz.

BAŞKAN - Sayın Özsoy…

 

 

 

EYÜP ÖZSOY (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bilindiği üzere, 13-17 Ekim tarihleri arası İmam-Hatipliler Haftası olarak kutlanmaktadır. İlim, irfan ve hikmet yolunda öncülerin izinde bir yürüyüş olan imam-hatip okullarının kuruluşunun 68'inci yıl dönümünün hayırlar getirmesini temenni ediyorum.

Kapısına kilit vurulmak, öğrencilerinin geleceği karartılmak istenen imam-hatipliler bu ülkeye cumhurbaşkanı, başbakan, bakan, milletvekili, belediye başkanı, bürokrat ve bilim insanları yetiştirmiş seçkin eğitim kurumlarıdır.

Türkiye'de imam-hatiplerin kurucusu ve ilk hocası imam-hatip neslinin öncüsü, gençliğin ihyası için ömrünü adamış merhum Celaleddin Ökten Hocamızı da bu vesileyle imam-hatip lisesi mezunu bir milletvekili olarak rahmetle ve minnetle yâd ediyorum, Allah ondan ve bu davaya hizmet edenlerden razı olsun.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Sayın Gökçel…

 

 

 

CENGİZ GÖKÇEL (Mersin) - Sayın Başkan, ekonomik kriz nedeniyle Mersin'de 7 binden fazla esnaf kepenk kapattı. Vergi borcu bulunan esnafın banka hesaplarına elektronik haciz uygulandı. Ekonomik kriz nedeniyle zor günler geçiren esnaf bankadaki parasını kullanamıyor. Daha önce vergi ve prim borçlarını yapılandırıp bunları zamanında ödeyemediği için yapılandırması iptal olanlar bugün büyük borçlarla karşı karşıya. Esnaf temerrüde düştü ve esnaflarımızın dükkânlarına haciz getirildi, araçları bağlandı. Esnaf çalışsın ki borcunu ödesin. Siz esnafa haciz koyarsanız, araçlarını bağlarsanız esnafımız ve üreticilerimiz borcunu nasıl ödeyecek? Tüm esnafımızın piyasaya olan çek, senet, kredi borçlarıyla, sosyal güvenlik borçları ve vergi borçları ertelenmelidir. Önceki dönem yapılandırması bozulanları da kapsayacak şekilde yeni bir borç yapılandırmasına acil ihtiyaç duyulmaktadır.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Sayın Yılmaz…

 

 

 

ÜMİT YILMAZ (Düzce) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Son üç yıldır Amerikan beyaz kelebeği Batı Karadeniz Bölgesinde başta fındık tarımı yapılan araziler olmak üzere orman alanlarını da ciddi oranda tehdit etmektedir. Dut ve dişbudak ağaçlarından yayılan Amerikan kelebeği fındık rekoltesinde yüzde 40'lara varan zarar vermektedir. Tarım müdürlükleri ve Tarım Bakanlığı durumun vahametinin farkında

34

olmasalar gerek ki yılda bir sefer kimyasal ilaç dağıtarak mücadele edebileceklerini zannetmektedirler. Bakanlığımızın yapması gereken zararlı, bulaşmış ve bulaşması muhtemel alanların bir an önce tespit edilip biyolojik, fiziksel ve kimyasal mücadelenin birlikte yapılmasıdır. Amerika'dan gelen Trump'tan sonraki en büyük zararlı Amerikan beyaz kelebeğidir diyorum ve mücadelenin etkin bir şekilde yapılması gerektiğini düşünüyorum.

 

BAŞKAN - Sayın Aydemir…

 

 

 

 

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) - Başkanım, çok teşekkür ediyorum.

Erzurum Karaçoban ilçemizden Kürt menşeli bir grup dadaşın mesajını aktarmak istiyorum, aynen şöyle söylüyorlar: "Manasını millî iradenin kardeşlik imanı, duruşunu asil milletimizin birlik ve beraberlik kararlılığından alan Gazi Meclisimize şükran beyanımızdır: Barış Pınarlarını kurutmaya kalkışan insanlık düşmanlarına karşı destansı mücadele sergileyen ordumuza verdiği destekle Yüce Meclisimize, bir kere daha tarih yazdırdığından, minnettarlığımızı ifade ediyoruz. Küresel hafızaya, Akif'imizin ifadesiyle: 'Değil mi cephemizin sinesinde iman bir; sevinme bir, acı bir, gaye aynı, vicdan bir; değil mi ortada bir sine çarpıyor, yılmaz; cihan yıkılsa, emin ol bu cephe sarsılmaz!' kaydını düşen milletvekillerimize, parti gruplarımıza tekraren minnettarlığımızı ifade ediyoruz, şehitlerimize rahmet diliyoruz."

BAŞKAN - Sayın Gürer…

 

 

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

696 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'yle, taşeron çalışanlar için düzenleme yapıldı. KİT'lerde çalışanlara, kamudaki kiralık araç şoförlerine, hastane bilgi işlem çalışanlarına, görüntüleme merkezi ve sosyal tesis çalışanlarına kadro verilmedi; Orman çalışanlarına, Karayollarında, Demiryollarında, PTT'de çalışanlara kadro verilmedi. 8 Şubat 2018'de KİT'lere, kadro isteyen işçilere Cumhurbaşkanı Sivas'ta "Biz kadroyu verdik, bitti." dedikten dokuz ay sonra nihayet bugün -Resmî Gazete'de- kamu iktisadi teşebbüslerinde çalışanlara kadro verilebildi; bu bağlamda, emekçilerin mücadelesi sonuç verdi. Hizmet alımı sözleşmesine takılan başta kamudaki kiralık araç şoförleri olmak üzere taşeronda çalışan olarak kalanların tamamı kadroya alınmalıdır. Kamuda taşeron olarak çalışma uygulaması sona ermeli; asıl işi yapana asıl kadro verilmesinin ötesinde, eşit işe eşit ücret verilmelidir.

BAŞKAN - Sayın Adıgüzel…

 

 

MUSTAFA ADIGÜZEL (Ordu) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Ülkemizde dar gelirli birçok insan yüksek vergi yüküyle ezilirken Tarım Bakanlığının, önümüzdeki günlerde sıfır gümrük vergisiyle ayçiçeği ithalatı için hazırlık yaptığı haberleri geliyor. Yürütmenin başı Sayın Erdoğan'ın, Tarım Bakanının Türk üreticisinin aleyhine olacak bu çalışmasından, vergi muafiyetiyle devlete zarar uğratacağından, özellikle de bazı ithalatçı firmalara ayrıcalık tanınacağından haberi var mıdır? Çünkü kamuoyunda Sayın Bakana şahsi ve siyasi yakınlığı olan bazı firmaların gözetileceği, onlara daha fazla ithalat hakkı verileceği iddiaları var. Yapılması gerekenler şunlardır: 1) Ayçiçeği ithalatı yerli stoklar bitip ihtiyaç doğduğu zaman her firmaya eşit hak tanınarak yapılmalıdır. 2) Sıfır gümrük vergisiyle ayçiçeği ithalatı ancak ve ancak tüketiciye raflardaki fiyata tamamı indirim sağlayacak şekilde olmalıdır yoksa bu ithalatçı firmalara rant sağlamaktan, devleti zarara uğratmaktan öte gitmez. 3) Ayçiçeğinde uzun yıllardır ton başına 40 lira olan destekleme artırılmalı, üretim teşvik edilmelidir.

BAŞKAN - Sayın Filiz…

 

İMAM HÜSEYİN FİLİZ (Gaziantep) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bugün 16 Ekim Dünya Gıda Günü ama günümüzde açıklanan raporlar dünyada 821 milyon kişinin açlık tehdidi altında olduğunu, açlık ve yetersiz beslenmenin adaletsiz paylaşımdan kaynaklandığını göstermektedir. Ülkemizde uygulanan yanlış tarım politikaları sonucunda çiftçi borç altında ezilmiş, tarımsal üretimden ve toprağından koparılmış; mera, kışlak ve yaylaların amacı dışında kullanımıyla saman dahi ithal edilir hâle gelmiştir. Binlerce ziraat, gıda ve kimya mühendisleri iş bulamamaktadır. Türkiye'nin tarıma elverişli arazisi Hollanda'nın 23 katı olmasına rağmen tarım ürünleri ihracatı Hollanda'nın altıda 1'idir. Yapısal sorunların ivedilikle çözülerek tarımın Batı ülkelerinde olduğu gibi desteklenmesiyle Türkiye'nin tarım potansiyeli tam olarak kullanılabilir ve kendimize yeterli bir ülke durumuna gelebiliriz diyor, Genel Kurula saygılarımı sunuyorum.

BAŞKAN - Sayın Kayan…

 

35

 

TÜRABİ KAYAN (Kırklareli) - Sayın Başkan, bugün Dünya Gıda Günü. Sürdürülebilir gıda üretimi, sürdürülebilir beslenme için temel esastır. Tohum ıslahı, özellikle ülkemizde geliştirilmesi gereken en büyük sektör olmalıdır. "Hibrit tohum" adı altında yurt dışından elde ettiğimiz tohumlar bir yıl ekilebiliyor, bir sonraki yıla tohum kendisini tekrar tohum olarak kullanma şansı vermiyor. Bunun için özellikle ayçiçeği, kabak gibi ve bunun yanında biber, domates, salatalık gibi ürünlerde hibrit tohumların bir defalık olması Türkiye'nin geleceği açısından büyük bir tehlike arz etmektedir. Bunun için, gıda sektörünün daha sağlıklı bir şekilde işlenmesi için ülkemizde genetik mühendisliğinin mutlaka sağlıklı bir şekilde ele alınması ve bunun sağlıklı bir şekilde ele alınan gıda…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun Sayın Enginyurt.

 

 

 

CEMAL ENGİNYURT (Ordu) - Sayın Başkanım, Amerika, Vietnam'dan Pakistan'a, Afganistan'dan Irak'a, Libya'dan Suriye'ye, Kızılderili'sinden zencisine dünyanın en kanlı katil devleti, emperyalist bir kan emicisi olarak bugün Türkiye Cumhuriyeti devletine âdeta savaş açmış ve hiç ilgisi olmadığı hâlde Türkiye Cumhuriyeti devlet bankası Halkbankasını Amerika'da yargılamaya kalkmıştır. Bir Türk milliyetçisi olarak, Türk milletinin bir ferdi olarak Türk milletini Halkbankasına destek vermeye davet ediyorum, küçük ya da büyük bütün yatırımlarımızı Halkbankasında değerlendirerek bu dönemde kanlı katil, emperyalist Amerika'nın ambargosunu suratına çarpalım diyor, teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Sayın Yavuzyılmaz…

 

 

 

DENİZ YAVUZYILMAZ (Zonguldak) - Sayın Başkan, Zonguldak'ta infial yaratan kız meslek lisesini yıkıp yerine otopark yapmak isteyen zihniyeti kınıyorum. Kız meslek lisesi, binlerce mezunu, mevcut öğrencileri, fedakâr öğretmenleri, özellikle kadınlara meslek edindirme konusunda çok kıymetli bir görevi üstlenen, mimari olarak estetik değeri yüksek inşai açıdan sapasağlam bir okuldur; Ulu Önder'imiz Mustafa Kemal Atatürk'ün kadınların iş gücüne katılımıyla sağlanacak ülke kalkınması projesinin Zonguldak'taki en güzel örneğidir. Yetkililerin hastane ek bina projesi yapılırken unuttuğu veya bilinçli olarak gözden kaçırdığı bu otoparkı yapmak için Zonguldak'ın kalbi kıymetindeki okulumuzu yıktırmayacağız.

BAŞKAN - Değerli milletvekilleri, şimdi talepleri varsa grup başkan vekillerine sırayla söz vereceğim.

Sayın Dervişoğlu…

DURSUN MUSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) - Yok, efendim.

BAŞKAN - Sayın Akçay…

ERKAN AKÇAY (Manisa) - Yok, efendim.

BAŞKAN - Buyurun Sayın Kurtulan.

 

FATMA KURTULAN (Mersin) - Teşekkürler.

Sayın Başkan, ben de "Sözüm yok." demek isterdim ama çok yoğun baskıları tekrar burada dile getirmek zorundayız. Partimize dönük baskılar hiç durmuyor, dinmiyor. Birkaç saat önce Şırnak'ın İdil ilçesinde Milletvekilimiz Nuran İmir'in de aralarında olduğu partililerimizin yapmak istediği basın açıklaması sırasında polisler tarafından müdahale edildi ve milletvekilimiz darp edildi; hastaneye kaldırıldı. Hastaneden almak istediği raporun da güvenlik güçlerince hastane yetkilileri tehdit edilerek, baskı uygulanarak alınması engellenmeye çalışılıyor; bunu paylaşmak isterim. Milletvekillerimizin rutin olarak her yerde şiddete maruz kalması, halkla birlikte, üyelerimizle birlikte şiddete maruz kalması artık çok rutin bir hâl aldı.

Yine, belediyelerimizden -dün paylaşmıştık- Hakkâri, Nusaybin, Erciş, Yüksekova belediye başkanlarımız hâlâ gözaltında, gençlik meclisi sözcülerimiz ve 10 meclis üyesi arkadaşımızın gözaltı süreleri devam ediyor.

Yine, Kürdistan Komünist Partisi Genel Başkanı Sinan Çiftyürek sabaha karşı Diyarbakır'daki evinde gözaltına alındı. Sinan Çiftyürek, 67 yaşında ve böbrek hastasıdır. Savaş karşıtı bir tutum sahibi olduğu için buna maruz kaldı. Bu arkadaşlarımızın derhâl serbest bırakılmasını talep ederiz.

Dün, burada -hemen kısaca bunu da ifade edeyim, bitireyim Sayın Başkan, değerli arkadaşlar- yine Kürtçe konuştuğu için darp edilen, daha sonra, elli günlük bir tedaviden sonra yaşam mücadelesini kaybeden bir vatandaştan, Şirin Tosun'dan söz etmiştik, şimdi de Çanakkale'de böyle bir durum var.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

 

36

BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın Sayın Kurtulan.

 

FATMA KURTULAN (Mersin) - Eşiyle birlikte Çanakkale 18 Mart Üniversitesi Hastanesinde tedavi görürken, tedavi gördüğü odasında başka bir hastanın yakını tarafından, Kürtçe konuştukları için "Burası Türkiye Cumhuriyeti'dir." diyerek, elindeki şişeyle bu hâle getiriyor bir Kürt'ü. Hani bazen kabul etmiyoruz ya "Böyle bir durum yoktur." diyoruz ama artık rutin bir hâl almış, Meclisin buna da çare bulması, en azından çareyi şuradan başlatması lazım: Bu ayrıştırıcı dilin -buradan başlayarak ki- buranın yansıması olduğunu ve buradaki partilerin de dışarıdaki temsilcilerinin de konuşmalarının, yaklaşımlarının yansıması olduğunu düşünüyoruz. Buna da dikkat edilmesi gerekiyor diyorum, teşekkür ediyorum.

Saygılar.

BAŞKAN - Teşekkürler Sayın Kurtulan.

Sayın Altay, buyurun.

 

 

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Başkanım, teşekkür ederim.

Bugün Dünya Gıda ve Tarım Günü fakat gelinen noktada tarımın gayrisafi yurt içi hasıla içindeki payı giderek düşüyor. 2010 yüzde 9 iken, bugün 5,8'lerde. Bu, AK PARTİ hükûmetlerinin tarım politikalarında ne kadar büyük yanlışlar içinde olduğunun tek başına somut, net bir göstergesidir. Tarımsal hasıla bakımından da keza tablo aynı. Türkiye'nin 2010 yılında tarım hasılası 52 milyar 592 milyon dolarken bugün 42 milyar 517 milyon dolara gerilediğini görmek mümkün. Arkadaşlarımız "Efendim, dolar kurundan kaynaklı." diyebilir. Burada hasılanın zaten dolar kuru da olsa TL cinsinden de olsa artma trendinde olması lazımken düşme trendinde olduğunu görüyoruz.

Gene, tarım sektörünün 2010 yılındaki istihdam payı yüzde 23,3 iken bugün 17,3'tür. Özetle baktığımızda, Türk tarımı ciddi bir sorun yaşamakta. Türk tarımını bir sektör olarak düşünürken burada tabii, dar gelirli çiftçilerimizin, köylerde yaşayan vatandaşlarımızın artık, yiyecek ekmeğe muhtaç hâle geldiklerini de göz ardı edemeyiz. Dolayısıyla söz alındığında AK PARTİ hükûmetlerini destekleyen saygıdeğer milletvekillerimizin çaresiz ve doğal olarak her şeyde olduğu gibi, "Tarımda da iyi işler yaptık." demeleri sadece Meclisi değil, sadece milleti değil, kendilerini kandırmak demektir. Tabii, Meclis çare müessesesidir, bu noktada da Meclisin -parti ayrımı yapmaksızın söylüyorum- bütün saygıdeğer milletvekillerinin Türk çiftçisinin, Türk tarımının içinde bulunduğu hâle yönelik tedbirler konusunda bir gayret ve çaba içinde olması ve Hükûmeti de bu konuda uyarması lazım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın Sayın Altay.

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Önümüzde bütçe var, bu bütçe geldiğinde de bunları konuşacağız. Ama şimdiden bu vesileyle söylemek lazım ki çiftçinin içinde bulunduğu hâle çiftçiyi, bu Hükûmet, AK PARTİ Hükûmetleri düşürmüştür. Çözme konusunda, çiftçinin refahını, huzurunu, mutluluğunu artırma noktasında biz Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak her türlü katkıyı sunmaya, vermeye hazırız. AK PARTİ Grubundan ve diğer gruplardan da aynı çaba ve katkıyı doğal olarak görmek isteriz.

Sayın Başkan, ikinci husus şudur: Ulusal güvenliğimiz ve sınır güvenliğimizden kaynaklı terörle mücadele gerekçesiyle bir operasyon ve harekât yapıyoruz. Burada Dışişleri Bakanının sunumu ve parti gruplarının değerlendirmelerinde şu tespiti herkes yaptı: Efendim, dünya bu operasyona tepkili. Dünya tepki gösterecek diye karar almayız, ayrı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun.

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Geçmişte de kimi operasyonlara yönelik tepkiler olmuştur, Türkiye kendi ulusal güvenliğine uygun hareket etmiştir. Ama bir şeyin altını çizmemiz lazım: 189 ülke var, hepsinde büyükelçimiz var neredeyse. Ve gene bir sayın milletvekili dünyanın desteğinin sağlanması konusunda hepimizin çaba göstermesi gerektiğini söyledi ama en çok çabayı takdir edersiniz ki büyükelçilerin göstermesi gerekir. Ama son dönemde AK PARTİ Hükûmetinin, yönetiminin atadığı büyükelçilere baktığımızda hiçbirinin, "hiçbiri" dersek yanlış olur ama büyük çoğunluğunun eş, dost, akraba, ahbap-çavuş ilişkisiyle ehliyete, liyakate bakılmaksınız atandığını biliyoruz. Hâl böyle olunca da bu büyükelçilerin oralarda yapması gereken asli işleri yapma kabiliyet ve kapasitelerinin olmadığı da bir gerçek. Bugün bütün dünya ağız birliği etmişçesine Türkiye'ye yönelik olumsuz bir…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Bağlayalım Sayın Altay.

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Bağlıyorum Efendim.

Bugün bütün dünya ağız birliği, dil birliği etmişçesine Türkiye'ye yönelik olarak aynı şeyi söylüyorsa, siz de yani Hükûmet de yürütme de şu büyükelçileri atarken biraz daha ehliyete, liyakate, Türk dış politikasının geleneksel değerlerine, üslubuna, anlayışına vakıf ve sahip büyükelçilerin atanması konusunda dikkatli olmak zorundadır. AK PARTİ'ye mensup, AK PARTİ'ye yandaş, AK PARTİ'de geçmişte görev almış herkesin büyükelçi olması

37

gerekmez. Türkiye, üzülerek söylemek gerekirse, artık bir parti devletine dönüşmüştür, bu büyükelçi atamaları da bunun en somut göstergesidir.

 

Yüce Genel Kurulun, takdir, bilgi ve ilgisine arz ettim efendim.

Teşekkürler.

BAŞKAN - Teşekkürler.

Sayın Zengin, buyurun

 

 

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) - Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; çok kısaca şunu ifade etmek istiyorum: İki haftadır Meclisimizin gündeminde adli yargıya dair önemli bir kanun teklifini görüşüyoruz, hak ve özgürlüklerin daha etkin kullanımıyla alakalı olarak. Destek vererek, aynı zamanda itirazlarıyla da bu kanunun şekillenmesine Genel Kurulumuzda vekillerimiz destek veriyorlar. Bugün inşallah tamamlayacağımızı ümit ediyorum. Bu manada, emeği geçen arkadaşlarıma şimdiden teşekkür ediyorum. İnşallah hayırlı bir akşamla tamamlayacağız.

Sağ olunuz.

BAŞKAN - Teşekkürler Sayın Zengin.

Değerli milletvekilleri, alınan karar gereğince gündemin "Kanun Teklifleri ile Komisyonlardan Genel Diğer İşler" kısmına geçiyoruz.

Birinci sırada yer alan, Afyonkarahisar Milletvekili Ali Özkaya ve Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Mehmet Muş, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan, Tokat Milletvekili Özlem Zengin, Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu ve Denizli Milletvekili Cahit Özkan ile 62 Milletvekilinin Ceza Muhakemesi Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Adalet Komisyonu Raporu'nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

 

 

 

1- Afyonkarahisar Milletvekili Ali Özkaya ve Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Mehmet Muş, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan, Tokat Milletvekili Özlem Zengin, Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu ve Denizli Milletvekili Cahit Özkan ile 62 Milletvekilinin Ceza Muhakemesi Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/2215) ve Adalet Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 105)(x)

 

BAŞKAN - Komisyon?

Yerinde.

Dünkü birleşimde İç Tüzük'ün 91'inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülen 105 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin birinci bölümünde yer alan 18'inci maddenin önerge işleminde kalınmıştı.

18'inci madde üzerinde 3 adet önerge vardır. Önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 105 sıra sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin 18'nci maddesinin madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

Mahmut Toğrul Garo Paylan Kemal Bülbül

Gaziantep Diyarbakır Antalya

Züleyha Gülüm Mahmut Celadet Gaydalı Kemal Peköz

İstanbul Bitlis Adana

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ YILMAZ TUNÇ (Bartın) - Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Önerge üzerinde Diyarbakır Milletvekili Garo Paylan konuşacaktır.

Buyurun Sayın Paylan. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

GARO PAYLAN (Diyarbakır) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, Suriye'nin kuzeyine bir saldırıda bulunuyoruz. Orada insanlar yaşıyor. Hani, şu "şerit" diye planladığınız yer var ya, Sayın Cumhurbaşkanının haritada gösterdiği yer; orada 1 milyondan fazla insan yaşıyor. Kim bu insanlar arkadaşlar? Bizlerin akrabaları. Orada Türkmenler, Kürtler, Araplar, Ermeniler, Süryaniler, Ezidiler var yani bizlerin akrabaları var. Biz şu anda akraba akraba birbirimizi öldürüyoruz, kardeş kardeşi

38

öldürüyor, amca yeğenini öldürüyor; böyle bir şeye de bu Meclis sessiz kalıyor.

 

Değerli arkadaşlar, bu sınırı kimler çizdi? Oraya 1921'de bir sınır çizildi. O sınırı görmemiş pek çok arkadaşımız vardır, gidin, görün. Ya, sınır, köylerin içinden geçiyor; bir evde konuşulan sınırın öbür tarafından duyuluyor, bir şehirde bağırdığınız zaman diğer şehirden el sallıyorlar. Bunlar birbirinin akrabaları ve şu anda bu memleket bütün kaynaklarıyla; tankıyla, topuyla, silahıyla akrabalarımızı öldürüyor arkadaşlar. Bunu kabul etmememiz lazım.

ERKAN AKÇAY (Manisa) - Teröristleri öldürüyoruz o silahlarla. Yalan söylüyorsun.

METİN YAVUZ (Aydın) - Terörist öldürüyoruz orada, akraba öldürmüyoruz.

GARO PAYLAN (Devamla) - Bakın, orada şehirler var, köyler var, yaşam var; insanlar tarlalarını ekiyorlar, hayvanlarına bakıyorlar ve biz ne diyoruz biliyor musunuz?

METİN YAVUZ (Aydın) - Ne diyorsunuz?

GARO PAYLAN (Devamla) - "Orada mevcut şehirlere 1 milyon insan yerleştireceğiz." diyoruz.

METİN YAVUZ (Aydın) - Terörist öldürüyoruz orada.

OLCAY KILAVUZ (Mersin) - Bizim öyle akrabalarımız yok, teröristler öldürülüyor orada.

GARO PAYLAN (Devamla) - 1 milyon insanı nereye yerleştireceksiniz?

BÜLENT TURAN (Çanakkale) - Bağır, bağır, duymuyoruz, daha çok bağır!

GARO PAYLAN (Devamla) - Oradan şu anda göç etmekte olan insanların evlerine yerleştireceksiniz. Bu bir tehcirdir arkadaşlar. Bu, aynı zamanda Birleşmiş Milletlerin tanımına göre, Lemkin'in tanımına göre bir soykırım girişimidir. Bunu kabul etmememiz gerekir.

FAHRETTİN YOKUŞ (Konya) - Hadi oradan! Türk Parlamentosundasın, Türk!

GARO PAYLAN (Devamla) - Değerli arkadaşlar, demografiyle oynamak suçtur. Bakın, demografiyle oynamak suçtur. 250 bin insan yerinden yurdundan edilmiştir. Bu anlamda, değerli arkadaşlar, 250 bin insan yerinden edildi. Eğer bu operasyon başarılı olursa 1 milyon insan yerinden edilecek ve oraya kim yerleşecek?

OLCAY KILAVUZ (Mersin) - Allah'tan korkun ya, Allah'tan korkun!

METİN YAVUZ (Aydın) - Başarılı olacak.

GARO PAYLAN (Devamla) - Cihatçı Selefi unsurlar yerleşecek. Kimin planıydı bu? Baba Esad'ın planıydı. Baba Esad bir Arap kemeri yaratmak istiyordu. İşte, maalesef baba Esad'ın planını şu anda Türkiye gerçekleştiriyor arkadaşlar ve toplumsal travmalar yaratmak pahasına bunu gerçekleştiriyor.

Bu operasyondan kimler kazanıyor size söyleyeyim.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) - Sen kaybediyorsun, kesin.

HALİL ÖZTÜRK (Kırıkkale) - Türkler kazanıyor, Türkler!

GARO PAYLAN (Devamla) - Rusya kazanıyor arkadaşlar. Şahane senaryoyu yazdı.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) - Terör kaybediyor, terör kaybediyor!

GARO PAYLAN (Devamla) - Size yol verdi ve maalesef şu anda kardeş kardeşi Rusya'nın planı çerçevesinde öldürüyor. Bakın, Ruslar -orta okulda hepimiz öğrendik- sıcak denizlere inmek istiyordu, sayenizde sıcak denizlere yerleştiler ve bütün güney sınırımız Rusya hâkimiyeti altına geçmiş durumda.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) - Nerenin vekilisin sen!

GARO PAYLAN (Devamla) - Başka kim kazanıyor? İran kazanıyor arkadaşlar, keyfi yerinde çünkü o hedeflenen Şii kuşağı yaratılmak üzere. Bu anlamda ciddi olarak keyfi yerinde.

Başka kim kazanıyor? IŞİD kazanıyor, net olarak IŞİD kazanıyor. IŞİD hücreleri şu anda canlanmış durumda.

ABD değil ama Trump'ın hedefi kazanıyor. Trump ne istiyordu? Çıkmak istiyordu. Bunun için size yol verdi ve şu anda kardeş kardeşi öldürürken Trump da istediğini alıyor, askerlerini oradan çekiyor.

Başka kim kazanıyor arkadaşlar? Türkiye'deki ırkçılık kazanıyor. İttihatçı, tekçi düşünce kazanıyor, çoğulculuk kaybediyor arkadaşlar. Hedeflenen şey de çoğulculuktur. Suriye'nin kuzeyinde çoğulcu bir iddia kazanıyordu, bir arada yaşama iradesi kazanıyordu, insanlar birbirinin diline, kimliğine, etnik kökenine saygı duyuyordu ama şu anda eğer ki hedeflediğiniz şey başarılı olursa tekçilik kazanmış olacak. Cerablus, Azez, Afrin hattına gidin yalnızca selefi cihatçıları görürsünüz. Bir tane başı açık kadın göremezsiniz orada, yaşatmazlar. Tekçilik vardır. Evet içlerinde Kürtler vardır, Türkmenler vardır, Araplar vardır ama hepsi selefi cihatçıdır. Bunun dışında da kimseye yaşam hakkı vermezler.

ABDULLAH GÜLER (İstanbul) - PKK nerede, PKK?

GARO PAYLAN (Devamla) - Değerli arkadaşlar, operasyona bütün dünya karşı, bütün dünya bunu bir "işgal" olarak değerlendiriyor.

HALİL ÖZTÜRK (Kırıkkale) - Hep algı operasyonu.

GARO PAYLAN (Devamla) - AB karşı, ABD karşı, bütün Avrupa ülkeleri karşı. Hadi

39

bunlara "Hristiyan" diyeceksiniz, "Hristiyan birliği" diyeceksiniz, peki, Arap birliği karşı…

 

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BÜLENT TURAN (Çanakkale) - PKK da karşı, PYD de karşı.

HALİL ÖZTÜRK (Kırıkkale) - Türk'ün Türk'ten başka dostu yok.

BAŞKAN - Tamamlayın Sayın Paylan.

GARO PAYLAN (Devamla) - Peki, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı karşı.

HASAN KALYONCU (İzmir) - Başbakanına bak Başbakanına.

GARO PAYLAN (Devamla) - O da bir Türk. Kendisini kutluyorum. Bir Türk bugün barışçı olmalıdır Kürt kardeşine karşı, Ermeni kardeşine karşı. Kendisi aynen şunu demiştir: "Barış Pınarı' desek de akan kandır." demiştir, kan. Herkes Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanından ders almalı.

HASAN KALYONCU (İzmir) - Başbakanına bak.

GARO PAYLAN (Devamla) - Başka kim karşı? Filistin karşı. Niye? Çünkü İsrail de aynı argümanlarla Filistin topraklarını işgal etmektedir. Bunu Filistin çok iyi bildiği için karşıdır çünkü Netanyahu'nun argümanları şu anda Türkiye'deki maalesef bu savaşçı anlayışın argümanlarının aynısıdır ve aynı argümanlarla işgal girişiminde bulunmaktadır.

Değerli arkadaşlar, El Kaide destekliyormuş bu operasyonu, dikkatinizi çekerim.

METİN YAVUZ (Aydın) - Allah Allah.

GARO PAYLAN (Devamla) - Kazananlar ve kaybedenler olarak bakalım lütfen ve lütfen Erdoğan "fetih" derken "savaş" derken Numan Kurtulmuş, "barış" diyenleri hapsetmekten vazgeçin.

Saygılar sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BÜLENT TURAN (Çanakkale) - Hiç yakışmadı bu konuşma hiç.

BAŞKAN - Teşekkürler Sayın Paylan.

ERKAN AKÇAY (Manisa) - Sayın Başkan…

BAŞKAN - Sayın Akçay…

ERKAN AKÇAY (Manisa) - Sayın Başkan, bu konuşmacı öteden beri artık iyice ortaya çıktığı üzere yine provokatif ve birtakım yalan sözlerle Türkiye'nin girişimlerini, Türk Silahlı Kuvvetlerinin oradaki Barış Pınarı Harekâtı'na yalanla, iftirayla kötüleme yolunu seçti.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) - "İsrail gibi" dedi ya.

ERKAN AKÇAY (Manisa) - Ben öyle kanaat sahibiyim ki bu kişi, özel yetiştirilmiş bir ajan provokatördür. (MHP ve AK PARTİ sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar)

GARO PAYLAN (Diyarbakır) - Sayın Başkan, temiz bir dille konuşmaya davet edin.

BAŞKAN - Size söz vereceğim, size söz vereceğim.

ERKAN AKÇAY (Manisa) - Türkiye, bu operasyonuyla…

GARO PAYLAN (Diyarbakır) - Hayır, temiz bir dille konuşmaya davet edin.

BAŞKAN - Size söz vereceğim Sayın Paylan.

ERKAN AKÇAY (Manisa) - …bütün dünyaya insanlık ve medeniyet dersi vermektedir.

(MHP ve HDP sıraları arasında karşılıklı laf atmalar)

BÜLENT TURAN (Çanakkale) - Bravo Erkan Bey.

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Batman) - "Ajan" diyemez arkadaş.

ERKAN AKÇAY (Manisa) - Soykırım girişimini, işgal girişimini yapan PKK ve YPG'dir. Bunu görmezden gelerek PKK, YPG ağzıyla burada konuşamaz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Açalım mikrofonu.

ERKAN AKÇAY (Manisa) - Türkiye, dünyaya örnek bir mücadele veriyor terörle mücadelede.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) - İsrail'e benzetti ya.

ERKAN AKÇAY (Manisa) - Efendim, biz, Batı'dan, Amerika'dan, ondan bundan icazet alacak değiliz. İstikbalimiz, istiklalimiz için, vatanımız için, ülkemizin varlığı, birliği, bütünlüğü için, Suriye'nin güvenliği için ve Suriye'nin kuzeyinde yaşayan insanların huzur ve güvenliği için, bölgenin barışı için bu mücadeleyi veriyor Türkiye.

Bu sözleri telin ediyorum ve tekrarlamamasını tavsiye ediyorum çünkü toplumumuzda yaratacağı infial maalesef hiç de olumlu olmayacaktır, resmen tahrikkâr konuşmalardır, özellikle ve kasıtla bu konuşmaları yapıyor. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkürler Sayın Akçay.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) - Sayın Başkan…

GARO PAYLAN (Diyarbakır) - Sayın Başkan…

BAŞKAN - Sayın Paylan, yerinizden söz vereyim.

Buyurun.

GARO PAYLAN (Diyarbakır) - Sayın Başkan, bir milletvekiline "ajan, provokatör" dendi.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) - AK PARTİ Grubu da konuşma…

GARO PAYLAN (Diyarbakır) - Bununla ilgili işlem yapmanızı talep ediyorum.

 

40

METİN YAVUZ (Aydın) - Ne işlemi yapacak ki? "Soykırım" diyen sensin. Ajan olma ihtimalini söyledi.

 

BÜLENT TURAN (Çanakkale) - İşlemi ona yapmak lazım, Paylan'a yapmak lazım işlemi.

OLCAY KILAVUZ (Mersin) - Seninle ilgili de yapması lazım.

BAŞKAN - Bu kadar mı söylemek istediğiniz?

GARO PAYLAN (Diyarbakır) - Hayır, hayır, sonra söz talep ediyorum.

BAŞKAN - Söz isterseniz size söz vereceğim yerinizden.

GARO PAYLAN (Diyarbakır) - Sayın Başkan, sataşmadan söz istiyorum ama öncelikle bu söze dair işlem yapmanızı talep ediyorum.

BAŞKAN - Değerlendireceğim.

(MHP ve HDP sıraları arasında karşılıklı laf atmalar)

OLCAY KILAVUZ (Mersin) - Asıl sana işlem yapılması gerekiyor, sana.

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) - Sayın Başkan…

BAŞKAN - Sayın Dervişoğlu, gördüm, size söz vereceğim.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) - Sayın Başkan…

BAŞKAN - Sayın Dervişoğlu'nun söz talebi var.

Buyurun.

 

 

 

 

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) - Çok teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Şimdi, hatip kürsüde konuştu, çok fazla da üzerinde konuşulması icap eden kelam sarf etti. Çok sayıda argümandan yararlandı, neticesi itibarıyla, Türk Silahlı Kuvvetleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin kendisine verdiği yetkiyle kendi güvenliği ve milletinin varlığı için sınırın ötesinde bir operasyon yapıyor. Yapılan bu işlemin soykırım ve tehcirle ilişkilendirilmesi, doğrusunu isterseniz, tarafımdan fevkalade yadırganmış bir durumdur ve düzeltilmesini istiyorum, ne demek istediğini de bir yönüyle anlayabilmiş değilim.

Ayrıca, bu kabîl konularda kelam sarf ederken tahrikkâr ifadelerden uzak durmak lazım. Yani "Orada akrabalar birbirini öldürüyor." derse, işte, akrabaların hepsi burada.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun.

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) - Toplumun bütün kesimlerinden, bütün yaş gruplarından, bütün gelir gruplarından insanlar burada; Türkiye Büyük Millet Meclisi, bir yönüyle bakıldığında da bu ortalamayı veriyor. Kanaatim ve inancım odur ki burada, Türkiye Büyük Millet Meclisinde bulunanların bir tek akrabası gitmemiştir. Eğer akrabasını kaybeden varsa onlar da bizim güvenlik güçlerimiz içindeki yiğit evlatlarımızdır; onları şükranla, minnetle ve rahmetle bir kez daha anıyorum. Bu tahrikkâr ifadelerin de Türkiye Büyük Millet Meclisinin kürsüsünden böylesine fütursuzca kullanılmasını da kınıyor ve üzüntülerimi bildiriyorum efendim. (İYİ PARTİ ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Sayın Zengin…

 

 

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) - Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; biraz evvel çok kısa nezaketen bir girizgâh yapmıştım fakat herhâlde havaya konuştuğumuzu görüyorum.

Şimdi, adli yargı paketimiz var, bunu görüşüyoruz; çıkan hatibin hiç olmazsa adli yargıya dair iki cümle bir kelam etmesini bekliyorsunuz. Peki, ne işitiyorsunuz, ne işitiyorsunuz? Her biri ayrı bir şey, düzeltilmesi gereken, itiraz edilmesi gereken cümleler. Bir defa, Türkiye Cumhuriyeti askerinin yapmış olduğu bu çok önemli harekâtı İsrail'in Filistin'i işgaline benzetiyor, benzer argümanlar kullandığını söylüyor.

BÜLENT TURAN (İstanbul) - Yazıklar olsun!

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) - Bunu akıl mantık alır mı? Yazıklar olsun hakikaten! El insaf! El vicdan! El akıl! Hepsini arka arkaya sıralamak lazım.

Devamına gelelim, diyor ki: "Batı'ya Hristiyan diye itiraz edersiniz." Bunun altındaki gizli mesajı telaffuz etmeyeceğim, kendisi anlamıştır. Ne demek Hristiyan diye itiraz edersiniz, nereden çıkıyor bu?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayalım.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) - Daha beterini söylüyor, diyor ki: "Bölgede bir tane başı açık kadın yok." Hakikaten vicdansızlık bu. Niye? Bölmek lazım tabii, Hristiyan, Müslüman, başı açık, örtülü; böl. Daha dün söyledim, Selefi ya, Selefiliğin ne olduğunu izah etsin, asacağım kendimi burada ya, ne demek Selefilik, ne anlama geldiğini bilsin. Mümkün değil yani böyle bir şey?

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) - Garo ne anlar selefiden, "selfie" çekmekten anlar.

 

41

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) - Devamına geleceğim. Tehcir olduğunu söylüyor, bakın tehcir. Bu ülkenin en en en önemli yaralarından bir tanesini burada alet ediyor, ne alakası var tehcirle? O toprakları o hâle getiren Suriye'nin o bölgesini böylesine terörize eden biz miyiz arkadaşlar daha bugün konuştuk?

 

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) - PKK, YPG.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) - Aynen, PKK, YPG, emperyalist güçler, orayı tamamen kontrolsüz bir hâle getirdiler yani Türkiye başına gelen bu felaketle nasıl mücadele edecek? Daha fenasını söylüyorsunuz; soykırım.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) - Yazıklar olsun.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) - Ya, bu ülke insanına söylenebilecek en ağır laflardır. İsrail'e benzet, Hristiyanlık aleyhine çalıştığımızı söyle, başı açık kadınlara saldırdığımızı söyle, soykırım, tehcir; bunun adı tam bir bölücülüktür.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) - Tam bölücülük Sayın Başkan, ceza gerekir buna.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayalım Sayın Zengin.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) - Bu akşam hep beraber arkada grup başkan vekili arkadaşlarımız dedi ki: "Arkadaşlar, konuşmacılarımızı azaltalım, sakin olalım, birbirimizi en azından üzmeden incitmeden fikirlerimizi biliyoruz yani aynı konuya dair günlerdir tartışıyoruz." Benim ricam, Allah rızası için ya, insanı alnının ortasından vuran şu konuşmalar yapmayın, çok acayip insan yaralanıyor gerçekten.

AYTUN ÇIRAY (İzmir) - Hanımefendi, asılmak, vurmak bunlar ne ya.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) - Bu millete haksızlık etmeyiniz, söyleyeceğim son şey budur.

Teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkürler.

Sayın Oluç…

 

 

 

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, sayın vekiller; şimdi, tabii bu tartışmalara devam edeceğiz. Fakat gerçekten çok yakınımızdaki insanların canı yanıyor. Bakın, biraz evvel İYİ PARTİ'nin Sayın Grup Başkan Vekili dedi "Buradan belki kimsenin yakını ölmemiştir." diye. Bizim grup danışmanımızın -yukarıda çalışıyor şimdi- amcaoğlu ve yeğeni Nusaybin'de iş yerlerinde çalışırken bomba düşüyor ve 2 kişi ailesinden kaybediyor. Şimdi efendim, bakın… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

HALİL ETYEMEZ (Konya) - Terör bu işte.

ERGÜN TAŞCI (Ordu) - Kim atmış, söyle kim? Bu masum insanlara kim atmış, amcasının oğluna bombayı kim atmış?

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Kimin attığını siz nereden biliyorsunuz, biz de bilmiyoruz. Bir şey anlatmaya çalışıyoruz. Anlatmaya çalıştığımız şu: Bir kere savaş ortamına girildiği zaman bomba nereden geldi, füze nereden uçtu bunların tartışmanın yeri bu Meclis değil. (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Siz Genelkurmay da mı oturuyorsunuz? Burası Meclis. Biz siyasi bir şeyi tartıştığımız için diyoruz ki: Savaş kötüdür, savaş başladığı zaman savaş sırasında masum insanlar da ölür, askerler de ölür. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ERGÜN TAŞCI (Ordu) - Sen duymadın galiba ne konuştuğumuzu.

BAŞKAN - Buyurun.

AYŞE ACAR BAŞARAN (Batman) - Arkadaşlar, grup başkan vekiliniz konuşurken konuşmayın, biz aynı şeyi yapmıyor muyuz?

BAŞKAN - Lütfen, değerli milletvekilleri… Sayın milletvekilleri, lütfen…

HÜSEYİN KAÇMAZ (Şırnak) - Susun, yeter, haddinizi bilin!

FATMA KURTULAN (Mersin) - Grup başkan vekili konuşurken dinleyin arkadaşlar, bunu defalarca söyledik.

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri… Lütfen, sakin olalım.

Buyurun Sayın Oluç, sözlerinizi tamamlayın.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Teşekkür ederim.

Yani anlatmaya çalıştığımız bu, bir savaş ortamının herkesi yaralayabileceğini en yakınımızdakilere bile acı verebileceğini söylemek istiyordum, derdimi dinlemedikleri için anlamadılar. Bunu bir belirtmiş olayım.

İkincisi: MHP Grup Başkan Vekili Sayın Akçay'ın eleştirilerini anladık fakat yani bir vekilimize ajan, provakatör tanımlaması yapması gerçekten kabul edebileceğimiz bir şey değil kesinlikle. Farklı fikirlerde olabiliriz.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) - İltifat etmiş ya.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

 

42

BAŞKAN - Tamamlayalım lütfen Sayın Oluç.

 

Buyurun.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Sert eleştirebiliriz ama ajan provakatör tanımlaması kesinlikle kabul edilebilir bir şey değildir.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) - iltifat etmeye çalışmış.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Biz bu konuda grup başkan vekilinin gereken düzeltmeyi yapması gerektiğini düşünüyoruz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Teşekkürler Sayın Oluç.

Sayın Altay…

 

 

 

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Herhâlde bu Mecliste bulunan bütün saygıdeğer milletvekillerimiz terörün bir insanlık suçu olduğu noktasında hemfikirdir. Bana ait bir söz vardır: "Hiçbir hak talebi terörizme meşruiyet, teröriste masumiyet sağlamaz, kazandırmaz." Bir söz daha var: "Silahların gölgesinde barış çığlığı da duyulmaz." Dolayısıyla buradan hareketle terör bir insanlık suçudur, evet, ancak düşünceyi yargılamak ve cezalandırmak da ona yakın bir şeydir. Ben Sayın Paylan'ın konuştuklarının büyük bir kısmına katılmam, bazı ifadelerini reddederim, söylediği çok doğru şeyler de var. Ama burası Meclisse, konuşma yeriyse herkes düşüncesini özgürce söyleyecek.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun.

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Bu operasyona şüphesiz hepimiz farklı pencerelerden, farklı zaviyelerden bakabiliriz; bu, her siyasi partinin de hakkıdır, partilerin görüşlerinin farklı olması işin doğasıdır. Elbette millî politika da tek olur. Biz bu işe böyle bakanlardanız. Yalnız ben başından beri bir şey söyledim: Bu operasyon, bu Mecliste ve diğer siyasi alanlarda iç politikanın, siyasi oy konsolidasyonunun malzemesi olmamalıdır. Bütün sayın milletvekillerimizi ve siyasi partileri bu konuya riayet etmeye, haddim olmayarak, âcizane davet ediyorum.

Teşekkür ederim.

 

 

 

 

1.- Afyonkarahisar Milletvekili Ali Özkaya ve Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Mehmet Muş, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan, Tokat Milletvekili Özlem Zengin, Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu ve Denizli Milletvekili Cahit Özkan ile 62 Milletvekilinin Ceza Muhakemesi Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/2215) ve Adalet Komisyonu Raporu (S. Sayısı 105)---(Devam)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 105 sıra sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin 18'inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve talep ederiz.

"MADDE 18 - 5271 sayılı Kanunun 102 nci maddesinin birinci fıkrasındaki 'bir yıldır.' ibaresi 'altı aydır.' ve ikinci fıkrasındaki 'iki yıldır.' ibaresi 'bir yıl altı aydır' olarak değiştirilmiş ve ikinci fıkrasındaki 'toplam' ibaresinden sonra gelen cümle yürürlükten kaldırılarak 'altı ayı geçemez.' ibaresi eklenmiştir. "

Turan Aydoğan Alpay Antmen Zeynel Emre

İstanbul Mersin İstanbul

Süleyman Bülbül Ali Mahir Başarır Aydın Özer

Aydın Mersin Antalya

Ünal Demirtaş Rafet Zeybek

Zonguldak Antalya

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ YILMAZ TUNÇ (Bartın) - Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Önerge üzerinde Mersin Milletvekili Ali Mahir Başarır söz istemiştir. (CHP sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Başarır.

 

43

ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

 

Aylarca beklediğimiz, vatandaşlarımızın beklediği, tutuklu ve hükümlülerin beklediği yargı reformu nihayet Meclise geldi. Evet, biz de bir reform bekliyorduk ama bu maddelerin birçoğuna baktığımız zaman, reformdan başka her şeye benziyor. Üzüldüğüm nokta, aylarca insanların, vatandaşların, masum tutuklu, hükümlülerin duygularıyla boş yere oynanması. 2005 Ceza Kanunu'nun tamamını değiştirdiniz, 2009'da bir reform getirdiniz, yargıyı FETÖ'ye teslim ettiniz, yine bir reform yapıyorsunuz. Bence siz hiç reform yapmayın. Her yaptığınız reformdan sonra ülke bir şekilde felakete gidiyor. Buraya hak olarak verdiğiniz, bir hak olarak tanımladığınız maddeleri, sekiz yüz beş yıl önce, 1215'te Magna Carta'da elin oğlu vatandaşlarına vermiş zaten. Şimdi avukatlarla ilgili bazı hükümleri getirmişsiniz. Yeşil pasaport getirmişsiniz. Avukatlarımızın çoğu memleketlerinden Yargıtaya murafaaya gidecek yol parasını bulamıyor, yurt dışına nasıl gidecek? Bakın, her ilçeye demiyorum, her mahalleye hukuk fakültesi açtınız. Veteriner, Fransız dili, ilahiyatçıyı dekan olarak atadınız ve oradan mezun olan binlerce avukatın bugün durumu ortada. Bence reform yapmayın.

Değerli milletvekilleri, yargının ne hâlde olduğunu bilmiyorsunuz. Bir olay anlatayım, dün gerçekleşti, üzücü bir olay, yargının ne hâlde olduğunu bilin, reformu öyle yapmaya kalkın.

Hâkim Nilüfer Güvemli, İstanbul'da görev yapıyordu; başarılı, dürüst, onurlu bir hâkimdi; kimseden talimat almıyordu; aynı zamanda şeker hastasıydı, ayaklarında yaralar vardı, İstanbul'da tedavi görüyordu. Hâkimler ve Savcılar Kurulu nedensiz, sebepsiz, zamansız bir şekilde Kahramanmaraş'a tayinini çıkardı.

ARZU AYDIN (Bolu) - Orası memleket değil mi, Kahramanmaraş?

ALİ MAHİR BAŞARIR (Devamla) - Memleket. Keşke siz de her memleketi bir görseniz.

ARZU AYDIN (Bolu) - Görmediğimi ne biliyorsun?

METİN YAVUZ (Aydın) - Allah Allah! Bir sen görüyorsun sanki!

ALİ MAHİR BAŞARIR (Devamla) - Ve ne acıdır ki, dilekçe verdi, "İstanbul'da, Ankara'da tedavi olmam gerekiyor." dedi, raporlarını sundu; kurum, raporların sahte olduğunu iddia etti. Bu raporlar adli tıbba gitti, adli tıpta raporların gerçek olduğu ortaya çıktı. Üzüldü, kahroldu ve emekliye ayrıldı. Dün de kendisini kaybettik, evet. İşte, yargı bu hâlde. Neden bu Hâkimler ve Savcılar Kurulu bu hâlde, biliyor musunuz? Siz atıyorsunuz üyelerini. Anayasa Mahkemesi neden bu hâlde? Siz atıyorsunuz. Reform yapacakmışsınız; eğer bir reformdan bahsedeceksek o kurulu özgürleştirin, özgür bir kurul hâline gelsin. Bakın hâkimlere, partinizin arka bahçesi hâline gelmiş. İlk kez "partili hâkim" kavramını sizden öğrendik, yazık değil mi?

ALİ ŞAHİN (Gaziantep) - İdari yargı…

ALİ MAHİR BAŞARIR (Devamla) - Ona cevap veririm.

AKP'nin üyesi olmayan kişiler hâkim, savcı olmuyor. Tutturmuşsunuz Mehmet Moğultay, Seyfi Oktay. Evet, bakın, onlar döneminde de hâkim atamaları oldu ama onların döneminde atılan bir hâkim alçakça bu Meclisi bombalamadı! (CHP sıralarından "Bravo!" sesleri, alkışlar) Onlar döneminde atanan, ülkücü düşünce, millî görüşteki hâkimler de var; hâlâ görev yapıyor. Biliyor musunuz, o hâkim ve savcılar şu anda ne başsavcı olabiliyor ne ağır ceza başkanı olabiliyor. Neden? Dürüst insanlar sizden talimat almıyor çünkü.

METİN YAVUZ (Aydın) - Allah Allah!

ALİ MAHİR BAŞARIR (Devamla) - Evet.

METİN YAVUZ (Aydın) - Allah Allah!

ALİ MAHİR BAŞARIR (Devamla) - Evet, evet. Mehmet Moğultay, Seyfi Oktay, Oltan Sungurlu…

ARZU AYDIN (Bolu) - Hiçbir hâkim, savcıyı zan altında bırakamazsınız. Yargıyı zan altında bırakamazsınız.

ALİ MAHİR BAŞARIR (Devamla) - Bunlar döneminde atanan hâkimlerde tek bir şeye bakılıyordu; liyakate, puana, vatansever olup olmadıklarına. Şimdi, on yedi yıldaki bakanlarınıza bakıyorum, onları toplasak bir Seyfi Oktay, Mehmet Moğultay etmez etmez, bunu bilin, etmez. (CHP sıralarından alkışlar) Eğer ki bir reform yapacaksanız, bakın, bu ülkede akşam televizyon seyreden savcılar sabah soruşturma açıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın Sayın Başarır.

ALİ MAHİR BAŞARIR (Devamla) - Öğlen gözaltı kararı veriliyor, akşamüzeri tutuklama veriliyor, altı ay sonra iddianame, asliye ceza ve ağır ceza karar veriyor, Yargıtay ve istinaf jet hızıyla onaylıyor bu kararı. İki yıl sonra hak ihlali, beraat ediyor. Siz vicdanlarınızda o iki yılın hesabını vermezsiniz, sizde o vicdan yok ama mademki bir reform yapacaksınız, 2005 öncesi olduğu gibi, gelin, bu partili sulh ceza hâkimleriniz var ya, onların vermiş olduğu karara hukuki ve cezai sorumluluğu getirin.

ARZU AYDIN (Bolu) - Hukuk devletinin hâkimlerini, savcılarını zan altında bırakamazsınız.

ALİ MAHİR BAŞARIR (Devamla) - Hadi bakalım, iki yıl yatıp beraat eden bir

44

vatandaşımıza ödenecek tazminatı o hâkime rücu edin, bir miktarını edin, bir miktarını ödesin. Bir insanı tutuklarken bin değil bin beş yüz kere düşünür. Reform budur. Yapabiliyor musunuz? Yapamazsınız.

 

Bakın, dün yanlış…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALİ MAHİR BAŞARIR (Devamla) - Son olarak söylüyorum: Soruşturma aşamasında takipsizlik kararı verilecek.

METİN YAVUZ (Aydın) - Hadi yeter artık! Yeter artık!

ALİ MAHİR BAŞARIR (Devamla) - Beraat kararı verilecek, kovuşturma aşamasında, ona son sözü İçişleri Bakanı söyleyecek. Dünyanın hiçbir yerinde böyle bir ucube durum yok. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkürler Sayın Başarır.

Önergeyi oylarınıza…

ALİ MAHİR BAŞARIR (Devamla) - Son cümlem…

BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın cümlenizi.

ALİ MAHİR BAŞARIR (Devamla) - Eğer ki reform yapacaksanız çıkın sokağa, cezaevlerine gidin, çek mağdurlarına bakın, anlarsınız ama sokağa çıktığınız da yoktur.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkürler Sayın Başarır.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Sayın Kurtulan, söz talebiniz mi var?

FATMA KURTULAN (Mersin) - Evet.

BAŞKAN - Buyurun.

 

FATMA KURTULAN (Mersin) - Teşekkürler.

Sayın Başkan, az önce bir talebimiz oldu, bir milletvekilimize "özel yetiştirilmiş ajan" ve "provokatör" denildi. Talebimiz oldu bunun düzeltilmesi gerektiği yönünde ama geçildi. Biz böyle devam edemeyeceğiz oturumlara. Meclisin bu tartışmalarına dâhil olmamız çok zor. Talebimiz grup olarak, bir ara verilmesini ve biraz istişare yapmamız gerektiğini düşünüyoruz.

METİN YAVUZ (Aydın) - İstişareyi yapın.

BAŞKAN - Evet, teşekkürler Sayın Kurtulan.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 18.51

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 19.29

BAŞKAN: Başkan Vekili Mithat SANCAR

KÂTİP ÜYELER: İshak GAZEL (Kütahya), Şeyhmus DİNÇEL (Mardin)

-----0-----

BAŞKAN - Türkiye Büyük Millet Meclisinin 7'nci Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

 

 

 

 

BAŞKAN - Değerli milletvekilleri, 105 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin görüşmelerine devam etmeden önce kısa bir açıklama yapma ihtiyacı duyuyorum.

 

İki gündür Genel Kurulda -bugün de öyle oldu- gerilimi yükselten tartışmalar, demokratik olgunluk içinde yürümesini zorlaştıran konuşmalar ve tutumlar ortaya çıktı. Bunun böyle olmaması gerektiğinin herkes farkındadır diye düşünüyorum ama bunu yine hatırlatmak istiyorum.

Özellikle şahıslara yönelik itham edici, herhangi bir ağır suçlama içeren ifadelerin kullanılmaması demokratik tartışma adabı açısından, demokratik olgunluk açısından son derece önemlidir. Esasen İç Tüzük de bu konuda bizlere yükümlülük getirmektedir.

Bundan sonraki görüşmelerde başta grup başkan vekilleri olmak üzere bütün milletvekillerinin bu hususlara dikkat edeceğini umut ediyorum, buna inanıyorum. Ayrıca, hepinizden bunu bilhassa istirham ediyorum.

Değerli milletvekilleri, şimdi 105 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin görüşmelerine kaldığımız yerden devam ediyoruz.

 

 

 

45

 

1. Afyonkarahisar Milletvekili Ali Özkaya ve Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Mehmet Muş, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan, Tokat Milletvekili Özlem Zengin, Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu ve Denizli Milletvekili Cahit Özkan ile 62 Milletvekilinin Ceza Muhakemesi Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/2215) ve Adalet Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 105)---(Devam)

BAŞKAN - Komisyon? Yerinde.

18'inci madde üzerindeki son önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Ceza Muhakemesi Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin 18'inci maddesiyle değiştirilmekte olan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 102'nci maddesine eklenen dördüncü fıkranın aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

"(4) Her halükarda toplam tutukluluk süresi, ağır ceza mahkemesinin görevine girmeyen işler bakımından bir yıl, ağır ceza mahkemesinin görevine giren işler bakımından ise onsekiz ayı geçemez. 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun İkinci Kitap Dördüncü Kısım Dördüncü, Beşinci, Altıncı ve Yedinci Bölümünde tanımlanan suçlar ile 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlarda üç yılı geçemez.

Bu süreler savcının iddianame hazırlama süresini de belirler."

 

Dursun Ataş Ayhan Erel Feridun Bahşi

Kayseri Aksaray Antalya

Hasan Subaşı Behiç Çelik

Antalya Mersin

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ YILMAZ TUNÇ (Bartın) - Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Önerge üzerinde Antalya Milletvekili Hasan Subaşı'nın söz talebi vardır.

Buyurun Sayın Subaşı. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

HASAN SUBAŞI (Antalya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. 105 sıra Sayılı Kanun Teklifi'nin 18'inci maddesiyle ilgili konuşmak için söz almış bulunuyorum.

18'inci maddesi bildiğiniz üzere tutuklamalarla ilgili bir düzenleme getiren madde. Çok da önemli tutuklamalar çünkü 95 bine ulaşmış tutuklama sayısı, 2018 yılında 150 bine ulaşmıştır hükümlü sayısı. Dolayısıyla cezaevleri dolmuştur ve de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi sürekli Türkiye'yi tutuklamayla ilgili mahkûm etmektedir. Bu yasada bir değişiklik gerekmiştir gerçekten ama reform kapsamında sayılır mı? Tabii ki bütünü hususundaki konuşmalarımda da belirttiğim gibi bu yasa reform teklifi yasası olmamakla birlikte ağır cezalık işlerde bir yıla düşürülmesi, ağır cezanın görevine girmeyen konularda da altı aya düşürülmesi yine de yararlıdır. Bir nevi savcıların inisiyatif alanını daraltmıştır çünkü hepimizin bildiği gibi, savcılar tutukluluğu yıllarca sürdürebilmekteydi iddianame bile hazırlamadan ve kovuşturma süresini de nazara aldığımızda yıllarca tutukluluk süresinin bir infaz gibi Türkiye'de uygulandığını görüyorduk. Hâlbuki tutuklamalar hepimizin bildiği gibi bir tedbirdir ama Türkiye'de tedbir olmaktan çıkmış, bir infaz gibi kullanılır olmuştur. Biz İYİ PARTİ olarak bu sürelerin ağır ceza mahkemesinin konusuna girmeyenlerde her hâlükârda bir yıl olmasını önerdik. Ağır cezalık konularda, ağır cezanın görevine giren hususlarda bir buçuk yıl, terörle mücadele yasası kapsamında olanlarda üç yılla sınırlanmasını bu önerimizle ortaya koyduk ancak savcıların da iddianame hazırlığının bu sürelerle belirlenmesini talep ettik.

Bunu niye istedik? 2016 yılında hepimizin bildiği gibi Genel Başkanımız Sayın Meral Akşener hakkında bir iddia tertip edildi ve gizlidir, ne olduğunu biz de bilmiyoruz. Oysa 2016 yılındaki FETÖ'yle ilgili Genelkurmay çatı davasının 224 sanıklı olmasına rağmen tamamlandığını, hükmün verildiğini biliyoruz ama Sayın Genel Başkanımızla ilgili konu hâlâ müphemdir; FETÖ'yle iltisaklı mı yoksa FETÖ'nün siyasi ayağı mı yoksa başka bir iddia mı, belirsizdir. Sayın Genel Başkanımızın sürekli "Beni çağırın, savcılıkta ifademi vereyim." demesine rağmen savcılık ifadeye çağırmadığı gibi iddianame de tertip edilmemekte.

İYİ PARTİ Grubu olarak sürekli Meclise araştırma önergeleriyle… FETÖ konusunda, FETÖ'nün siyasi ayağı konusunda araştırma önergelerimiz de iktidar oylarıyla reddedilmekte. O zaman bir garabet ortaya çıkıyor ki bu önergeyle biz diyoruz ki savcıların tutukluluk süresinde dilediği gibi hareket kabiliyeti ve inisiyatifi olmasın fakat iddianame düzenlemekte de yine dilediği gibi süre kullanamasın.

Sayın Genel Başkan siyasetçi kişi olduğu için mi "Hele bir soruşturma dursun el altında, koz olarak kullanırız." mı denilmek istenilmekte yoksa bir baskı aracı mıdır, bir

46

tehdit aracı mıdır? Akla her husus gelmektedir.

 

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun Sayın Subaşı, tamamlayın lütfen.

HASAN SUBAŞI (Devamla) - Onun için savcıların tutuklu olmayan hâllerde de iddianame düzenlemesinin bir sürece bağlanması mutlak gerekmektedir.

Ayrıca hâkim ve savcılar yıllarca tutuklu bırakabilmekte ve de sorunlu mahkeme kararları ve… Hepimiz biliyoruz, gözü bağlı olması gereken adaletin Türkiye'de gözü açık ve bizde yukarıya, talimata bakarlar, siyasi erkin talimat ve yönlendirmelerini gözler olmuşlardır. Onun için şunu da ben diliyorum: İtalya'da, İngiltere'de, Almanya'da, İsviçre'de, Fransa'da olduğu gibi Türkiye'de de ceza davalarında tazminat geçerli olabilmeli. Türkiye'de de var bu ama devlet…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HASAN SUBAŞI (Devamla) - Bir dakika daha izin verirseniz toparlıyorum.

BAŞKAN - Öyle yapmamaya birlikte karar verdik. Siz sözlerinizi söyleyin, ben ek süre vermeyeyim Sayın Subaşı.

HASAN SUBAŞI (Devamla) - Öyle mi? Hemen toparlıyorum, peki.

Türkiye'de belirli bir oranda en azından rücu hakkını kullanmak bu konuda çok ciddi bir disiplin ve düzenleme getirir diye düşünüyorum.

Çok teşekkürler.

Saygılar sunuyorum. (İYİ PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkürler Sayın Subaşı.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

18'inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

19'uncu madde üzerinde 4 adet önerge vardır. Önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 105 sıra sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin 19'uncu maddesinin madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

Mahmut Toğrul Kemal Peköz Mensur Işık

Gaziantep Adana Muş

Kemal Bülbül Züleyha Gülüm Celadet Gaydalı

Antalya İstanbul Bitlis

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ YILMAZ TUNÇ (Bartın) - Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Önerge üzerinde Muş Milletvekili Mensur Işık söz talebinde bulunmuştur.

Buyurun Sayın Işık. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

MENSUR IŞIK (Muş) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sizi ve Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, en son bu AKP iktidarının "yargı paketi" adı altında Meclise getirip kabul ettirdiği bir paket vardı. O paketten sonra, gerçekten, ne kadar bir yargı paketinin olup olmadığını ya da reform olup olmadığını ben Muş'tan birkaç örnek vererek açmak istiyorum.

Abdurrahman Çapın diye bir arkadaşımız var, partili arkadaşımız, il eş başkanımız. Kızı örgüte katılıyor, örgütün dağ kadrosuna katılıyor. Bir baba olarak kızını görmeye giden bir kişi. Kızını gördükten sonra dönüyor ve kızıyla yaptığı görüşmenin fotoğrafları bir şekilde güvenlik güçlerinin eline geçtikten sonra kızı hakkında dava açılıyor ve kızı örgüt üyeliğinden ceza alıyor, sadece ve sadece kızı gördüğü için. Bu birincisi.

İkincisi, Besra Erol arkadaşlar. Besra Erol, AKP'nin ittifak yaptığı, desteklediği IŞİD tarafından Suruç katliamında çocuğu öldürülen bir anne. Besra Erol kendi oğlunun cenaze töreninde yaptığı bir konuşmadan sonra, bir yıl, iki yıl aradan sonra gözaltına alınıyor, tutuklanıyor ve örgüt üyeliğinden şu anda yargılanıyor. Bu ikincisi, AKP'nin getirmiş olduğu yargı paketinin mahiyeti açısından.

Üçüncüsü Hikmet Şeker, Muş'tan yine. Hikmet Şeker'in oğlu Celal Şeker örgüt üyeliğinden ceza almıştı Diyarbakır'da, Diyarbakır D Tipi Cezaevinde kalıyordu. Hasta bir şekilde, haftanın üç günü, dört günü hastaneye götürülüp getiriliyordu ve AKP ve MHP'nin o dönem yaptığı ittifak sonrası adli tıp tarafından bir türlü bırakılmayan Celal Şeker yaşamını yitirdi, öldü, cenazesi Muş'a geldi. Hikmet Şeker kendi oğlunun cenaze törenine katıldığı için, kendi oğlunu defnettiği için ve oğluna bir taziye kurduğu için örgüt üyeliğinden şu anda yargılanıyor ey AKP'liler.

Elif Çetinbaş, Kobani sürecinde yapılan protestoların içerisinde yer alan bir il eş başkanımızdı ve o protestolarda yer aldığı için şu anda örgüt üyeliğinden ceza almış ve üç

47

yıldır cezaevinde, on bir yıl ceza almış bir arkadaşımız. AKP'nin getirmiş olduğu yargı paketlerinin mahiyeti böyle maalesef.

 

Şimdi yine bir yargı paketiyle karşı karşıyayız. Çinlilerin bir ata sözü var arkadaşlar, diyorlar ki: "Tilki ne zaman vaaz vermeye başlarsa o zaman sizin gözünüz tavuklarınızda olsun."

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) - Onu da okuyarak söylüyorsun.

MENSUR IŞIK (Devamla) - Evet, aynen böyle, okuyarak söylüyorum çünkü…

ŞAHİN TİN (Denizli) - Tilki kim oluyor? Siz mi?

MENSUR IŞIK (Devamla) - Tilkinin kim olduğunu herkes biliyor, Türkiye kamuoyu biliyor. Tilki şu anda…

ŞAHİN TİN (Denizli) - Terör savunuculuğu yapıyorsun şu anda çıkıp da karşımızda.

MENSUR IŞIK (Devamla) - Saygısızlık yapmayın, müdahale etmeyin.

ŞAHİN TİN (Denizli) - Sen saygısızlık yapma.

MENSUR IŞIK (Muş) - Değerli arkadaşlar, süreç çok kızgın, süreç çok ağır. Bugün eğer Kürt meselesi uluslararası sorun, mesele hâline gelmişse Türkiye Cumhuriyeti devletinin Kürt sorununu çözümsüz hâlde bırakmasından kaynaklanmaktadır. Bugün Kürt meselesini Avrupa Birliği tartışılıyor, NATO tartışıyor, bugün Kürt meselesini Arap ligi tartışıyor, "Arap ligi" diye bildiğimiz Arap ülkelerinin hepsi bir araya geliyor ve Türkiye'nin Suriye'ye yapmış olduğu girişimi bir "işgal" olarak değerlendiriyor, "Kürtlere karşı bir savaş" olarak değerlendiriyor. Amerika Birleşik Devletleri bunu bu şekilde değerlendiriyor, Avrupa Birliği bu şekilde değerlendiriyor. Yani sizler, bizler eğer ki biz Kürt meselesini yüz yıl önceki Kürtler ve Türklerin Çanakkale'de, Kürtler ve Türklerin Sivas ve Erzurum Kongresinde kurmuş oldukları ittifakın ruhuna uygun bir şekilde çözemezsek bu ülkede iç savaş bir kaçınılmazdır, uluslararası güçler de parmağını koyacaktır, herkes de parmağını koyacaktır.

Değerli arkadaşlar, birkaç, bir buçuk ya da iki ay önce Sayın Öcalan yaptığı görüşmeler sonucunda şunu söylemişti…

ŞAHİN TİN (Denizli) - İç savaş propagandası yapıyor.

OLCAY KILAVUZ (Mersin) - Bebek katili o.

ŞAHİN TİN (Denizli) - İç savaş propagandası yapıyorsun.

MENSUR IŞIK (Devamla) - "Kürtler ve Türkler birlikte ittifak yaparlarsa bu süreci atlatırlar. Kürtler Türk'süz, Türkler de Kürtsüz olamaz." demişti. Bakın, değerli milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisi sorunların çözüldüğü, tartışıldığı bir meseledir. Türkiye, bir yerdir, bir kurumdur, Türkiye Büyük Millet Meclisi bu ülkenin ve devletin temellerinin atıldığı kutsal bir kurumdur. Neden böyle diyoruz? Çünkü 1919'larda, 1920'lerde ilk Meclis kurulduğunda, açıldığında -bölgeden doğu ve güneydoğu adı sonradan değiştirildi ya- kürdistandan gelen milletvekillerine "kürdistan mebusu" deniyordu ve Kürtler, kürdistan mebusu olarak gelip şu Mecliste kendi ana dilleriyle konuşabiliyorlardı, kendi sorunlarını tartışabiliyorlardı. Ne zamana kadar? Ta ki Kürtlerin inkârı ve asimilasyonu İttihat ve Terakki zihniyeti tarafından karar altına alınana kadar. Karar altına alındıktan sonra ne oldu? Kürtler isyana kalktı. İşte, Şeyh Sait isyanı, Dersim isyanı, Ağrı, Zilan ve en son PKK'nin isyanı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayın Sayın Işık.

MENSUR IŞIK (Devamla) - Sevgili arkadaşlar, değerli arkadaşlar; PKK'nin isyanına öyle ters ters bakmanıza gerek yok. Bu ülkenin Cumhurbaşkanı rahmetli Demirel aynen bunu söylemişti, "28 Kürt isyanı var, 29'uncusu da budur, ne şekilde çözmüşsek, buna da o şekilde çözüm bulacağız." demişti. Hayır, arkadaşlar, biz bu ülkede eğer birlikte yaşama azmini, iradesini hâlâ taşıyorsak bu meseleyi mutlaka ama mutlaka çözmeniz gerekiyor.

Şunu söyleyeyim ben: Afrin'e yapılan operasyon, güney Kürdistan'da Kürtlerin referandumuna yapılan tepki ve girişimler, aynı şekilde bugün Suriye'deki girişim Kürtlerin bu devletle beraber, Türklerle beraber yaşama iradesine bir kasıttır. Bunu çok net bir şekilde buradan bir kez daha ifade edeyim.

Bundan sonra diyorum ki, son olarak diyorum ki: Aklımızı başımıza almamız lazım. Burası meselelerin çözüm yeridir, Kütler ve Türklerin birlikteliği, Sayın Öcalan'ın deyimiyle…

OLCAY KILAVUZ (Mersin) - Bebek katili…

MENSUR IŞIK (Devamla) - …Kürtler Türk'süz, Türkler de Kürt'süz olamaz, olmamalıdır.

ŞAHİN TİN (Denizli) - Sen teröristbaşına nasıl "Sayın Öcalan" diyorsun ya? Teröristbaşına niye "Sayın Öcalan" diyorsun sen?

OLCAY KILAVUZ (Mersin) - Canibaşı...

MENSUR IŞIK (Devamla) - Hep beraber, birlikte bu ülkeyi demokratik bir seviyeye getirmemiz lazım diyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

 

48

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

 

Görüşülmekte olan 105 sıra sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin 19'uncu maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve talep ederiz.

Turan Aydoğan Alpay Antmen Zeynel Emre

İstanbul Mersin İstanbul

Rafet Zeybek Aydın Özer Süleyman Bülbül

Antalya Antalya Aydın

Ünal Demirtaş İsmail Atakan Ünver

Zonguldak Karaman

 

 

"MADDE 19 - 5271 sayılı Kanunun 171 inci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan 'karar verebilir.' İbaresinden sonra gelmek üzere 'Kadına ve çocuklara yönelik suçlar bu maddenin kapsamı dışındadır.' cümlesi eklenmiştir.

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ YILMAZ TUNÇ (Bartın) - Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Önerge üzerinde Karaman Milletvekili İsmail Atakan Ünver söz talebinde bulunmuştur.

Buyurun Sayın Ünver. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

İSMAİL ATAKAN ÜNVER (Karaman) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Sözüm ona yargı reformu ve ona ilişkin ilk paketi konuşuyoruz. Türkiye'de yargı açısından bir reforma ihtiyaç var mı? Elbette vardır, hem de şiddetle ve acilen vardır. Ne var ki yargıdaki temel sorunlara dokunmayan, dokunamayan strateji belgesiyle ve kanun teklifleriyle reform yapılamaz.

Değerli milletvekilleri, özellikle on yedi yıldır ülkeyi yönetenlere seslenmek istiyorum: Yargısal faaliyeti, tek adam rejiminin diğer bakanlıklarından hiçbir farkı olmayan Adalet Bakanlığının vatandaşlara sunduğu bir hizmet olarak görürseniz yani yargıyı devletin üç ana fonksiyonu ve kurucu unsurundan biri olarak görmezseniz yargıda reform yapamazsınız. Şüphesiz ki yargı, salt adalet hizmeti olarak tanımlanmaktan çok öte bir anlama ve değere sahiptir. OHAL şartlarındaki bir dayatmayla getirdiğiniz tek adam rejimini anlatırken "kuvvetler ayrılığı" diyordunuz, işte o "kuvvetler ayrılığı" dediğiniz kuvvetlerden biri yargı kuvvetidir; ne çabuk unuttunuz?

Maddeyle dava açılmasının ertelenmesi müessesesiyle ilgili düzenleme yapılmaktadır. Bu düzenlemeye itirazımız yok ama uyarımız ve önerimiz var. Esas olan, uygulayıcıların ve siyasi güç sahiplerinin suç algısının ne olduğudur. Uygulayıcılar, siyasilerin yol göstermesiyle basılmamış kitabı bomba, hak arayan işçileri terör örgütü üyesi olarak nitelendirirse o zaman bu türden düzenlemelerin hiçbir anlamı olmaz. Anlayış bu olursa, yazılı metinleri nasıl değiştirirseniz değiştirin, ne hukukun üstünlüğünü sağlayabilirsiniz ne de hukuk devletini tesis edebilirsiniz. Aslolan, kafalardaki hukuku, yasaları değiştirebilmektir.

Bu bağlamda, örnek olsun diye söylüyorum, Anayasa hukukçusu Profesör Doktor Kemal Gözler Hoca'ya 31 Mart İstanbul seçimini iptal eden YSK kararı hakkında neden bir şeyler yazmadığı sorulduğunda Hoca şöyle bir yanıt veriyor, "Türkiye'de yürürlükteki hukuk olarak takdim edilen hukukun gerçekten yürürlükte olduğundan şüphe ediyorum. Yürürlükte olduğu söylenen hukuku incelerken abesle iştigal ediyormuşum hissine kapılıyorum. Hukuki meselelerin hukuken değil, siyaseten kararlaştırıldığı bir yerde sorunları hukuken tartışmak ne büyük bir saflıktır. Ben hukukun saf teorisinin bir mensubuyum ama saf değilim." diyor ve devam ediyor Hoca: "Hukuk lotarya değildir, önceden bilinen bir şeydir. Mahkemeler hukuka göre karar verdikleri için belli bir davada hangi hukuk kuralına dayanarak karar verecekleri bilinirse mahkemelerin kararları önceden tahmin edilebilir. Zaten 'hukuki güvenlik' ilkesinin anlamı da budur. Benim görebildiğim kadarıyla YSK'nin İstanbul seçimlerini iptal edeceğini daha baştan doğru bir şekilde tahmin eden kişi gazeteci Nagehan Alçı'dır. Ne kadar ilginçtir ki ülkenin en kıdemli Anayasa hukuku profesörleri yanılırken Nagehan Alçı'nın tahmini doğru çıktı. Anayasa hukuku profesörleri YSK'nin kararının ne olacağını doğru bir şekilde tahmin edemiyorlar çünkü YSK'nin neye göre karar verdiği belli değil. Bu nedenle Anayasa hukuku profesörlerinin derin hukuk bilgileri bir işe yaramıyor." diyerek tamamlıyor Hoca sözlerini.

İşte siz on yedi yılın sonunda hukuk anlamında bilinen her şeyi işe yaramaz hâle getirdiniz. Devriiktidarınızda hukukçuların hukuk bilgisinin ve dahi hukukun bir anlamı kalmamıştır. Hukuku "Tek adam ne ister?"e bağladınız. Geldiğimiz nokta, George Orwell'ın "1984"te dediği gibi, "Aslında hiçbir şey yasa dışı değildi çünkü artık yasa diye bir şey yoktu." noktasındadır maalesef.

 

49

Bu ülkede bir ağır ceza mahkemesi, Anayasa Mahkemesinin kararına uymadı. Bu ülkede YSK, açık kanun hükmünü yok sayarak referandumda mühürsüz oy pusulalarının ve zarflarının geçerli sayılacağına dair karar verdi. Bu ülkede yargı eliyle millî orduya kumpas kuruldu, kozmik odaya girildi. Bu kararları kim verdi? Mahkemeler. Bu şekilde ülkede hukuk, hukukçuları isyan eder boyuta sürüklenirken siz ne yaptınız? Önce bazılarıyla aynı menzilde yürüdünüz ya da öyle zannettiniz, sonra "Bunları temizliyoruz." fırsatçılığıyla teşkilatlarınızda görev yapmış avukatları hâkim, savcı yaptınız. Şimdi bize ve Türk halkına "Burada adalet çıkacak." diyor ve buna inanmamızı bekliyorsunuz.

 

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, sözlerinizi tamamlayın Sayın Ünver.

İSMAİL ATAKAN ÜNVER (Devamla) - Buradan adalet çıkmaz arkadaşlar, çıkmaz, çıkamaz. Ülkedeki muktedir siyasetçilerin ya da hâkim siyaset anlayışının hoşuna gitmeyen her söz uygulayıcılar tarafından suçmuş gibi algılanmaya devam edecekse kanunlara onu yazmanın, bunu yazmanın hiçbir anlamı yok. İşte, yargıda reform yapacaksak ve yargıda reformdan bahsedeceksek buradan başlamalıyız. On yedi yıldır anlatıyoruz; 12 Eylül 2010'da anlattık, 16 Nisan 2017'de anlattık, hâlâ daha anlatıyoruz ama ne yazık ki dünyanın en zor işidir anlamayana anlatmak. Anlatırsın anlamaz, anlamak istemez çünkü işine gelmez. Zor olsa da, anlamak istemeniz de, işinize gelmese de biz anlatmaya devam edeceğiz. Siz anlamasanız da yüce milletimiz anlıyor.

Yüce Türk milletine selamlarımı, saygılarımı sunarım.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkan. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Evet, önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Ceza Muhakemesi Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin 19'uncu maddesiyle değiştirilmekte olan 5271 sayılı Kanun'un 171'inci maddesinin (2)'nci fıkrasında yer alan "Uzlaştırma ve önödeme kapsamındaki suçlar hariç olmak üzere, Cumhuriyet savcısı" ifadesinden sonra gelmek üzere "kovuşturulması şikâyete bağlı olup" ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

 

Dursun Ataş Ayhan Erel Mehmet Metanet Çulhaoğlu

Kayseri Aksaray Adana

 

Hayrettin Nuhoğlu Fahrettin Yokuş

İstanbul Konya

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ YILMAZ TUNÇ (Bartın) - Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Önerge üzerinde Konya Milletvekili Fahrettin Yokuş konuşacaktır.

Buyurun Sayın Yokuş. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

FAHRETTİN YOKUŞ (Konya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Meclisimize getirilen yargı paketi kanunu taslağı bilindiği gibi bir torba kanundur. Adalet, yargı, hak ve hukuk bir paket içine sığdırılamayacak kadar önemlidir. Ülkemizde adalet sistemine olan güven ne yazık ki gün geçtikçe azalmaktadır. Yargı sistemimizin yeniden düzenlenmesi elzemdir. Ancak yargı sistemini torba kanun şeklinde düzenlemek sorunları çözmeyecektir. Ülkemizde adaletin sağlanmasını mümkün kılmak için eksiksiz işleyecek bir demokrasiye ihtiyacımız vardır. Gerçek demokrasinin temelini kuvvetler ayrılığı oluşturur. Adil yargılamanın önünü ancak bu şekilde açabiliriz.

Çağımızda devletler arası ticaret ilişkilerinde adalet birinci derecede önemli bir unsurdur. Adaletin ve hukukun adil işlemediği bir ülkeye yatırımcı gelmez, kredi verilmez. Bu tür ülkeler milletler içinde en itibarsız ve en güvenilmez toplumlar olarak anılırlar. Ayrıca adaletin olmadığı bir ülkede haktan ve hukuktan söz edilemez. Ülkemizde her gün yargı skandalları yaşanmaktadır. Türk yargısında çifte standart uygulanmaktadır. Mahkemelerin verdiği kararların büyük bölümü tartışılmakta, yargı aleni olarak iktidar yandaşlarını korumaktadır. Eskiden yüksek yargı organlarının başkanları yargıçlar için vicdanları ile cüzdanları arasına sıkışıp kaldıkları söylenirdi ama bugün, çok şükür, iktidarınız yargıçlarımızın hak ettiği ücretleri verdi, takdir ediyorum ancak bugün yargıçlarımız vicdanları ile iktidar arasına sıkışıp kalmışlardır. Yargı, hür iradesiyle karar veremez olmuştur. Bazı mahkeme kararlarına baktığımızda gördüğümüz gerçek ne yazık ki şudur: Zorlama yorumlarla yasalar geriye doğru yürütülerek insanlar suçlanmakta ve cezalandırılmaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle, yargı organlarınca verilen keyfî

50

tutuklama kararlarının çözüme kavuşturulması gerekir. Somut deliller olmadığı hâlde insanlar hakkında tutuklama kararları verilmektedir. Kişiler hakkında yapılan araştırmalar sonucunda tutuklamayı haklı çıkartacak hiçbir delil ortaya konulmadığı hâlde çok sayıda kişinin tutukluluk hâli keyfî olarak sürdürülmektedir. Bu durum kişi özgürlüğü hakkının ihlali anlamına gelmektedir. Üzerine atılı suça dair hiçbir delil bulunmayan insanların tutukluluk hâllerinin sürdürülmesi, Türk hukukunun temel değerlerine, Anayasa'da yer alan temel hak ve özgürlüklere, evrensel ilkelere, insan hak ve özgürlüklerine aykırıdır. Toplum vicdanını yaralayan bir olay olduğunda yazılı ve görsel medyanın gücü ve katkısıyla savcıların karar değiştirdiğine şahit olmaktayız. Yargı bir karar verirken yazılı ve görsel medyanın etkisinde kalmadan, toplum vicdanını yaralamadan kararlar vermelidir. Yargı bağımsızlığına gölge düşürmemek için hukukun doğru işlemesi gerekir. Bu da Anayasa ve evrensel hukuk kurallarını uygulamakla mümkün olur.

 

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; buradan sizlere Türkiye'deki yargıya güvenin her geçen gün azaldığını gösteren örnekler vermek isterim. Adalet Bakanı Sayın Abdulhamit Gül 2014 yılında Bursa'da yaptığı bir konuşmada Şunları söylemiştir: "Türkiye'de yargıya olan güven önceleri yüzde 60 ilâ yüzde 70'lerdeyken şimdilerde yüzde 20'lerin altına düşmüştür." Türkiye Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu 2016 yılında yaptığı bir konuşmada "Maalesef yargımız siyasetin etkisine açılmış durumdadır, yargıya duyulan güven yüzde 20'ler seviyesine düşmüştür." demiştir. Yine, Yargıtay Başkanı İsmail Rüştü Cirit "Geçmişte yargıya güven yüzde 70 iken şimdi yüzde 30'lara düşmüştür." demiştir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın lütfen Sayın Yokuş.

FAHRETTİN YOKUŞ (Devamla) - 2019 yılında Sosyal Demokrasi Vakfının Türkiye genelinde yaptığı ankette AK PARTİ'li seçmenin yüzde 26,2'si Türkiye'de yargının bağımsız olmadığını söylüyor. Yüzde 16,1'i yargıya güvenmediğini, yüzde 22,1'i ise mahkemelerin tarafsız olmadığını söylüyor.

Yukarıda saydığım örneklerden de anlaşılacağı üzere ülkemizde yargıya güven kalmamıştır. "Adalet mülkün temelidir." anlayışını kendisine yol olarak seçmiş olan bir milletin bugün yargıya güveni yok olmuştur. Ülkemizin geleceği için hukukun üstünlüğü anlayışını yeniden tesis etmek ülkeyi yönetenlerin boynunun borcudur diyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkürler Sayın Yokuş.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 105 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin çerçeve 19'uncu maddesiyle değiştirilmesi öngörülen Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 171'inci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan "iki" ibaresinin "üç" şeklinde ve aynı maddeye eklenen altıncı fıkranın (a) bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Özlem Zengin Mehmet Doğan Kubat Ramazan Can

Tokat İstanbul Kırıkkale

 

Necip Nasır İsmail Emrah Karayel Bekir Kuvvet Erim

İzmir Kayseri Aydın

 

Zeynep Gül Yılmaz

Mersin

"a) Suç işlemek için örgüt kurmak, yönetmek veya örgüte üye olmak suçları ile örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlar."

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ YILMAZ TUNÇ (Bartın) - Takdire bırakıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Önerge üzerinde söz talebi yoktur.

MEHMET DOĞAN KUBAT (İstanbul) - Gerekçe…

BAŞKAN - Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Önergeyle, kamu davasının açılmasının ertelenmesi müessesesi için öngörülen iki yıllık sınırın üç yıla çıkarılması ve böylece kamu davasının açılmasının ertelenmesi kapsamına giren suç sayısının artırılması amaçlanmaktadır. Bu kapsamda olan, suç işlemek için örgüt kurma, yönetme veya örgüte üye olma suçları ise kapsam dışında bırakılmaktadır.

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda 19'uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… 19'uncu madde kabul edilmiştir.

 

51

20'nci madde üzerinde 3 adet önerge vardır, aykırılık sırasına göre okutup işleme alacağım:

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 105 sıra sayılı "Ceza Muhakemesi Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin 20'nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve talep ederiz.

"MADDE 20 - 5271 sayılı Kanunun 174 üncü maddesinin birinci fıkrasının ilk paragrafı aşağıdaki şekilde ve (b) bendinde yer alan 'etki edeceği' ibaresi 'doğrudan etki edecek' ibaresi olarak değiştirilmiştir.

"(1) İddianame mahkemeye verildiğinde mahkemece, taraflara tebliğ edilir. Taraflar iddianameye yedi gün içerisinde itiraz edebilirler. Mahkemece, itiraz süresi dolmasından itibaren yedi gün içinde soruşturma evresine ilişkin bütün belgeler ve varsa itirazlar incelendikten sonra, eksik veya hatalı noktalar belirtilmek suretiyle;"

Turan Aydoğan Süleyman Bülbül Rafet Zeybek

Antalya Aydın Antalya

Alpay Antmen Aydın Özer Zeynel Emre

Mersin Antalya İstanbul

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ YILMAZ TUNÇ (Bartın) - Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Önerge üzerinde Giresun Milletvekili Necati Tığlı'nın söz talebi vardır. (CHP sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Tığlı.

Süreniz beş dakikadır.

NECATİ TIĞLI (Giresun) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Teklifin 20'nci maddesi Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 174'üncü maddesinde düzenlenen "iddianamenin iadesi"yle ilgilidir. Burada özellikle yapılan değişikliklere baktığımızda, yeterli bir düzenlemenin yapıldığını söylemek mümkün değildir ancak Türk yargı sisteminde esas sorun çok daha vahimdir. Sayın milletvekilleri, biz Türkiye'de adil bir yargıdan ve adil bir yargılamadan söz edebilir miyiz? Adil yargılamadan söz etmeyi bırakın, Türkiye'de tarafsız ve bağımsız bir yargı var mıdır? Maalesef yoktur. İktidar partisi milletvekillerine sesleniyorum: Bütün AKP il ve ilçe başkanlarınızı hâkim ve savcı yaparak mı bağımsız ve tarafsız bir yargı kuracaksınız? Açıkça sorayım: Bırakın Türkiye'yi, seçim bölgem Giresun'da kaç AKP yöneticisi, üyesi hâkim ve savcı yapılmıştır? Bu arada, siz bunların liyakatlerine, tarafsız olacaklarına kefil misiniz? Siz onlara güveniyor musunuz? Kefil iseniz, güveniyorsanız onların hatalarına ortaksınız demektir. Sayın milletvekilleri, Türkiye'de adil, tarafsız ve bağımsız yargıyı kurmamızın ön şartı, Hâkim ve Savcılar Kurulunu siyasi iktidarın güdümünden kurtarmakla başlar.

Daha da vahimi, Türkiye'de kadın cinayetlerinin geldiği noktanın tek sorumlusu Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarıdır çünkü kadın cinayetleri bireysel değil, politiktir. Vahşice katledilen yüzlerce kadın ve çocuk cinayetinde, kravat takanlara verilen iyi hâl indirimlerinden, beslediğiniz tarikat mensuplarının, yandaş medya şakşakçılarının ve bazı iktidar mensuplarının, kadına yönelik şiddeti meşrulaştıran söylemlerinin bu cinayetlerde etkisi yok mudur? İşte, tam da bu nedenlerden dolayı, burada yapılan tüm kanunlar ortak bir akılla ve evrensel normlara göre hazırlanmalı, asla ve asla oldubittiye getirilmemelidir; tüm kesimlerin, tüm siyasi partilerin, tüm STK'lerin sesi dinlenmelidir; torba yasa tekniğinden bir an önce vazgeçilmelidir.

Sayın milletvekilleri, hukuk ve adalet arayanların hakkını korumak için görev yapan hâkim, savcı ve avukatların cüppelerinde neden düğme yoktur? Tabii ki, kimsenin önünde iliklemesinler diye. Peki, cep neden yoktur? Tabii ki, tarafsız ve bağımsız kararlar versinler diye. Ama bu yıl adli yargı yılı açılışının Beştepe'de yapılmasıyla birlikte cüppelere düğme ve cep dikilerek yargı ayaklar altına alınmıştır. Kim yargıyı ayaklar altına alıyorsa emin olun ki bir gün o yargıya muhtaç olacaktır. Bağımsız olmayan, tarafsızlığını yitiren yargıya yapılan bu müdahaleler sorun çözmez. Sorunların çözümü önce bağımsız ve tarafsız yargı erki, sonra Anayasa da dâhil olmak üzere yapılacak kapsayıcı düzenlemelerdir. Yoksa insanlar adaleti sosyal medya platformlarında aramaya devam ederler, ülkemin güzel insanları haksızlığa uğradığı zaman Twitter'da, Instagram'da, Facebook'ta hepimizi etiketleyerek seslerini duyurmaya çalışırlar. Görüştüğümüz bu teklifin içindeki kimi kanunlarda yapılan kısmi değişikliklere de yargı reformu denmez, dense dense "yargıya makyaj" denir.

Kıymetli vekiller, ömrü FETÖ'yle mücadeleyle geçen Eren Erdem dört yüz yetmiş altı gündür tutuklu. Yine aynı şekilde, tüm vatandaşlarımızın her bir oyuna sahip çıkan İstanbul İl Başkanımız Canan Kaftancıoğlu'nun altı yıl önce attığı "tweet"ler bahane gösterilerek tam da İstanbul seçimleri sonrası hapse atılmak istenmesi yargının talimatlarla hareket ettiğinin

52

ispatı değil midir? Bu haksızlığa, bu adaletsizliğe bir an önce son verilmelidir.

 

Unutmayın ki eğer bir kişinin hakkı yenmişse tüm toplumun hakkı yenmiştir ve o hakkı yedirmemek bu yüce Mecliste görev yapan milletvekillerinin görevidir. Ama hiç şüpheniz olmasın, bu ülkede adaletsizliklere, hukuksuzluklara, vicdansızlıklara karşı mücadele eden bir parti ve bir lider var; o partinin adı Cumhuriyet Halk Partisi, o liderin adı Kemal Kılıçdaroğlu'dur. (CHP sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

NECATİ TIĞLI (Devamla) - Hemen bitiriyorum.

BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın Sayın Tığlı, bir dakika daha süre veriyorum.

NECATİ TIĞLI (Devamla) - Sizin yarattığınız zulme ve adaletsizliğe karşı bizim yaptığımız mücadele asla bitmeyecek. Adaletli olun, adaletle kalın.

Yüce Meclisimizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 105 sıra sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin 20'nci maddesinde yer alan "düzenlenen" ibaresinin "düzenlenmiş olan" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Mahmut Toğrul Kemal Peköz Mehmet Ruştu Tiryaki

Gaziantep Adana Batman

Kemal Bülbül Züleyha Gülüm Mahmut Celadet Gaydalı

Antalya İstanbul Bitlis

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ YILMAZ TUNÇ (Bartın) - Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Önerge üzerinde Batman Milletvekili Mehmet Ruştu Tiryaki söz talebinde bulunmuştur.

Buyurun Sayın Tiryaki. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Batman) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun "İddianamenin iadesi" başlıklı 174'üncü maddesinde yapılacak değişiklik teklifi üzerine söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle şunu belirtmek isterim: İddianamenin iadesi kurumunun kapsamının genişletilmesiyle ilgili olarak yapılacak düzenlemelere genel olarak karşı değiliz ancak yapılan düzenleme ihtiyaca cevap vermeyecektir çünkü sanık ve mağdurların iddianamenin iadesine yönelik herhangi bir etki ve yetkisi olmaması büyük bir eksikliktir. Bu nedenle duruşmanın açılışı ve fakat kimlik tespiti ve sorguya başlamadan önce sanık ve mağdurlar ile vekilleri iddianamenin iadesini talep edebilmeli, mahkeme bu konuda bir karar vermeden yargılamaya başlanmamalıdır.

Ülkemizin bir yargı reformuna ihtiyaç duyduğuna hiç kuşku yok ancak bugün görüştüğümüz bu ilk paketi bırakınız reform olarak nitelendirmeyi, yargı mekanizmasının güncel sorunlarının bile çözüme yaklaşmadığını belirtmek isterim. Bakınız, anayasal hakların kullanılması, temel hak ve özgürlüklerin, en temel insan haklarının kullanılması, düşüncelerin ifade edilebilmesi, toplantı ve gösteri yürüyüşü yapılabilmesi, bir basın açıklaması yapabilmek gibi her hak iktidarın, İçişleri Bakanının, valinin iki dudağı arasındadır. Emin olun, Türkiye'nin anayasal bir hukuk devleti olup olmadığı ciddi kamuoyunda tartışılmaktadır.

13 Ekim tarihinde yapmak istediğimiz 7 Ekim 7'nci yıl dönümü kutlamamız, kapalı salon toplantımız bu iktidar tarafından yasaklandı, kuruluş yıl dönümü etkinliği yapamadık. Milletvekillerimizin parti binası önünde yapmak istedikleri basın açıklamaları engelleniyor, parti binalarımız polis kuşatması altına alınıyor, milletvekillerimiz açıkça hedef gözetilerek darbediliyor. İki gün önce, bundan birkaç gün önce İstanbul'da "Savaşa hayır, barış hemen şimdi." sloganı atan 9 arkadaşımız tutuklandı. Bakın, gözaltına alınmadı, tutuklandı, örgüt propagandası yapmak suçlarıyla. Neden? Sadece "Savaşa hayır, barış hemen şimdi." dedikleri için.

Sayın Bakan, biraz önce burada ne dedi biliyor musunuz? "Suriye'ye demokrasi götüreceğiz." İyi mi? Suriye'ye demokrasi götürecekmiş Sayın Bakan. Bunun kimlerin söylediğini lütfen iyi hatırlayın. Bu sözü ilk Orta Doğu'da kimlerin söylediğini, demokrasi götüreceğiz diyerek kimlerin savaş taşıdığını lütfen unutmayın.

Şimdi, Suriye'ye ithal ettiğiniz savaş dolmuşuna herkesi bindirmeye çalışıyorsunuz ama bizler bu dolmuşa binmeyecek, barış demeye, kardeş halklar arasındaki sorunların diyalogla çözülmesini savunmaya devam edeceğiz. Tıpkı sizlerin de yıllar önce yaptığınız gibi. Tıpkı Sayın Cumhurbaşkanının İstanbul il başkanıyken 6 tane siyasi partinin il başkanıyla birlikte Irak'taki savaş tezkerelerine karşı çıktığı gibi biz barış demeye devam edeceğiz. Diyorsunuz ki: "Bizler Kürtlerle savaşmıyoruz, Kürtlerle mücadele etmiyoruz,

53

terörle mücadele ediyoruz." Eğer Kürtlerle savaşmıyorsanız, eğer Kürt düşmanlığı yapmıyorsanız, neden dünyanın dört bir yanındaki Kürtler ayakta, neden İran'daki Kürtler ayakta, neden Suriye'deki Kürtler ayakta ve neden Avrupa'da, dünyanın dört bir yanında Kürtler ayakta, neden Bane'de, Borik'te, Baziyan'da, Derik'te, Germiyan'da, Halepçe'de, Erbil'de, Süleymaniye'de, Serekaniye'de, Soran'da, Şeladize'de, Şengal'de, Kamışlı'da, Civarno'da, Akra'da, Duhok'ta, Ayn İsa'da, Hecihe'de, Halep'te, Sine'de, Cizire'de, Haseke'de, Koye'de, Merivan'da, Senendec'de, Tahran'da, Sakız'da, Tekteke'de, Hanekin'de, Hurmatu'da, Zaho'da, Çoman'da, Şahba'da, Urmiye'de neden Kürtler ayakta? Neden devletlerin neredeyse tamamı bu savaşın Kürtlere yönelik bir savaş olduğunu düşünüyor ve karşı çıkıyor? Bir tek Hükûmetiniz doğruyu biliyor, bütün Kürtler ve dünya yanlış yolda öyle mi? Otobana tersten girmiş araç gibisiniz, herkesin yanlış yola gittiğini sanıyorsunuz.

 

ŞAHİN TİN (Denizli) - O saydığın yerlerin belgesi nerede?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın Sayın Tiryaki.

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Devamla) - Lütfen gözlerinizi ve kulaklarınızı gerçeklere açın. AK PARTİ kurulduğunda Kürt düşmanı bir parti değildi, Kürtlerin önemli bir kısmının da desteğini almıştı ama şimdi Kürtler AK PARTİ'ye baktığında siyasetinin merkezine Kürt düşmanlığını koymuş bir parti görüyor, seçilmiş belediye başkanlarına darbe yapılarak kayyum görevlendirilmesine, Kürt siyasetçilerine yönelik baskıya, Irak'taki referanduma karşı çıkmanıza, şimdiki savaşa da tam olarak böyle bakıyor.

Şimdi, siz sanıyorsunuz ki biz bunları söylerken mutlu oluyoruz, Kürtler, Türkler ve Orta Doğu halkları arasına nifak tohumu serpilmesine seviniyoruz. Hayır, sevinmiyoruz, tam tersine, emin olun, yüreğimiz yanıyor, etrafımızdaki herkes bir haftadır uykusuz geceler geçiriyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Devamla) - Yol yakınken halklarımız arasında düşmanlığa yol açan bu savaştan vazgeçin, en azından İdlib'de savunduğunuzu savunun ve sorunları diyalogla çözmeye çalışın diyorum.

ŞAHİN TİN (Denizli) - Savaş değil bu, terörle mücadele, önce adını bir doğru koy.

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Devamla) - Hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

ŞAHİN TİN (Denizli) - Adını doğru koy ya.

BAŞKAN - Teşekkürler Sayın Tiryaki.

ŞAHİN TİN (Denizli) - Söylediğinin hepsi yalan. Belgesi nerede?

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Batman) - HDP'nin sitesine girin görün beyefendi.

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Ceza Muhakemesi Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin 20'nci maddesinde yer alan "edecek" ifadesinin "eden" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Dursun Ataş Ayhan Erel Fahrettin Yokuş

Kayseri Aksaray Konya

Mehmet Metanet Çulhaoğlu Hayrettin Nuhoğlu

Adana İstanbul

BAŞKAN - Komisyon önergeye katlıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ YILMAZ TUNÇ (Bartın) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Önerge üzerinde İstanbul Milletvekili Hayrettin Nuhoğlu'nun söz talebi vardır.

Buyurun Sayın Nuhoğlu. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

HAYRETTİN NUHOĞLU (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; selamlarımı sunarak sözlerime başlıyorum.

Ceza Muhakemesi Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi üzerine konuşacağım.

Yasaların zamanla toplumun ihtiyaçlarına cevap veremez hâle gelmesi neticesinde zaman zaman bu tür değişikliklere gidilmesi kaçınılmaz hâle gelir. Yapılması gereken güncellemelerin gecikmesi ya da yetersiz kalması, hukuk sisteminin toplumun ihtiyaçlarına cevap verememesi sonucunu doğurur. Türk hukuk sistemi "Adalet mülkün temelidir." anlayışı, esasına dayanır. Bu nedenle devlet anlayışımızda yargının adil ve bağımsız şekilde işlemesi vazgeçilmez bir kuraldır. Yasaların güncellenmesi ne kadar önemliyse yargı bağımsızlığı da aynı derecede, hatta belki daha da önemlidir. Getirilen yargı paketinde bu hususa hiç değinilmemiş olması, yapılacak düzenlemelerin hukuk sistemimizdeki temel sorunları

54

çözmekten uzak bir çalışma olduğunu göstermektedir.

 

Esasen, sorunlarımızın ana kaynağı sadece yasal mevzuatta var olan eksiklikler değildir, mevzuatın uygulanmasında yaşanan bakış açılarından kaynaklanan tavırlardır. Yargı, yürütmenin emrinden kurtulmadığı sürece hiçbir reform paketi hukuki alanda yaşanan sorunlara çözüm olamayacaktır. Yargıyı yürütmenin emrinden kurtarmanın yolu parlamenter sisteme yeniden dönmektir. Tek adam yönetimi demek olan ve artık iktidar partili birçok kişi tarafından da gözden geçirilmesi gerektiği ifade edilen partili cumhurbaşkanlığı sisteminin birçok konuda tıkandığı kabul edilmelidir. Onun için diyorum ki torba kanun mahiyetindeki böyle düzenlemelerle gerçekleştirilmesi mümkün olmayacak olan adalet sistemindeki reform Anayasa'dan başlamalıdır. Parlamenter sisteme dayanan yeni anayasayla birlikte geçmişte eksik ve hatalı yönlerini gördüğümüz bütün yasal düzenlemeleri de yapmaya biz İYİ PARTİ olarak hazırız.

Değerli milletvekilleri, konuşmamın bu bölümünü İstanbul Maltepe'deki Esenkent Mahallesi'nin sorunlarına ayırmak istiyorum çünkü bu mahallede depremi beklemeden kendiliğinden yıkılmaya namzet çok sayıda konut vardır.

Deprem olduğu sabah mahalledeydim. Depremden sadece iki saat önce depremi ve mahallenin sorunlarını muhtarla konuştuk. Mahallenin kadın Muhtarı Firuzan Çekerekli Bizimyer mahallesi için inanılmaz bir mücadele vermektedir. Üstün gayret gösteren bu muhtara yardımcı olmayı ve mahallenin sorunlarını bu kürsüden dile getirmeyi bir görev olarak görüyorum. Mahalledeki yapılar ekonomik ömürlerini tüketmiş, 1999 depreminde direncini yitirmiş, son İstanbul depremiyle de yapıların kolonlarında ve duvarlarında çatlaklar oluşmuştur. Vatandaşların can ve mal güvenliği ciddi şekilde tehlikededir. Gerekli tedbirler derhâl alınmazsa korkarım ki deprem gelmeden Kartal'da 21 kişiye mezar olan Yeşilyurt Apartmanı'nın akıbetini görürüz. Böyle bir akıbetin sorumlusu Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ile TOKİ olacaktır çünkü beş yıl önce TOKİ'ye devredilen bölgede bulunan tapulu veya tapusuz hak sahibi vatandaşlarla uzlaşma sağlanamadığından hiçbir adım atılamamaktadır. 4-5 katlı bitişik nizam ve çoğunluğu kooperatif yapımı olan bloklar artık oturulamaz hâle gelmiştir.

Mahallenin diğer sorunları da acil olarak çözüm beklemektedir. Bu çağda, bu devirde elektrik kabloları hâlâ yukarıdan gitmektedir. Bunun derhâl yer altına alınması, mahalleye giriş çıkış yolu yapılması, karakolun geri getirilmesi, fiber internetin döşenmesi, spor salonlarının kötü durumdan çıkarılarak acilen onarılması, engellilere kolaylıklar düşünülmesi, trafik ışıklarının yapılması…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayın Sayın Nuhoğlu.

HAYRETTİN NUHOĞLU (Devamla) - …uyuşturucuyla mücadele edilmesi ama hepsinden önce, hasarlı olup yıkılmayı bekleyen yapı stokuna derhâl çare bulunması şarttır, acildir ve önemlidir. İlgililerin duyması ve gereğini yapması bütün mahalle tarafından beklenmektedir. Bizim görevimiz, duyurmak ve uyarmaktır.

Saygılarımı sunuyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

20'nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... 20'nci madde kabul edilmiştir.

Değerli milletvekilleri, birinci bölümde yer alan maddelerin oylamaları tamamlanmıştır.

Şimdi ikinci bölümün görüşmelerine geçiyoruz.

İkinci bölüm 21 ila 39'uncu maddeleri kapsamaktadır.

İkinci bölüm üzerinde söz isteyen milletvekillerinin isimlerini okuyorum: İYİ PARTİ Grubu adına Aksaray Milletvekili Ayhan Erel, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Tokat Milletvekili Yücel Bulut, Halkların Demokratik Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Ahmet Şık, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Aydın Milletvekili Bülent Tezcan, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Tokat Milletvekili Mustafa Arslan; şahıslar adına Gaziantep Milletvekili Sermet Atay.

İlk söz, İYİ PARTİ Grubu adına Aksaray Milletvekili Ayhan Erel'e ait.

Buyurun Sayın Erel. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakikadır.

İYİ PARTİ GRUBU ADINA AYHAN EREL (Aksaray) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, yüce Türk milleti; Ceza Muhakemesi Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin ikinci bölümü üzerine söz almış bulunmaktayım. Partim İYİ PARTİ adına hepinizi ve yüce Türk milletini saygıyla selamlıyorum.

Ekmek, aş, su bulmak gecikebilir, temele taş bulmak gecikebilir, devlete baş bulmak gecikebilir; adalet gecikmez, tez verilmelidir. Adalet deyince hem seçim bölgem Aksaray'da hem de sınırlarımız dışındaki Sırbistan'da uygulanan bir adaletsizlikle sözlerime başlamak istiyorum. Aksarayımız'ın Eskil bölgesinde hazineye ait arazileri ecrimisil karşılığı kullanan

55

vatandaşlarımız toplulaştırmanın uygulanmasından sonra mağdur olmuşlardır. Toplulaştırma neticesinde yıllardır kullandıkları arazileri başka yere kaydırıldığından ve belirli bir süre kullanma şartı arandığından yıllardır bu arazileri ekip biçen, çoluğunun çocuğunun nafakasını temin eden bu insanlara bu araziler verilmemekte; normal şartlarda diğer vatandaşlarla birlikte ihalede alınması tavsiye edilmektedir. Zaten fakir ve yoksulluk içerisinde olan bu vatandaşların zengin toprak sahipleriyle açık ihale şartlarında baş edebilmesi mümkün değildir.

 

Diğer bir husus, uluslararası kara yollarında taşımacılık yapan Türk tır şoförleri âdeta kendi kaderlerine terk edilmiş bulunmakta; geçtikleri ülkelerde keyfî uygulamalarla karşı karşıya kalmaktadırlar. Sırbistan'daki kontrol noktalarında tır şoförlerimize herhangi bir sebep gösterilmeksizin çok yüklü miktarda yaklaşık 500 bin Dinar -yani 30 bin Türk lirası- ceza uygulanmaktadır. Dışişleri Bakanlığını bu bağlamda göreve davet ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 30 Mayıs 2019 tarihinde Cumhurbaşkanımız tarafından açıklanan Yargı Reformu Strateji Belgesi kapsamında yargı alanında birtakım düzenlemelerin yapılacağı kamuoyuna duyurulmuştu. Yine, bu kapsamda, yeni yasama yılı başlamasıyla birlikte bazı düzenlemelerin Meclis gündemine getirileceği ifade edilmişti.

Geçtiğimiz günlerde iktidar partisi tarafından Meclise sunulan ve kamuoyunda "yargı paketi taslağı" olarak bilinen kanun taslağında değişiklik yapılması hususunda partimin görüşlerini arz edeceğim.

Suçun sübutuna mutlak etki edecek delilden, suçun sübutuna doğrudan etki edecek delile indirgenmiştir. Delilleri mahkemenin değerlendirmesi gerektiği ilkesine uygun bir düzenleme yapıldığı düşünülmektedir.

Yine, yukarıda bahsettiğimiz 326'ncı maddeye 4,5,6 ve 7 dâhil diğer fıkralar eklenmiştir.

Seri muhakeme usulü getirilmektedir. Cumhuriyet savcısı, öngörülen maddedeki cezanın alt sınırıyla üst sınırı arasındaki belirli cezayı seçenek yaptırımlara çevirebileceği gibi erteleyebilir. Burada Türk Ceza Yasası'nın 62'nci maddesinin uygulanabilmesi yolunun açık olmaması bir eksikliktir.

Yine, teklifte, yasal düzenlemede sistematiğin hatalı olduğunu görmekteyiz. Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının, kısa süreli hapis cezasına seçenek yaptırımlara çevrilmesinden veya hapis cezasının ertelenmesinden önce yer alması gerekirdi ve mahkemeye gönderilen cumhuriyet savcısına verilen seri muhakeme usulü kararı mahkemeye gönderildiğinde, mahkeme bir şekilde usulün tatbikini uygun görmezse dosyanın yeniden savcılığa gönderilmesi, iş yükünün ve yargılama süresinin artmasına sebep olacağından kovuşturmaya genel hükümlere göre devam ederek karar vermesi uygun olacaktır diye düşünmekteyiz. Bu nedenle, maddenin onuncu bendinin buna uygun olarak değiştirilmesi gerekmektedir.

Üst sınırı iki yıldan az ceza içeren suçlarda basit yargılama usulü, asliye ceza mahkemesi tarafından iddianamenin kabulünden sonra adli para cezası veya üst sınırı iki yıl veya daha az süreli hapis cezasını gerektiren suçlarda basit ceza yargılaması usulünün tatbik edilebileceği öngörülmektedir. Bu usule göre mahkemece iddianame, sanık, mağdur ve şikâyetçiye tebliğ edilerek beyan ve savunmalarının on beş gün içinde yazılı olarak bildirmeleri istenecektir. Kararın mahkûmiyet olması durumunda sonuç ceza dörtte 1 oranında azaltılacaktır. Savunmanın hazırlanması için öngörülen on beş günlük süre çok kısa olup Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6/3-b maddesine aykırıdır diye düşünmekteyiz. Her türlü yaptırıma çevrilebilip ertelenebilen bir cezaya Türk Ceza Kanunu'nun 62'nci maddesindeki takdiri indirim sebeplerinin uygulanma imkânı getirilmemesi de diğer bir eksiklik olarak göze çarpmaktadır.

Yine, dürüst yargılama hakkının bir gereği olarak tanığa soru sorulamaması, delillerin yüz yüze tartışılamaması, yani ceza hukukunun olmazsa olmazı olan yüz yüzelik ilkesinin ortadan kaldırılması, sanığın kabulünün dahi aranmadığı basit yargılama usulünün hukuki sakıncaları arasında yer aldığını görmekteyiz. Adil yargılanma hakkının şüpheli ve sanık bakımından gözetilmesi ve aynı zamanda müşteki ve mağdurun da korunması gereklidir. Örneğin, tanıklar nasıl dinlenecek, sanığın ve müdafinin tanığa soru sorma hakkı olacak mı tüm bunlar iyi düşünülmelidir.

Çocuğun kaçırılması, alıkonulması suçunun, madde 234'ün tamamının uzlaştırma kapsamında olması yetmiyormuş gibi, temel insan hak ve özgürlüklerinden, iş ve çalışma hürriyetinin ihlali suçu uzlaştırma kapsamına alınmıştır.

Madde 117/1'de "Cebir veya tehdit kullanarak ya da hukuka aykırı başka bir davranışla iş ve çalışma hürriyetini ihlal eden kişiye mağdurun şikâyeti hâlinde altı aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezası verilir." denmektedir. Madde metni üç kuruş paraya muhtaç olan insanların eline sadaka verilip uzaklaştırmayı ve zengini kollamayı amaçladıkları izlenimi yaratmaktadır.

Hüküm verildikten sonra hâkimin hüküm üzerinde bir düzeltme yapamaması kuralı kaldırılmaktadır. Hâkim hatalı karar verdiğini verilen istinaf dilekçesiyle anlamışsa gerekli

56

düzeltmeyi yaparak istinaf dilekçesini esastan reddedebilmesi düzenlenmektedir.

 

Cumhurbaşkanına hakaret ve örgüt suçlarının tamamının da ceza miktarına bakılmaksızın temyiz yolu açılması da olumlu bir düzenleme olarak mütalaa edilmektedir.

Çocuklar hakkındaki kamu davasının ertelenmesinin ceza üst sınırının beş yıla çıkması da doğru bir düzenleme olarak görülmektedir.

Bu kanun metninde yargının bağımsızlığı, hâkimlerin güvencesi ve teminatı hakkında yeteri kadar bir düzenleme olmadığı görülmektedir. Yargının bağımsız olabilmesi için yargıçların her türlü siyasi etkiden, baskıdan uzak olması gerekmektedir. Günümüzde -daha önce de söylemiştim Komisyonda- 1993 yılından beri serbest olarak çalışan avukatlar zaman zaman hâkimlik ve savcılık mesleğine alınmaktadır. Oysa Hâkimler ve Savcılar Kanunu'na göre herhangi bir siyasi partiden aday olmak için istifa eden bir hâkim ve savcı, tarafsızlığını yitirdiği gerekçesiyle bir daha mesleğe geri dönememektedir yani bir tarafta herhangi bir siyasi partiden aday olduğu için tarafsızlığını yitirdiğini düşündüğünüz bir hâkimi, savcıyı tekrar göreve başlatmıyorsunuz. Diyelim ki Sayın Müsavat Bey'le kırk bir yıldır bir yol arkadaşlığımız var. Kendisi bir derneğin genel başkanıyken ben de orada şube başkanıydım. Yıllar sonra kendisi il başkanı oldu İzmir'de, ben bir yerin il başkanı oldum. Ben belediye meclis üyesi oldum, kendisi belediye başkan adayı oldu. Kader birliği yaptık, yol birliği yaptık. Sonra tuttular, beni İzmir'e hâkim olarak atadılar. Müsavat Bey'in de dosyası önüme geldi. Baktım dosyaya, ya, karşı taraf yüzde yüz haklı, vicdanım ağır bastı. Müsavat Bey'i de çok seviyorum ama yapacak bir şey yok. Müsavat Bey haklı olduğu için davayı Müsavat Bey'in lehine sonuçlandırdım. Şimdi karşı taraf…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

YÜCEL BULUT (Tokat) - Reddi hâkim yapar emin olun, reddi hâkim yapar, onu kabul etmez.

BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın lütfen.

Bir dakika süre veriyorum.

AYHAN EREL (Devamla) - Karşı taraf hiç bu davanın gerekçesine bakmaksızın der ki zaten: "Ya bu hâkim ile Müsavat Bey yıllardır aynı kaderi paylaşmışlar, aynı yerde yol yürümüşler, bedel ödemişler, hayatı ortaklaşa paylaşmışlar, taraf tuttu." Ne kadar tarafsız olursak olalım bu yargıyı ortadan kaldıramayız. Dolayısıyla ben bunu AK PARTİ için söylemiyorum -gelecekte İYİ PARTİ iktidar olacaktır- İYİ PARTİ'nin şimdiki genç vekillerine söylüyorum: Bu avukatları, hâkim ve savcılık mesleğine alırken çok siyasi olmuşları lütfen eleyelim çünkü gerçekten taşrada büyük sıkıntı yaratıyor. Yıllarca AK PARTİ'nin il başkanlığını yapmış bir arkadaş Niğde'nin bir ilçesinde seçim işlerinden sorumlu hâkim ve yapılan itirazların tamamını reddediyor. Belki de haklıdır ama Ulukışlalı arkadaş öyle demiyor, "Bu hâkim falan yerde AK PARTİ'nin il başkanıydı, onun için taraflı karar veriyor." diyor. Belki de kanuna göre karar veriyor, mevzuata göre karar veriyor. Bunda benim herhangi bir…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AYHAN EREL (Devamla) - Teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkürler Sayın Erel.

Gruplar adına ikinci konuşma Milliyetçi Hareket Partisi Tokat Milletvekili Yücel Bulut'a ait.

Buyurun Sayın Bulut. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakikadır.

MHP GRUBU ADINA YÜCEL BULUT (Tokat) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kamuoyunda "yargı paketi" olarak isimlendirilen Ceza Muhakemesi Kanunu Ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum.

Tabii, yargı reformu tartışmaları cumhuriyet tarihi boyunca devam etmiş, çeşitli vesilelerle yargı sistemimizdeki eksiklikler ele alınmak suretiyle zaman zaman "yargı reformu" adı altında mevzuatımızda esaslı değişiklikler yapılmıştır. Son on yıldır, on iki yıldır özellikle Ergenekon ve Balyoz operasyonlarıyla beraber "yargı reformu" konusu ve kavramı kamuoyunda daha sık dile getirilen bir hâl almış, 2010 referandumu ve akabinde de 17-25 Aralıkla birlikte yargı içerisinde Fetullahçı bir çetenin egemen olduğunun inkâr edilemez bir hâle gelişiyle de artık tartışmasız bir hâle gelmiştir. Tabii, Türkiye Cumhuriyeti 17-25 Aralıktan sonra öncelikle yargı mensuplarının kendi özverisi ve çabasıyla 2014 yılında bu çetenin yargıdaki hâkimiyet alanını sınırlayabilmek adına özverili bir mücadele vermiş, 2014 HSYK seçimleriyle önemli ölçüde bu yapı frenlenmiş, akabinde Yargıtaydaki bütün örgütlenmesi ve çeteleşmesi tasfiye edilmek üzereyken de 15 Temmuz girişimi gerçekleştirilmiştir. İşte, 15 Temmuz tarihinden beri Türkiye bütün yargı mensuplarıyla, vatandaşlarıyla, yurttaşlarıyla ağır bir yükün ve mücadelenin maalesef altındadır. Bu mücadeleyi yargı mensupları çok ağır şartlar altında büyük bir özveriyle sürdürmektedirler.

İşte, şimdi, bu mücadelenin gölgesinde, arasında yargıya dönük haklı, iyi niyetli

57

eleştiriler dile gelmiş, siyasi iktidar bu haklı ve iyi niyetli eleştirileri baz almak, referans almak suretiyle bugün yargı reformunun ilk ayağını Parlamentoya taşımış, tartışmaya açmış ve kanun teklifi olarak Meclisin huzuruna getirmiştir.

 

Şimdi, "adalet" kavramı tartışılırken, yargı reformu tartışılırken maalesef hiç şaşırmadığımız üzere bazı kesimler -iyi niyetli eleştiri getirenleri müstesna tutmak üzere- her zamanki alışkanlıklarının bir devamı olmak suretiyle, bu defa da yargı reformunu sıçrama tahtası yapmak suretiyle sanki bu memlekette adalet, demokrasi, eşitlik ve hak arama hürriyeti sadece teröre bulaşmış, sadece Türk milletinin huzuruna musallat olmuş çetelere tanınmış bir imtiyazmış gibi, onlara mektup yazmak suretiyle, yargı reformu paketini vesile ve vasıta yapmak suretiyle âdeta bir savaş açmışçasına bu yasaya, bu pakete karşı çıkmakta ve karşı çıkmak adı altında da maalesef Türk milletinin huzuruna musallat olmuş bu çetelere can suyu olmaya çalışmaktadırlar. Dolayısıyla, bu konuda hepimizin dikkat ve hassasiyet göstermesi gerekmektedir. Hiç kimsenin bu kavramları bahane yaparak, bu kavramları vasıta yaparak Türk milletinin birlik ve beraberliğine musallat olmuş çetelerin reklamını yapmaya hakkı olmadığı gibi, bugün sınır ötesinde operasyonda olan şerefli Türk ordusunu da yerden yere vurmaya hakkı yoktur.

Dolayısıyla, öncelikle şunu ifade etmek isterim: Bir devletin adalet anlayışı yalnız mahkemeleri aracılığıyla tesis edilmez. Bir devlet bir bütün olarak adalet tesis eder, bir devlet polisiyle adalet tesis eder, bir devlet mahkemesiyle adalet tesis eder ve bir devlet, hele ki bu devlet Türk devletiyse ordusuyla adalet tesis eder. Türkiye Cumhuriyeti'nin şerefli ve şanlı ordusu, sınır ötesine adalet tesis etmek üzere gitmiştir, işgal için gitmemiştir, katliam için gitmemiştir, bazılarının haddini aşarak ifade ettikleri gibi soykırım için gitmemiştir. Genlerimiz neyi emrediyorsa onu yapmak için, adaleti, barışı ve huzuru tesis etmek için bugün bu sınır ötesi operasyonunu gerçekleştirmiş bulunuyoruz.

Dolayısıyla, bu Parlamento çatısı altında yargı paketini ya da değişik gündemleri vesile yapmak suretiyle Türk milletinin birlik ve beraberliğinin sembolü olan ordusunu yerden yere vurmak hadsizliğini gösterenlere bu Parlamentonun da şu hatırlatmayı yapması kaçınılmazdır, kimse de bundan dolayı gocunmayacaktır: Burası işgal altındaki Osmanlı Mebusan Meclisi değildir, burası işgal altındaki bir ülke değildir ve Türkiye Cumhuriyeti 17. bağımsız Türk devleti kurulmuştur. Hepimiz vatandaşlık bağıyla bu devlete bağlıyız ve burası da şerefli ve gazi bir Parlamentodur. Dolayısıyla, bu Parlamentonun ruhuna ve ahlakına uygun olarak hep birlikte hareket etmek zorundayız.

Şimdi, çeşitli vesilelerle bu kürsüde söz alıp bu operasyonu yerden yere vurabilmek için çeşitli iddiaları ortaya atanlar var. Şimdi, az evvel bir hatip arkadaşımız şunu ifade ettiler, çeşitli memleketler saydılar, dediler ki "Bilmem nerede Kürtler ayakta, burada Kürtler ayakta, şurada Kürtler ayakta." Benim gördüğüm Kürtlerin hiçbirisi ayakta değil, görmüş olduğum bütün Kürtler secdede. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar) Ve Türk ordusunun başarısı ve zaferi için hep beraber camileri doldurmak suretiyle dua ediyorlar.

Bugün, burada Kürtler adına konuşma hakkını kendinde bulanlara diyorum ki: Gelin, bu söylediklerinizi Tokat'ın 64 tane Kürt köyünde söyleyin, bakalım nasıl bir tepki alacaksınız, hep beraber görelim.

Dolayısıyla, herkesin hangi Parlamento çatısı altında olduğunu bilmek suretiyle şu gerçeği de kabul etmesi mecburidir: Bu ülkede teröre bulaşmış odaklar ile Kürt kökenli kardeşlerimiz asla ve zinhar, hiçbir zaman bir araya gelmemiştir. Türkler tarihin hiçbir döneminde kardeş kabul ettikleri Kürtlerin katili olmamıştır.

Eğer ki tarih sahnesinde Kürtlerin bir katili aranıyorsa, et ile tırnak gibi olduğumuz, ruh ikizi olduğumuz, kader birlikteliği yaptığımız, aynı secdeye varıp aynı doğrularda birleşmiş olduğumuz Kürtlerin bir katili aranıyorsa 1984 yılında Siirt ve Eruh baskınlarıyla silahlı propagandaya başlayan, 1987 yılında da "Bölgede otorite olalım; öldürelim, otorite olalım." diyerek talimat verip Kürt kökenli kardeşlerimizi âdeta bir katliama mahkûm eden, katliam zincirine mahkûm eden bölücübaşına bakmaları gerekiyor. Dolayısıyla, Türk milletinin hiçbir evladından ve ferdinden asla ve asla, değil Kürt, hiçbir toplum katili olmamıştır, olmayacaktır.

Dolayısıyla, bu yolu bin yıldır birlikte yürüdüğümüz gibi, aynı iman zincirinde birleştiğimiz bu insanlarla, ruh ikizi olduğumuz bu insanlarla aynı medeniyet çıtası içerisinde ve aynı sancak altında hep birlikte yürümeye devam edeceğiz.

Hiçbir şey söylemeye cüret gösteremedikleri vakit şimdi de şunu söylemeye başladılar, diyorlar ki: "Oluşan birlik ve beraberlik ruhu Sayın Cumhurbaşkanı tarafından istismar ediliyor." Niye istismar ediliyor Sayın Cumhurbaşkanı tarafından? Efendim, ortada eğer ki bir zafer olursa bu zaferin pay sahibi Sayın Cumhurbaşkanıymış, buradan kendi leh ve hesabına bir siyasi istismar çabası içerisine girmiş.

Biz de Milliyetçi Hareket Partisi olarak diyoruz ki: Sizin istismar yaptığını iddia ettiğiniz Sayın Cumhurbaşkanı Anayasa'ya göre bu ordunun başkomutanıdır. Biz onun başkomutanlığından rahatsız değiliz. Ordumuzun ve başkomutanımızın sonuna kadar yanındayız. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar) Bu zaferin paydaşı olmasından da

58

zinhar rahatsızlık duymayız ama sizlere asıl rahatsız olmanız gereken şeyi söylüyorum, çok rahatsız olmak istiyorsanız bundan rahatsız olun. Eğer ki bu ülkede birileri hâlâ Tayyip Erdoğan nefretiyle günün birinde "Oh olsun." diyebilmek için "Nasıl da belalarını buldular." diyebilmek için, Recep Tayyip Erdoğan'la hesaplaşabilmek için her şeyi bir kenara bırakıp gece gündüz Trump'ın "tweet"lerinden medet umar hâle gelmişlerse asıl kafaya takılması gereken budur. Mustafa Akıncı'nın, KKTC Cumhurbaşkanının demeçlerini duyup "İşte, aradığımız Cumhurbaşkanı." deyip iç geçirenler "Keşke Kıbrıs'ın başında değil de Türkiye'nin başında olsun." diye iç geçirenler varsa bu ülkede asıl can sıkacak kişiler bunlardır. Bunun dışında milletinin birlik ve beraberliği için kenetlenmiş, aynı secdeye baş koymuş, kimsenin burnu kanamadan, bütün memleket evlatları sulh ve selamet içerisinde memleketine geri dönsün diye gece gündüz dua eden insanların bu ülkede can sıkacak, kimseyi üzecek en ufak bir tavırları yoktur.

 

Burada yargı reformunu referans kabul edip yargı reformunu yetersiz bulanlara diyorum ki: Bu Parlamento çatısı altına ısrarla ve inatla yasa dışı terör örgütlerini taltif edecek, onlara iltifat gösterecek her metin, içeriği ne olursa olsun paçavra muamelesi göreceği için bilesiniz ki bu yargı paketi sizi tatmin etmeyecek. Sizi tatmin edecek yargı paketine de bu Meclis asla ve asla geçit vermeyecek çünkü bu ülkede hak ihlali elbette ki yaşanmıştır ama hak ihlali için her örnek gösterdiğiniz kişi terörün bir bulaşığı, millî birlik ve bünyenin, millî hasletlerimizin ve millî hedeflerimizin düşmanı olarak bilinen kişilerse ben de size gerçek hak ihlallerinden örnek vermek zorundayım.

Çok hak ihlali meraklısıysanız, hak ihlalinin ne olduğunu görmek istiyorsanız yıllardır bir kumpas neticesinde İzmir'de cezaevinde tutulan İzmir Ülkü Ocakları Başkanımız Abidin Bilgin'e bakabilirsiniz. Fetullahçı bir çetenin kumpasıyla ömrünü içeride çürüyerek geçiren arkadaşımız hâlâ bugün hukuk mücadelesi veriyor. Çok hak ihlali meraklısıysanız sizler için mafya olan, bizim için "dava arkadaşımız" dediğimiz ve kimsenin burnunun dahi kanamadığı bir dosyadan altmış altı yıl hapis cezası alan ve yargılayan mahkeme başkanının, bakın, on yıl yargılayan mahkeme başkanının "Bu adama kumpas kuruldu, on sene ben yargıladım, en fazla on sene ceza alması hatta berat etmesi gerekirdi." diye resmî ifade vermiş olmasına rağmen altmış altı yıllık infazı hâlâ devam eden Kürşat Yılmaz'a bakabilirsiniz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın lütfen.

YÜCEL BULUT (Devamla) - Hak ihlali arıyorsanız eğer İzmir Ege Üniversitesinde katledilen gencecik Fırat Yılmaz Çakıroğlu'nun annesinin gözlerine, babasının gözlerine bakabilirsiniz. Bunun dışında bilesiniz ki Milliyetçi Hareket Partisi kendi doğrularını milletinin doğrularına, milletinin gerçeklerine mıh gibi sabitlemiş, aynı istikamette ok gibi yürüyen ve inanmış insanların ordusudur. Hangi eleştiriyi getirirseniz getirin, hangi tenkiti getirirseniz getirin bilesiniz ki Milliyetçi Hareket Partisinin kadrolarını ve ülkücüleri yolundan saptıramayacak ve döndüremeyeceksiniz, aynı istikamette inandığımız şekilde yürümeye devam edeceğiz.

Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Konuşma sırası şimdi de Halkların Demokratik Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Ahmet Şık'a ait.

Buyurun Sayın Şık. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakikadır.

HDP GRUBU ADINA AHMET ŞIK (İstanbul) - Herkese merhaba.

Yargıya ilişkin değişiklikler içeren ve hak etmemesine rağmen "reform" diye adlandırılan düzenlemelerle ilgili söz almıştım ancak kendi krizinin derinleşmesini ve çöküşünü engellemek için bir kez daha yoksul çocukların kanını siyasetin malzemesi hâline getiren saray diktasının yeni bir oyunu karşımıza çıktı. Oyuna ortak olmak için de kimisi kıyafetiyle, kimisi sözcükleriyle kamuflaj giyindi. Bu savaş çığırtkanlığından hukuk ve demokrasi değil, daha fazla zulüm ve tek adam diktasının gücünü ikame etmesi çıkar. Çekilen her çizgide hizalanmakta tereddüt etmeyen ve prensipleri cesaretle savunmak yerine gündelik menfaatleri çiğnetmeyi tercih eden bir anlayışla siyaset yapılan bir yerde yargının hukuksuzluğa meşruiyet sağlama işleri de hangi değişiklik yapılırsa yapılsın sona ermez.

Bu ülkede bedelinin bilinciyle savaşa karşı çıkan ve dahi barışı savunan herkes adına bir yalanı yaşamayı reddediyorum. Kendine yakıştıranlar bu oyunun içinde kalmaya devam etsin ancak Brecht'in şu dediklerini de aklından çıkarmasın: "Her savaştan geriye 3 ordu kalır: Ölüler ordusu, yas tutanlar ordusu, hırsızlar ordusu."

Buyurun, kürsü sizin. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkürler Sayın Şık.

Söz sırası şimdi de Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Aydın Milletvekili Bülent Tezcan'a ait.

Buyurun Sayın Tezcan. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakikadır.

CHP GRUBU ADINA BÜLENT TEZCAN (Aydın) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

 

59

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; teklif sahiplerinin "Yargı Reformu sürecinin bir parçası" diye hazırladığı, bir süre önce Yargı Reformu Strateji Belgesi'ni hazırlayanların da "Yargıda reform yapıyoruz." diye sunmaya çalıştığı paketler dizisinin ilkini görüşüyoruz.

 

İkinci bölüme geçtik, bir kere maddelerle ilgili arkadaşlarımız birçok şey söyleyecekler, anlatacaklar, konuşacaklar ama önce temel bir meseleyi tespit etmekte yarar var.

Sayın milletvekilleri, bu teklifi hazırlayanlar, Yargı Reformu Strateji Belgesi'ni hazırlayıp sunanlar ve saray rejimiyle ayrıldığımız temel bir nokta var, sorun algısında ayrılıyoruz. Teklifi hazırlayanların bambaşka bir dünyası var, 39 maddeyi açıp baktığınızda sorun algımız tamamen başka.

Bize göre, Türkiye'de yaşayan, samimi, hayatın içerisinde, yargısal uygulamalardan muzdarip olan herkese göre çok açıkça biliniyor ki yargının temel problemi talimatlı yargı sorunudur, bağımsız yargının olmamasıdır. Siyasetin yargı üzerinde hâkimiyeti, tahakkümü ve talimatla iş gördürmesidir, temel mesele bu. 39 maddelik şu teklife baktığımızda, bu sorun algısıyla uzaktan yakından ilgili bir şey göremiyoruz? Ya, ne var? Sanki mesele bir kırtasiye sorunuymuş gibi anlatılan şu: "Yargıda hangi probleme çözeceğiz?" "Şurada uygulamada şöyle küçük bir mesele var, bunu alalım, çözelim." "Pasaport Kanunu'nda şunu değiştirelim." "İnfazla ilgili şu hükmü düzenleyelim."

Değerli arkadaşlar, sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisi bu değişiklikleri her zaman yapabilir, bu değişikliklerin içinde olumlu, olması gereken şeyler de vardır, Komisyonda arkadaşlarımız söyledi ama meselemiz bu değil. Meselemiz, Türkiye'de gerçekten bağımsız ve tarafsız bir yargı yaratma meselesidir. Bunun için de binaya çatıdan başlayamazsınız. Bırakın bunu "reform" diye anlatmayı. Bir de duyduğumuza göre 8 tane daha gelecekmiş, 1'incisinden ne gördük ki 8'incisinden ne görelim? Yola nasıl çıkarsanız öyle gidecek. Yani çatıdan başlanır mı binaya? Temelden başlayacaksınız, temelden başlamanın yolu da geleceğiz bir araya, yargıyı bağımsız kılmak için Anayasa'yı elimize alacağız; Hâkimler ve Savcılar Kurulu başta olmak üzere yüksek yargı organları için, hâkimler ve savcıların teminatı için, bağımsız yargı için ne gerekiyorsa yapacağız. Bunu yapmadan atacağımız her adım lafügüzaftır. Bunun daha ötesi yok.

Bakın, şimdi, şunu da Türkiye'de artık herkes biliyor: AK PARTİ iktidarları için, hükûmetleri için yargı, bugüne kadar sadece ve sadece ele geçirilmesi gereken bir alan olarak görüldü. Temel problem bu. Adalet dağıtması gereken bir alan değil, ele geçirilmesi gereken bir alan olarak görüldüğü için dün devlet düşmanı, cumhuriyet düşmanı, adalet düşmanı, hukuk düşmanı FETÖ gibi bir çeteye yargıyı teslim etmekte bir beis görmediniz; bu anlayış getirdi. (CHP sıralarından alkışlar)

Şimdi durum farklı mı? FETÖ gitti, başka cemaatler geldi. Bugün gidin adliye koridorlarına, gidin Yargıtayın koridorlarına, hangi cemaatlerin nerelerde hâkim olduğu konuşuluyor. Bu utanç tablosunu düzeltmeden 39 maddeyle hangi reformdan bahsedeceğiz?

Değerli milletvekilleri, bakın, Yüksek Seçim Kuruluna talimat verildi, yaratılan düzeni söylüyorum, talimatlı yargıyı. İstanbul seçimlerini kaybettiniz, hazmedemediniz, Yüksek Seçim Kuruluna talimat verdiniz, seçim iptal ettirdiniz. Allah'tan millet 813 bin farkla bir şamar vurdu da ne olduğunu anladınız. (CHP sıralarından alkışlar)

Tarihimizde ilk defa savcılar elini sandıklara soktu. Çok partili rejime geçtikten sonra ilk defa savcılar ellerini sandıklara soktu, savcılara delil toplattınız. Bütün bunları hangi yargı düzeni kurdu? Sizin getirdiğiniz talimatlı yargı düzeniyle bunu yaptınız.

Şimdi, Cumhurbaşkanına hakaret suçu, madde 299'u "E işte Yargıtaya temyize tabi tutalım." diye koymuşsunuz; iyi, güzel de 299'u kaldırmanız lazım, kaldırmanız. Bugünkü partili Cumhurbaşkanlığı düzeninde bunu kaldırmadan bir şeyi çözemezsiniz. (CHP sıralarından alkışlar)

2018 yılında, bir yıl içerisinde partili bir cumhurbaşkanına hakaret etti diye sosyal medya paylaşımlarından 26.115 dava açılmış. Sayın Erdoğan Türkiye Cumhuriyeti'nin gördüğü ilk cumhurbaşkanı değil, 12 Eylül rejiminden sonraki bütün cumhurbaşkanları için toplam bu sebeple açılan dava 1.121. Onlar bir de partisiz cumhurbaşkanıydı. 1.121 toplamı, Kenan Evren buna dâhil arkadaşlar, Kenan Evren buna dâhil. Helal olsun, onu bile geçtiniz, Kenan Evren'i bile geçtiniz! (CHP sıralarından alkışlar)

Hukukun Üstünlüğü Endeksi'nde 126 ülkede 109'uncu olmuşuz. Türkiye'nin hâli bu, yaratılan yargı düzeni.

Barış Pınarı Harekâtı hepimizin, bizim, başarıyla sonuçlanmasını beklediğimiz, istediğimiz bir harekât. En azından benim bütün paylaşımları savunduğum söylenemez ama sosyal medyadaki paylaşımları nedeniyle 186 kişi hakkında soruşturma açıldı bir hafta içerisinde, 186 kişi hakkında. Hangi bağımsız yargı düzeni, hangi yargı reformu? İnsanlar böyle bir mesele hakkında bile Twitter'da parmaklarından korkmaya başladı insanlar. Olur da yanlışlıkla bir şeyi beğenirsem arkamda bir talimatlı ordu gelir de hâkimin karşısına çıkarım diye.

Bakın, değerli arkadaşlar, bir hafta önce 22 yaşındaki bir gencimize bir yıl iki ay

60

mahkûmiyet kararı verildi, sonra hükmün açıklanması ertelendi. Genç bir çocuğumuz, Mert Durgun -talimatlı yargının ne olduğunu anlatıyorum- üniversiteyi yeni bitirmiş. Niye hüküm giydi biliyor musunuz? Bir gün içerisinde duruşması bitti. Niye hüküm giydi? Benim bir mitingde söylediğim "şeddeli faşist diktatör" sözünü paylaşmış sosyal medyada, bir haberi paylaşmış, bir haberi; 22 yaşında. Yani saray rejiminin kimlerle ve nelerle uğraştığını görün. 22 yaşındaki çocuğun sosyal medya paylaşımıyla uğraşan bir anlayıştan yargı reformu çıkar mı arkadaşlar? Çıkar mı Allah için, bir dönün, bakın. (CHP sıralarından alkışlar)

 

Şimdi, bu bölümde -görüşülecek biraz sonra- yeni usuller icat edilmiş, reform yapılacak ya. Seri yargılama usulü, basit yargılama usulü. Yeni yargı usulleri icat ediliyor, sorunun kaynağından tamamen habersiz yeni usuller. Bakın, ben size yeni icat ettiğiniz usulleri söyleyeyim mi, buraya yazmanıza gerek yok. Mesela bir basit yargılama usulünü, daha kanunu çıkmadan nasıl basitleştirdiniz bu işi anlatayım. Trump önce tehdit etsin, ondan sonra rica etsin, ondan sonra Erdoğan talimat versin, rahip serbest kalsın. İşte bundan daha basit bir iş var mı? Buraya yazmanıza gerek yok, yargıyı bu hâle getirdiniz. (CHP sıralarından alkışlar) Basit yargılama usulünü hukukçular, hocalar bakacak ne yazmışlar diye. Ne yazmışlara gerek yok, ne yapmışlar, ona bakalım, ona bakalım. Bakın, seri yargılama usulü, basit yargılama usulü yazmışsınız. Cumhuriyet gazetesi yazarları, Sözcü gazetesi yazarları -yaşamı boyunca FETÖ'ye karşı mücadele etsin- onları talimat verin, FETÖ'den yargılansınlar, tutuklansınlar ama FETÖ borsasından ihale alanlar, yaşamı boyunca FETÖ'nün kuyruğunda gezip ondan sonra da saraya yakın avukatlar bulup FETÖ borsasından ihale alanlar beraat etsin, serbest kalsın. Bundan daha basit yargılama usulü olur mu, niye yazıyorsunuz buraya? (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlar, mesele şudur: Yargıda icat çıkarmayı bırakın, yargıyı rahat bırakın yeter. İcat çıkarmayın, yargıyı rahat bırakın yeter. Sizin çıkardığınız icatlar sonucu dün yargı FETÖ'ye teslim edildi, bugün yeni cemaat ve tarikatlara teslim edildi. Cemaat, tarikat, nerede hakikat? Hakikat yok ortada. (CHP sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun Sayın Tezcan, tamamlayın lütfen.

BÜLENT TEZCAN (Devamla) - Değerli milletvekilleri, tabii, başta da söyledim; belli başlı maddeler konuşacak arkadaşlarımız, onlarla ilgili belli düzenlemeler yapılabilir. Mesela bu düzenlemelerin içerisinde, özellikle temyiz sınırı ve infazla ilgili bazı önemli düzenlemeler var, bunlar yapılabilir ama yetersiz. Keşke sadece temyiz sınırını düzenleyerek çözmeseydiniz de mesela bir davada istinaf ve temyize tabii olan hükümlerin birisi temyize gitmişse diğerlerini de temyize gönderebilecek bir düzenleme burada olsaydı. Netice ceza verilirken ayrı ayrı istinaf sınırında kalanların toplamı temyiz sınırına giriyorsa onları da temyiz sınırına taşıyabilseydik. Yani Komisyonda, reform olmamakla birlikte, bu düzenlemeler yapılsaydı belli başlı acil ihtiyaçlara da cevap verilebilirdi ama değil 1 tane -son cümleyle bitiriyorum Sayın Başkanım, son cümleyle, selamlayacağım- 8 tane de 80 tane de böyle paket getirseniz Türkiye'de bozduğunuz yargıyı bu paketlerle düzeltemezsiniz. Paket değil, samimiyet istiyoruz, samimiyet.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Evet, gruplar adına konuşmalar tamamlanmıştır.

Şahıslar adına Gaziantep Milletvekili Sermet Atay'ın söz talebi vardır.

Buyurun Sayın Atay. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

SERMET ATAY (Gaziantep) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 105 sıra sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi hakkında konuşma yapmak üzere şahsım adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Teklif hakkında konuşmaya başlamadan önce, güney sınırlarımızı emniyet altına almak ve terör koridoru projesini terör örgütlerinin başına yıkmak üzere Barış Pınarı Harekâtı'nı icra eden kahraman Mehmetçik'imize başarılar diliyorum.

Yargı reformu stratejisi birinci paketi olarak hazırlanan, birden çok kanunda değişiklik yapan teklif başlayan hukuk reformunun ilk adımıdır, birbirinden önemli değişiklikler getirmektedir. Bu vesileyle bu kanunun hazırlanmasında emeği geçen başta Adalet Bakanımız Abdulhamit Gül Bey olmak üzere, akademisyenlerimize, Türkiye Barolar Birliğine ve milletvekillerimize teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 5682 sayılı Pasaport Kanunu'nun hususi damgalı yani halk arasındaki deyimiyle yeşil pasaportlarla ilgili 14'üncü maddesinde değişikliğe gidilerek baro levhasına kayıtlı olmak şartıyla en az on beş yıl kıdemi bulunan avukatlara hususi pasaport verilebileceği düzenlenmektedir. Bu, yıllardan beri talep edilen, yurt dışına uluslararası mahkemelere katılmak için giden avukat meslektaşlarımız için bir gereklilik hâlini almıştı. Bu düzenlemeyle avukatların bu problemi çözüme kavuşmuştur.

Avukatlık mesleğinin yeterli kaliteye ulaşamaması, son zamanlarda mezun olan hukuk fakültesi mezunlarının gerekli bilgi ve donanıma sahip olmadığı, bu hususun adalet

61

mekanizmasını sekteye uğrattığı yönündeki eleştiriler yoğun bir şekilde konuşuluyordu. Bu kanunla yapılan değişiklikle Avukatlık Kanunu'na eklenen bir maddeyle hukuk fakültesini bitirenlerin avukatlık mesleğine başlayabilmeleri için hukuk mesleğine yeterlilik sınavına gireceği kanunen düzenlenmiştir. Merkezî sistemle yapılacağı anlaşılan hukuk mesleğine giriş sınavında başarılı olamayanlar avukatlık stajına başlayamayacak, avukat olmaya hak kazanamayanlar bu sınavı geçmeden hâkimlik ve noterlik sınavına da giremeyecektir. Bu mesleki saygınlık ve yeterlilik açısından olumlu ve beklenen bir düzenlemedir. Bir tek profesörle veya misafir öğretim görevlisi temin ederek yüzlerce öğrenciye eğitim veren hukuk fakültelerinin bulunduğu açıktır. Akademisyen sayısının azlığı nedeniyle mevcut öğretim üyelerinin ders ve iş yükünün altında boğulduğu ve faydalı bir eğitim veremedikleri hep serzenişte bulunduğumuz bir durumdur. Bu gerçekle yüzleşmek ve çözüm için bu adımı atmak yararlı olmuştur.

 

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; uzun tutukluluk süreçleriyle ilgili, Gazi Meclisimiz tarafından yapılan düzenlemeler uygulama sahasında bir türlü istenilen sonucu vermemiştir. CMUK'a yani Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'na eklenen maddeler bir türlü fayda getiremediği gibi, tutuklamanın bir tedbir olmaktan öteye geçmesi engellenememiştir. Tutuklama, esas olarak, şüphelinin kaçmaması, delilleri karartmaması, toplumda oluşması muhtemel infialin önlenmesi, suça verilecek cezanın üst sınırının yüksek olması durumlarında cumhuriyet savcısının talebi ve yetkili hâkimin kararıyla özgürlüğün kısıtlanmasına yönelik bir tedbirdir. Mahkemelerde ve savcılıklarda dosya yükünün fazla olması, delillerin toplanması sürecinde bürokrasinin yoğunlaşması nedenine bağlı olarak tutukluluk süreleri uzamaktadır. Bu sebeplerden kaynaklı tedbir olmaktan uzaklaşan tutukluluk hâli bir cezaya dönüşmektedir.

Yeni teklifle hedeflenen düzenlemenin etkin bir şekilde uygulanması, pratikte uygulamaların denetim mekanizmasınca izlenerek mağduriyetlere yol açacak hiçbir boşluğun bırakılmaması önemli bir husustur.

Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'na eklenen seri muhakeme usulü ve basit muhakeme usulü yargılamayı hızlandıracak, hâkimlerin hedef süre içerisinde yargılamayı bitirmelerine olanak sağlayacak çok önemli ve yararlı düzenlemelerdir.

5651 sayılı Kanun'un "Erişimin engellenmesi kararı ve yerine getirilmesi" başlıklı 8'inci maddesinde değişikliğe gidileceği ve tüm yayının engellenmesi yerine karara konu haberin içeriğinin engellenmesi yönteminin izlenmesi teklif edilmektedir. Böylelikle dünya çapında tanınırlığı olan birtakım internet sitelerinin tamamen kapatılması engellenerek -kamuoyundaki eleştiriler göz önüne alınarak- olumlu bir değişikliğin yapılması teklif edilmektedir.

Teklifi madde madde incelediğimizde genel olarak olumlu bir reform paketi olarak değerlendirdiğimizi bildirmekle beraber tabi ki teknik eksiklikler de tespit etmek mümkündür.

Yapılmak istenilen değişikliğin pratikteki uygulamalarının güzel sonuçlar vermesini temenni ediyor, Gazi Meclisimizi ve onun nezdinde yüce Türk milletini saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Değerli milletvekilleri, gruplar adına ve şahısları adına konuşmalar tamamlanmıştır.

60'a göre bir söz talebi var; onu da karşılayacağım.

Sayın Gürer…

 

 

 

 

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Ceza Muhakemesi Kanunu, Pasaport Kanunu, Terörle Mücadele Kanunu gibi kimi kanunlarda bazı ek ya da kısmi değişikliklerle yargıda sorunların aşılamayacağı açıktır. Yargıda sorunlar tümden ele alınmalıdır. OHAL KHK'ları sonucu haklarında hukuka uygun bir soruşturma olmaksızın işinden atılan binlerce kişinin yaşadığı ağır mağduriyetler neden bu kapsamda ele alınmamıştır? Hiçbir ceza davası açılmayan, takipsizlik kararı verilen ya da beraat edenler dâhil OHAL mağdurlarının hakları bir an önce iade edilmelidir. Neyle suçlandığını dahi bilmeyen, işinden çıkarılmış ve mağduriyetinin giderilmesi bekleyenlerin varlığı yok sayılamaz. Bu düzenlemede onlar içinde bir çözüm üretilmeliydi. Haksız, hukuksuz, adaletsiz OHAL dönemi uygulamalarını iyileştirici düzenlemeler için kanun tasarısı da bir an önce Meclise getirilmelidir.

Teşekkürler Başkanım.

 

 

 

1.- Afyonkarahisar Milletvekili Ali Özkaya ve Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Mehmet Muş, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan, Tokat

62

Milletvekili Özlem Zengin, Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu ve Denizli Milletvekili Cahit Özkan ile 62 Milletvekilinin Ceza Muhakemesi Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/2215) ve Adalet Komisyonu Raporu (S. Sayısı 105)---(Devam)

 

BAŞKAN - Değerli milletvekilleri, söz talebi olmadığından soru-cevap işlemini geçiyoruz.

Soru-cevap…

OLCAY KILAVUZ (Mersin) - Sayın Başkan…

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) - Sayın Başkanım, ben söz istemiştim.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Ankara) - Sayın Başkan, söz istiyorum.

TAMER OSMANAĞAOĞLU (İzmir) - Sayın Başkan…

BAŞKAN - Değerli milletvekilleri, onların hepsi yeniden bölüme geçtiğimiz için sistemden çıkmış. O nedenle, aradan sonra yeniden sisteme giriniz, görüşmelere devam ettiğimizde söz talebinizi karşılayacağım.

Soru-cevap işlemini de geçiyorum.

Birleşime yirmi dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 21.09

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 21.53

BAŞKAN: Başkan Vekili Mithat SANCAR

KÂTİP ÜYELER: Mustafa Açıkgöz (Nevşehir), Şeyhmus DİNÇEL (Mardin)

-----0-----

BAŞKAN - Türkiye Büyük Millet Meclisinin 7'nci Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

105 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin görüşmelerine devam ediyoruz.

 

 

1. Afyonkarahisar Milletvekili Ali Özkaya ve Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Mehmet Muş, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan, Tokat Milletvekili Özlem Zengin, Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu ve Denizli Milletvekili Cahit Özkan ile 62 Milletvekilinin Ceza Muhakemesi Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/2215) ve Adalet Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 105)---(Devam)

 

BAŞKAN - Komisyon yerinde.

21'inci madde üzerinde 2 adet önerge vardır, aykırılık sırasına göre okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 105 sıra sayılı "Ceza Muhakemesi Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin 21'inci maddesinin aşağıdaki şekilde yeniden düzenlenmesini arz ve talep ederiz.

"MADDE 21 - 5271 sayılı Kanunun 234 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinin üçüncü maddesinde yer alan 'cinsel saldırı suçu ile alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlarda,' ibareleri ile (b) bendinin beşinci maddesinde yer alan 'cinsel saldırı suçu ile alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlarda.' ibareleri yürürlükten kaldırılmıştır.

Süleyman Bülbül Turan Aydoğan Alpay Antmen

Aydın İstanbul Mersin

Zeynel Emre Aydın Özer Rafet Zeybek

İstanbul Antalya Antalya

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ YILMAZ TUNÇ (Bartın) - Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Önerge üzerinde Aydın Milletvekili Süleyman Bülbül'ün söz talebi vardır. (CHP sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Bülbül.

Süreniz beş dakikadır.

SÜLEYMAN BÜLBÜL (Aydın) - Değerli Başkan, değerli milletvekilleri; demokrasilerin olmazsa olmazı hukuk devleti ilkesi, hukuk devleti ilkesinin de olmazsa olmazı da hukukun üstünlüğünün sağlanması. Hukukun üstünlüğünün sağlanması için bireylerin yasalar önünde eşit olması gerekiyor. Bu anayasal hüküm, Anayasa'nın ilgili maddesi 10'uncu madde "Kanun önünde eşitlik" maddesi. İzninizle, okumak istiyorum: Birinci fıkrası "Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir." diyor, dördüncü fıkrası ise "Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz." diyor, beşinci fıkrasında ise "Devlet organları ve

63

idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar." diyor. Değerli arkadaşlar, bu anayasal hak ve özgürlüklerin sağlanması açısından bu maddenin önemi çok fazla. Tabii, "hukukun üstünlüğü" "üstünlerin hukuku" tartışmaları, hatırladığımız kadarıyla, 2010 yılında 12 Eylül referandumunda da getirilmişti. O zaman, 12 Eylül 2010 referandumunda "Üstünlerin hukuku gelmesin, hukukun üstünlüğünü getirelim; 'evet' oyu verin." dediniz, özellikle AK PARTİ'li arkadaşlarımız söyledi; ondan sonra da yargı, hukuk FETÖ'cülere teslim oldu; sonuçlarını, 15 Temmuza kadar, hepimiz biliyoruz. Bunun için, hukukun üstünlüğünü sağlamanın yolu şu: Tarihe baktığımız zaman, hukukun üstünlüğünü sağlama yolunun örnekleri de çok var.

 

Bir örnek vermek istiyorum: "Sahabe" ve "halife" sıfatına sahip olan Hazreti Ali'nin, Kadı Şüreyh'in önünde bir gayrimüslimle beraber yargılandığını ve Hazreti Ali'nin, oğlunu tanık olarak gösterdikten sonra tanıklığı kadının kabul etmemesi nedeniyle, delil yetersizliğinden davayı kaybettiğini tarih yazıyor. Çok önemli bir tarihsel konu, anı. Şimdi, buradan nereye geleceğim? Buradan geleceğim nokta: Gündem olarak bugüne geleceğim.

Cumhurbaşkanı; Anayasa Mahkemesi Başkanı; Genelkurmay Başkanı; devleti yürüten, yürütme organında bulunan bütün insanlar, sıfatı bulunanlar ve onların yakınları, kesinlikle, normal vatandaşla aynı şekilde kanun önünde eşit olmalı. Ama uygulamada ne var? Uygulamada böyle bir şey yok.

Size bir konuyu anlatmak istiyorum. Bakınız, arkadaşlar, olay İstanbul'da geçiyor. 4/10/2018 tarihinde avukat ara bulucu Seher Okşar Kadırgan'a zorunlu ara buluculuk görevi geliyor. Ben ara bulucu olduğum için biliyorum, cep telefonuna gelir, siz görevi kabul edersiniz. Kabul ettikten sonra UYAP'ın ara buluculuk portaline giriyor, oradan görev belgesini çıkarıyor. Görev belgesini çıkardıktan sonra bu avukat ara bulucu arkadaşımız hemen taraflara gün vererek davet gönderiyor ve "Şu saatte, şu günde toplantı yapacağız." diyor. Daha sonra, iki gün sonra bir telefon geliyor. Telefonu açıyor, telefonda kendisini Baykar Makina'nın sahibi olduğunu söyleyen bir bey -iddiaya göre- diyor ki: "Senin amacın ne?" "Senin amacın ne?" diye soruyor ve anlatmaya başlıyor ara bulucu diyor ki: "Ben tarafları tanımam, davetiye gönderdim." "Sen sus, konuşma! Sana ne yapacağımı göreceksin." diyor. Daha sonra bir bakılıyor, Bakırköy Emniyet Müdürü arıyor. Bakırköy Emniyet Müdürü -iddiaya göre- diyor ki: "Babamı üzmüşsünüz." "Babanız kim?" diyor avukat ara bulucu. "Babam Özdemir Bayraktar." diyor. Daha sonra Adalet Bakanlığından Arabuluculuk Daire Başkanı arıyor, Hakan Öztatar arıyor, diyor ki: "Bir daha karşı tarafla filan temas etme, kesinlikle muhatap olma." Diyor ki avukat ara bulucu: "Sayın Başkanım, siz bize eğitimlerde 'Bunu, bunu yapın.' dediniz yaptık ama…" "Bu sefer durum başka." diyor. Daha sonra Adalet Bakanlığında soruşturma açılıyor, hakkında Cumhuriyet Başsavcılığına şikâyet dilekçesi veriliyor ve jet hızıyla dava açılıyor. Neden dava açılıyor? Şundan dava açılıyor…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayın lütfen Sayın Bülbül.

SÜLEYMAN BÜLBÜL (Devamla) - Açılan davada deniliyor ki: "Ara bulucu bilecek kimi davet edip etmeyeceğini." Tabii, bu denmiyor "Ara bulucu kimi davet edeceğini bilecek." deniyor. Şu deniyor: "Mektubu gönderdiğin kişiyi bileceksin ki ara bulucu olarak görevine devam edeceksin." "Cumhurbaşkanının dünürüne karşı ara buluculuk davetini niye gönderirsin?" deniyor. 2 duruşma oluyor, müşteki çağrılmıyor, soruşturmada da ifadesi alınmıyor ama avukat ara bulucu, zorla getirme kararıyla birlikte duruşmaya giriyor ve dün girilen duruşmadan sonra 3'üncü duruşma da nisan ayına kalıyor.

Değerli arkadaşlar, hukukun üstünlüğünü böyle sağlayamayız, üstünlerin hukukunu sağlarsınız. Yargı, bağımsız, tarafsız olmazsa tek adam rejiminde, hükûmet sistemi içerisinde yargı da korkmaya başlar. Ne yapar? Savcı korkar, hâkim korkar, yapacağı işlemlerden dolayı başına bir şey gelebileceğinden korkar ve hukukun üstünlüğü üstünlerin hukuku olur.

Hatırlar mısınız…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SÜLEYMAN BÜLBÜL (Devamla) - Bitiriyorum, bitiriyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN - Teşekkürler Sayın Bülbül, uzatmıyorum.

SÜLEYMAN BÜLBÜL (Devamla) - Başkanım, bu saate kadar bekledik.

BAŞKAN - Çünkü kimseye söz vermedik ama yani herkese aynı muameleyi yapmamıza izin verin lütfen.

SÜLEYMAN BÜLBÜL (Devamla) - Konuşmayı tamamlayayım.

BAŞKAN - Ama mikrofon olmadan tamamlayın Sayın Bülbül.

SÜLEYMAN BÜLBÜL (Devamla) - Arkadaşlar, bizler diyoruz ki: Tek adam rejiminde yargı reformu olmaz. Tek adam rejiminde yargı reformu olmayacağı için de hukukun üstünlüğü sağlanamaz, hukuk devleti sağlanamaz. Bu nedenle yapılacak şey basittir: Demokrasi, özgürlüklerle birlikte Anayasa değişikliği ve parlamenter rejimdir.

Saygılarımı sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

 

64

BAŞKAN - Teşekkürler Sayın Bülbül.

 

Sayın Akçay, söz talebiniz var, buyurun.

 

 

 

ERKAN AKÇAY (Manisa) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, iki gündür Meclis Başkan Vekili olarak Meclis oturumlarını, birleşimini yönetiyorsunuz ve siz de tanıksınız ki hem ülkemizin içinde bulunduğu ortam hem de yaptığımız görüşmeler itibarıyla oldukça gerilimli görüşmeler yaşanabiliyor ve bu arada tartışmalar mecrasından ve Meclisin mehabetine de uygun olmayan bir atmosfere bürünebiliyor. Daha evvel de defalarca zaman zaman yaşanan hadiselerde ben de Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkan Vekili olarak da buna yönelik çok sayıda konuşmam olmuştur ve hem Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak hem de Grup Başkan Vekili olarak ben buna ziyadesiyle özen gösteriyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, devam edin Sayın Akçay.

ERKAN AKÇAY (Manisa) - Şimdi, Türkiye Büyük Millet Meclisi elbette farklı görüşlerin de ifade edildiği bir mecradır; buna kimsenin itirazı olamaz fakat konuşmalarda öyle kışkırtıcı ifadeler kullanılıyor ki bize göre, yani biz tahrik oluyoruz Türkiye Büyük Millet Meclisinin bazı milletvekilleri veya grup olarak ve asla hak edilmeyen, kabul edilemeyecek ifadelere tanık oluyoruz. Yani bir milletvekili hatip burada dedi ki: "Bu iç savaş kaçınılmazdır." Yani, ondan evvelki bir konuşmacı, o tartışmaya sebep olan, işte diyor: "Soykırım girişimidir, işgaldir. Siviller katlediliyor." Yani zaten bunlar gerçek olmadığı gibi ayrıca, sahaya ve halkın hissiyatına yanlış yansıyabilecek fevkalade kışkırtıcı bulduğumuz ifadeler ve bunlara cevap verirken elbette biz de sert bir dil ve üslup kullanma durumunda olabiliyoruz, milletvekillerimiz ve bizler, hepimiz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, devam edin lütfen.

ERKAN AKÇAY (Manisa) - Tabii, burada özellikle dikkat ettiğimiz husus, kesinlikle şahsa yönelik herhangi bir isnat veya şey söz konusu değildir. Sözlerimiz tamamen kürsüde ifade edilen görüşlere yöneliktir, hiç kimsenin de şahsına yönelik değildir, bugüne kadar da olmamıştır ve bundan sonra da zaten olması mümkün değildir.

Ben bütün milletvekili arkadaşlarımızın içinde bulunduğumuz atmosferi de dikkate alarak birbirimizi tahrik edici ve kışkırtıcı bir dilden uzak durulması gerektiği -ve hepimiz için- kanaatindeyim. Bu görüşmeleri de hem zamanında hem Meclisin mehabetine uygun bir şekilde hem de halk hissiyatını yanıltmamak üzere daha uygun bir dil ve üslup kullanılmasına hepimizin özen göstermesi gerektiği kanaatindeyim.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Teşekkürler Sayın Akçay.

 

 

 

1.- Afyonkarahisar Milletvekili Ali Özkaya ve Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Mehmet Muş, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan, Tokat Milletvekili Özlem Zengin, Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu ve Denizli Milletvekili Cahit Özkan ile 62 Milletvekilinin Ceza Muhakemesi Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/2215) ve Adalet Komisyonu Raporu (S. Sayısı 105)---(Devam)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 22.06

 

 

ALTINCI OTURUM

Açılma Saati: 22.21

BAŞKAN: Başkan Vekili Celal ADAN

KÂTİP ÜYELER: Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir), Şeyhmus DİNÇEL (Mardin)

-----0-----

BAŞKAN - Türkiye Büyük Millet Meclisinin 7'nci Birleşiminin Altıncı Oturumunu açıyorum.

105 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon yerinde.

21'inci madde üzerindeki diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

 

65

Görüşülmekte olan Ceza Muhakemesi Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin 21'inci maddesiyle değiştirilmekte olan 5271 sayılı Kanun'un 234'üncü maddesine eklenen "Soruşturma veya kovuşturma evresinde, dava nakli veya adlî tıp işlemleri nedeniyle yerleşim yeri dışında bir yere gitme zorunluluğu doğması halinde mağdurun yapmış olduğu konaklama, iaşe ve ulaşım giderleri, 10/2/1954 tarihli ve 6245 sayılı Harcırah Kanunu hükümlerine göre Adalet Bakanlığı bütçesinden karşılanır." ibaresinin "Soruşturma veya kovuşturma evresinde, dava nakli yahut adlî tıp işlemleri nedeniyle yerleşim yeri dışında bir yere gitme zorunluluğu doğması halinde mağdurun yapmış olduğu konaklama, iaşe ve ulaşım giderleri, 10/2/1954 tarihli ve 6245 sayılı Harcırah Kanunu hükümlerine göre Adalet Bakanlığı bütçesinden karşılanır." olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

 

Ümit Beyaz Zeki Hakan Sıdalı Arslan Kabukcuoğlu

İstanbul Mersin Eskişehir

Enez Kaplan Şenol Sunat

Tekirdağ Ankara

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ YILMAZ TUNÇ (Bartın) - Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Önerge hakkında konuşmak isteyen Ankara Milletvekili Şenol Sunat. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

ŞENOL SUNAT (Ankara) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İYİ PARTİ Grubu adına yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum.

Sayın milletvekilleri, bu paketle getirilen, birçok milletvekilinin de dediği gibi, yargıda bir reform değil, uygulamadaki aksaklıkların giderilmesine yönelik göz boyamaca, sözde bir düzenlemedir. Yargıda reform, adaleti en iyi şekilde sağlamak için yapılır değerli milletvekilleri.

Çoğulcu demokrasilerin vazgeçilmez iki temel ilkesi vardır. Bunlar, kuvvetler ayrılığı prensibi ve hukuk devleti ilkeleridir. Yaşadığımız bu süreçte "Biz bir hukuk devleti miyiz?" diye sorduğumuzda, ne cevap verebiliriz, sizlere bırakıyorum. Hukuk devleti olmadığımız için siyasal, kültürel ve ekonomik gelişmişlikte maalesef sınıfta kaldık ve her geçen gün de kötüye doğru gidiyoruz. Ülkemizde birçok konuda olduğu gibi, yaşanan hukuksal sorunların salt teorik düzenlemelerle çözülebileceğine inanmak fazla iyimserlik değil midir?

Bir daha tekrar ediyorum değerli milletvekilleri: Yargı fonksiyonuna etkinlik ve verimlilik kazandırılmadan hukuk devleti hayata geçirilemez. Demokratik ve sosyal bir hukuk devletinde bireysel hak ve özgürlüklerin, toplumun temel değerlerinin uzlaşma noktalarının koruma ve güvencesidir yargı. Bu görevlerin ifası için yargının bağımsızlığı her şeyden önemlidir. Yasaların güncel olması ne kadar önemliyse yargı bağımsızlığı da aynı derecede, hatta belki daha önemlidir.

Evet, terminolojimize bir cümle girdi, hani "Bilal'e anlatır gibi anlatmak." Diyorum ki sayın milletvekilleri: Yargı bağımsızlığı, hiçbir devlet organının, makamın, kişinin ya da kurumun yargı yetkisinin kullanılması nedeniyle mahkemelere ve orada görevli hâkimlere etki edememesi, müdahalede bulunamaması anlamına gelir. Tarafsızlık ise ön yargılı hükümlerden, siyasi eğilimlerden kaçınmak, adaletle ve hakkaniyetle objektif bir şekilde hukuka uygun olarak karar verilebilmesi anlamına gelir. Bizim Anayasa'mızda "Yargı, bağımsız ve tarafsızdır." diye yazıyor ama sadece metinde. Hukukun layıkıyla uygulanması için, yüksek yargı üyelerinin tek bir kişi tarafından belirlendiği bir sitemde yargı bağımsızlığından söz etmenin imkânı var mıdır? Özellikle HSK ve Anayasa Mahkemesi üyelerinin seçilme şekli ve üyelik özellikleri böyle olduğu müddetçe yargı bağımsız olamaz. Anayasa değişikliğiyle Hâkimler ve Savcılar Kurulu üyelerinin seçimi, yürütme organı tarafından belirlenmesi kaldırılmadan yargıda bir reform yapıldığı söylenemez. Bu da yetmez, yargı mensuplarının evrensel hukuk ilkeleri, temel hak ve özgürlüklerin üstünlüğüyle donatılmış bir hukuk algısına ve birikimine sahip olmaları gerekir ki bu da iyi bir eğitim ve aynı zamanda liyakatı gerektirir. Maalesef, düzenlenen yargı paketinde bu hususa hiç değinilmemiş olması yapılacak düzenlemelerin hukuk sistemimizdeki temel sorunları çözmekten uzak bir çalışma olmaktan öteye geçemeyecektir. Sorunlarımızın ana kaynağı, yasal mevzuatta var olan eksikliklerden ziyade, mevzuatın uygulanmasında yaşanan bakış açılarından ve bu içinde yaşadığımız zihniyetten kaynaklı ön yargılı tavırlardır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun Sayın Milletvekili.

ŞENOL SUNAT (Devamla) - Değerli milletvekilleri, size tavsiyemizdir, özellikle iktidara sesleniyorum, iktidar milletvekillerine sesleniyorum: Cumhuriyet ve değerleriyle bir an önce barışmalısınız, yönettiğiniz devletin deneyim ve birikimlerinden yararlanmalısınız. Dışarıdaki güvenliğin içeride başladığı bilinciyle demokratik mekanizmaları yeniden

66

çalıştırın. Devleti kuran Türkiye Büyük Millet Meclisini yeniden hep birlikte işlevsel hâle getirecek çalışmaları gündeme getirmeliyiz. Ve gelin, Türkiye Büyük Millet Meclisi milletvekilleri olarak bu ucube sistemden vazgeçerek kuvvetler ayrılığının en iyi uygulandığı rasyonel, güçlendirilmiş parlamenter sisteme zaman kaybetmeden dönelim, gelecek nesillerin önünü açalım, enerjimizi bu kısır tartışmalarla tüketmeyelim.

 

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

21'inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

22'nci madde üzerinde 4 tane önerge vardır. Önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 105 sıra sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin 22'nci maddesinin (7)'nci fıkrasının "Dördüncü, beşinci ve altıncı fıkra kapsamında kayda alınan beyan ve görüntüler dava dosyasında saklanır ve gizliliği için gerekli tedbirler alınır" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Ayşe Acar Başaran Filiz Kerestecioğlu Demir Kemal Peköz

Batman Ankara Adana

Oya Ersoy Mahmut Celadet Gaydalı

İstanbul Bitlis

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ YILMAZ TUNÇU (Bartın) - Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Önerge hakkında konuşmak isteyen Ankara Milletvekili Filiz Kerestecioğlu. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Ankara) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sizlere iki olayı hatırlatmak istiyorum. 2016 yılında İzmir'de bir erkeğin cinsel saldırısına uğramış 9 yaşında bir çocuk, duruşmadan iki gün önce kalp krizi geçirerek yaşamını yitirmişti. Ailesi, duruşmada sanıkla karşılaşmaktan çok korktuğunu, bu nedenle kalp krizi geçirdiğini ifade etmişti. Diğeri ise 2014 yılından bir olay. Hanime Aslan "Ölümle tehdit ediliyorum." diye ifade verdiği duruşma çıkışında Çağlayan Adliyesi önünde yanındaki koruma polisiyle birlikte oğlu tarafından öldürülmüştü. Evet, şiddete uğradığı için açmış olduğu dava kapsamında verdiği ifadenin arkasından en yakınındaki erkeklerden biri tarafından öldürülmüştü Hanime Aslan.

İşte kanun teklifinin şu anda üzerine konuştuğum 22'nci maddesi bu kadar can yakan gerçek hikâyelerle ilgili. Bu iki insan, doğru önlemler alınsaydı aramızdan ayrılmayacaktı. Bu nedenle şüpheli ve sanıkla görüşmesinde sakınca olan çocuk ve yetişkinlerin ifadelerinin özel ortamda, sanıkla yüz yüze gelmeden alınması gerekiyor. Kadınlar, çocuklar ya da işkenceye maruz kalmış kişiler için yıllardır yapılmasını savunduğumuz bir düzenleme bu. Kişilerin can güvenliklerini tehlikeye atmamak ya da kişilere yaşadıklarını tekrar tekrar anlattırarak travma yaşatmamak için bu uygulama çok önemli ve uzmanların bu sürece dâhil olması da ayrıca önem taşıyor. Fakat bu madde metninin yalnızca çocukları ve cinsel suçları değil, ifadelerinin özel ortamda alınmasına karar verilmiş tüm kişileri ve buna neden olmuş tüm suçları kapsaması gerektiğini düşünüyoruz. Bu çok yeni bir düzenleme ve bunu düzgün bir şekilde yapmamız gerekiyor. Bu nedenle, yalnızca cinsel suçlarla ilgili ifadelerin değil çocuklara ve kadına yönelik şiddet, işkence, eziyet gibi gerekçelerle alınan ifadelerin de doğru biçimde korunabilmesi için (7)'nci fıkraya dâhil edilmeleri gerekiyor.

Çocuk hakları örgütleri de başka bir eksikliğe işaret ediyorlar. Bu düzenlemenin TCK 103/1, 104, 227 ve 226'ncı maddelerinde belirtilen suçlar bakımından da uygulanmasını talep ediyorlar. Ayrıca, çocuk yaşta evliliğin önünü açacak bir af tartışmasının da sürdüğü bugünlerde, TCK 104 kapsamındaki suçlara maruz kalan çocukların da bu kapsama alınmamasının kasıtlı olduğu konusunda ciddi şüphelerimiz var.

Gerçekten kapsamlı ve mağdurların haklarını korumayı temel alan bir düzenleme için ifadenin hangi ortamda nasıl alınacağının yanıtını da vermek zorundayız. Ayrıca, alınan ifadelerin ve beyanların erişilebilirliği, mesela bu görüntülere sanık avukatlarının nasıl ulaşacağı, görüntülerin ne kadar süre için ve nasıl saklanacağı konusunda da incelikli bir düzenleme yapmamız gerekiyor. Yani iş işten geçtikten sonra neler olacağını konuşmamamız ve suçu önleyici tedbirlerin açıkça tanımlanması ancak bu düzenlemeyi hakikaten adil kılabilir ve bunun yanı sıra, onarıcı bir adalet yaklaşımına da bu ülke ciddi bir ihtiyaç duyuyor.

Değerli arkadaşlar, ben konuşmalarımda kimseye hakaretle, siyasi eleştiri dışında yaklaşan bir vekil değilim. Birçok arkadaşımızın da buna saygı gösterdiğini, böyle davrandığını biliyorum. Ama şimdi size bazı sözler sarf etmek istiyorum: "Ermeni tohumu",

67

"Ermeni dölü", "Siz Kürt de değilsiniz, Türk de değilsiniz. Ermeni tohumusunuz, Ermeni…" Nasıl hissediyorsunuz? Hiç iyi sözler değil, değil mi bunlar? Ama her gün her kızgın insanın, gerçekten her küfretmek, hakaret etmek isteyen insanın sürekli bize karşı ve bizi bırakın Garo Vekilimize karşı kullandığı sözler bunlar. Ve Garo Vekilimiz bu ülkede ciddi bir travma, tehcir yaşamış bir halkın evladı. Aslında onu ve onun gibileri bizim pamuklara sarmamız gerekiyor ve biraz empati kurmamız gerekiyor.

 

Bugün ise çok daha ağır başka bir ithama maruz kaldı. Neydi söz? "Özel yetiştirilmiş ajan provokatör".

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) - Sayın Başkan, tamamlıyorum.

BAŞKAN - Buyurun, toparlayın Sayın Demir.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) - Şimdi, gerçekten her gün aslında demin söylediğim bu sözlerle incitilen vekilimiz -bunu, size söylendiğinde ne hissedeceğinizi anlamak için biraz kullanmak istedim- bugün bu sözlerle de bir kez daha incitildi. Ve ben burada özür dilenmeyeceğini, bu Meclisten özür çıkmayacağını bildiğim için de sadece kendisini sevgiyle selamlamak istiyorum ve sizlerin de bu empatiyi kurmanızı diliyorum.

Bakın, burası her türlü siyasi eleştiriyi en ağır şekilde yapacağımız bir kürsü ve bütün bu kürsüler öyle ama lütfen şunu zannetmeyin: Siz ağzınıza gelen her şeyi bize söyleyeceksiniz, her türlü hainliğimiz, teröristliğimiz, her türlü yandaşlığımız sizin dilinize dolanacak ve biz bunun karşısında, yaptığımız siyasi eleştirilerde susacağız, her şeyi sineye çekeceğiz. Hayır, bu, doğru değil arkadaşlar. Burası bir Meclisse hep birlikte ve aynı üslupla sadece siyasi eleştirilerle konuşmak durumundayız.

Saygılarımı sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Ceza Muhakemesi Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin 22'nci maddesiyle değiştirilmekte olan 5271 sayılı Kanun'un 236'ncı maddesine eklenen dördüncü fıkrada yer alan "Cumhuriyet savcısı veya hâkim tarafından ifade ve beyanının özel ortamda alınması gerektiği ya da şüpheli veya sanık ile yüz yüze gelmesinde sakınca bulunduğu değerlendirilen çocuk veya mağdurların ifade ve beyanları özel ortamda uzmanlar aracılığıyla alınır." ibaresinin "Cumhuriyet savcısı veya hâkim tarafından ifade ve beyanının özel ortamda alınması gerektiği ya da şüpheli veya sanık ile yüz yüze gelmesinde sakınca bulunduğu değerlendirilen çocuk veya mağdurların ifade ve beyanları özel ortamda uzmanlar vasıtasıyla alınır." olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Ümit Beyaz Zeki Hakan Sıdalı İsmail Koncuk

İstanbul Mersin Adana

Enez Kaplan Arslan Kabukcuoğlu

Tekirdağ Eskişehir

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ YILMAZ TUNÇ (Bartın) - Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Önerge hakkında konuşmak isteyen Adana Milletvekili İsmail Koncuk, buyurun. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

İSMAİL KONCUK (Adana) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Bizim Adana'da bir fıkra anlatılır -saat de bayağı geç oldu- tabii, sizleri, hepinizi tenzih ederek bu fıkrayı anlatacağım, çoğunuzun da bildiği bir fıkradır.

Kilisenin bahçesinde Meryem Ana heykeli var. Her gün bir kuş geliyor Meryem Ana heykelinin başına pisliyor. Papaz yılmış temizlemekten, diyor ki: "Ya, bu kuş nedir acaba? Bir çanağa şarap koyayım, bakayım içecek mi?" Şarabı koyuyor, kuş geliyor, şarabı içiyor, pisliyor, uçup gidiyor. Papaz şöyle diyor: "Bu, Müslüman olsa şarabı içmez, Hristiyan olsa Meryem Ana'nın başına pislemez." Tabii, cevabı çok farklı, illere göre değişiyor. "Bu, olsa olsa şuralıdır." gibi bir söz söylüyor. Bizim Adana'da denir de ben demeyeyim. Kozan'da başka, Kadirli'de başka, Malatya'da başka, Trabzon'da başka anlatılır bu.

Bunu niye anlattım? Şimdi "yargı reformu" adı verilen bu pakete şöyle bakıyorum, inceliyorum. Tabii, reform olmadığı belli de… Şimdi, bu, evrensel hukuk kurallarına bakıyorum, Türkiye evrensel hukuk kurallarından nasibi almamış. Olmayabilir, hadi bir kenara attık onu. Yüce dinimizde, Kur'an-ı Kerim'de 125 ayette "zulüm" ifadesi geçiyor, 91 ayette de "zalim" kelimesi geçiyor. Rum suresi 29'uncu ayeti okuyacağım ben size: "Fakat zulmedenler bilgisizce hevalarına uydular. Artık Allah'ın şaşırttığını kim yola getirebilir? Onlar için hiçbir yardımcı da yoktur." diyor.

 

68

Şimdi, evrensel hukuk kurallarını uygulamıyoruz; yüce dinimizin zulümle, zalimlikle ilgili bir sürü ayetikerimesi var, ayrıca kul hakkıyla ilgili ayetler de var, onları da uygulamıyoruz. Şimdi, bu kuş misali. Biz neyiz ya, biz neyiz? Bunun adını koymak lazım.

 

Evet, Barış Pınarı Harekâtı'na katılan askerlerimizi buradan saygıyla selamlıyorum.

Tabii, Türkiye Büyük Millet Meclisinde keşke millî meselelerde tek ses çıkarabilsek yani bütün partilerimiz Türkiye partisi olduğu gerçeğiyle hareket etse ama böyle, farklı fikirler de burada maalesef oluyor, üzüntü verici düşünceler de buradan serdedilebiliyor.

Fakat burada, bu, Barış Pınarı Harekâtı'nda başımıza gelen ve gelmekte olan, ihtimal dâhilinde olan olayları şöyle bir düşününce gerçekten hepimizin çok farklı düşünmesi lazım, önce iktidarın. Bütün ülkeler silah ambargosu için sıraya girdiler; İtalya'sı, Hollanda'sı, Almanya'sı, Fransa'sı, Finlandiya'sı, Amerika Birleşik Devletleri sıraya girdiler. Demek ki bizim sağlam bir millî sanayiyi silah alanında ve tüm alanlarda uygulamamız gerektiğini buradan görmemiz lazım.

Şöyle bir teklif getirelim, her zaman konuşuluyor: Şu Tank Palet Fabrikasını özelleştirmekten vazgeçtiğinizi bir açıklayın, AK PARTİ bir açıklasın. Öyle ya, bütün dünyaya bir mesaj verelim. Almanya düşünsün ki "Ya, bu Türkler kendi silahlarını artık her alanda üretecekler." Amerika Birleşik Devletleri düşünsün. Katar'a satmaktan vazgeçtiğinizi, modernize edeceğinizi, hatta burada üretilen tankların motorlarının da Türkiye tarafından yapılacağını bütün dünyaya ilan edelim. Bütün bunları yapabilir miyiz? Bütün bunları yapabiliriz. Bugün AK PARTİ Grubunda güzel bir marş okudu gençler, çok güzel.

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Batman) - Devrimcilerin marşı.

İSMAİL KONCUK (Devamla) - O aslında çok devrimcilerin değil, devrimciler değiştiriyorlar o marşı, orada "Türk" geçiyor, değiştiriyor devrimciler. Neyse, güzel bir marş. Demek ki millî değerlerimiz bu kadar önemli, insanlarımızın şahsiyetini yükseltmek bu kadar önemli. Yani biz birbirimize muhtacız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Toparlayın.

İSMAİL KONCUK (Devamla) - Bakın, Cumhuriyet Halk Partisi tezkereye "evet" dedi, İYİ PARTİ, Milliyetçi Hareket Partisi "evet" dedi yani getirdiğiniz tezkerenin yanında durdu. Bu alanda birlikteliği o kadar istiyorsunuz ki ama her alanda istemelisiniz, her alanda. O zaman ayrımcılığı ortadan kaldıracaksınız, bütün toplumu hür olarak kucaklama anlayışını sergileyeceksiniz. Bunları yapamadığımız sürece, hukuku, adaleti bu millete reva görmediğiniz sürece bu işlerin düzelmesi mümkün değil. Sadece AK PARTİ'ye oy verenlerle ya da AK PARTİ'ye yakın olanlarla yani ocağa yakın olanların ısınmasını sağlamakla bir milleti yönetebilmek mümkün olmuyor, bir kere bunu göreceğiz. Bu Barış Pınarı Harekâtı bu anlattığım kıymet hükümlerinin ne kadar önemli olduğunu bir kere daha gösterdi. Bunu sağlamak mümkündür, inşallah sağlarsınız diyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 105 sıra sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin 22'nci maddesiyle, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 236'ncı maddesine eklenen (5) no.lu fıkranın son cümlesindeki "yerine getirilir" ibaresinin "uygulanır" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Turan Aydoğan Alpay Antmen Zeynel Emre

Antalya Mersin İstanbul

Ünal Demirtaş Rafet Zeybek Süleyman Bülbül

Zonguldak Antalya Muğla

Aydın Özer Nurhayat Altaca Kayışoğlu

Antalya Bursa

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ YILMAZ TUNÇ (Bartın) - Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Önerge hakkında konuşmak isteyen Bursa Milletvekili Nurhayat Altaca Kayışoğlu.

Süreniz beş dakikadır. (CHP sıralarından alkışlar)

NURHAYAT ALTACA KAYIŞOĞLU (Bursa) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, 22'nci madde üzerinde söz almış bulunuyorum.

Tabii ki bu maddede düzenlenmiş olan husus önemli. Çocukların üstün yararı her zaman bizim önceliğimiz olmalı, bütün kanunları yaparken de bu ilkeyi göz önünde bulundurmalıyız. Bu Mecliste bir araştırma komisyonu kurmuştuk ve orada da daimî bir çocuk komisyonu kurulması konusunda bir mutabakata varılmıştı. Fakat bu yapılmadı ve imzaladığımız sözleşmelere uygun olarak da bu Meclisten geçen kanunları, çocukların üstün

69

yararı ilkesi süzgecinden geçiremiyoruz. Bazen geri dönüp yeniden ele almak zorunda kalıyoruz, bazen tekririmüzakereyle düzeltiyoruz ki daha önce de 2016 yılında İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu Kanunu'nda böyle bir madde yine gözden kaçmıştı, bir uyarımız da tekririmüzakereyle düzeltilmişti.

 

Burada çocuk haklarıyla ilgili eksiklikler var değerli arkadaşlar, özetle bunları söylemek istiyorum. Birincisi, önce bu maddedeki bir kuşkudan bahsetmek istiyorum: Evet, çocukların örselenmemesi açısından bu merkezlerin yaygınlaştırılması, uzmanlar aracılığıyla ifadelerin alınması çok çok önemli. Fakat kişisel verilerin korunmasıyla ilgili olarak bu beyan ve görüntü ibaresi kullanılıyor. Yani çocukların beyanlarının da yayılması konusundaki suçtaki ceza ağırlaştırılıyor.

Şimdi, değerli arkadaşlar, özellikle çocuk ve kadınlarla ilgili suçlarda maalesef adalet mekanizması öyle ağır, öyle yanlış işliyor ki Twitter'dan "hashtag"ler oluşturulmadan, kamuoyu oluşturulmadan adalet yerine gelmiyor.

Şimdi, örneğin, Ümraniye FIKIH-DER'de geçenlerde olan olayla ilgili çocukların beyanları basına yansıdı. Orada kamuoyu hakikaten olayın korkunçluğunu farkına vardı ve bu, bu şekilde çocuklarla ilgili suçlarda adaletin yerine getirilmesi konusunda bir itici güç oluyor. Bu beyanların bir şekilde kamuoyundan gizlenmesi gibi bir ihtimal olmaması lazım. Bu uygulamada dikkat edilmesi gereken bir konu, onu söylemek istiyorum.

İkincisi: Bu maddenin 103/2'de uygulanmasıyla ilgili, evet, itirazlar var. Çocuklarla ilgili özellikle CMK 100'üncü maddedeki katalog suçlar kapsamına giren işkence, kötü muamele gibi bütün suçlarda bu merkezlerde ifadelerin alınması gerekiyor.

Yine, bir husus daha var. 33'üncü maddede Çocuk Koruma Kanunu'ndaki kamu davasının açılmasının ertelenmesi büyüklere de uygulanıyor. O yüzden çocuklarla ilgili üst sınır artırılıyor, doğal ama beş yıla çıkarılıyor 15 yaş altı çocuklarda, 15-18 yaş arasında herhangi bir değişiklik yok. Yani 16 yaşındaki bir çocuk ile 30 yaşındaki bir insanın işlediği suç bakımından kamu davasının ertelenmesi kurumu aynı kapsamda ele alınmış. 16 yaşındaki, 17 yaşındaki çocuklar büyüklerle birlikte değerlendirilmemeli, burada bir çelişki var.

Yine şunu söylemek istiyorum, başka bir çelişki daha var: Madde 23 ile 24'te seri yargılama, basit yargılama getirilmiş. Basit yargılamada deniyor ki: "Kapsama giren suç ile kapsama girmeyen suç bir arada olursa basit yargılama uygulanmaz." Seri yargılamada bunu yazmamışsınız yani 6136'ya muhalefet, silahla birini yaraladı; hem 6136'ya muhalefet seri yargılamaya giriyor hem yaralama girmiyor. O zaman burada da uygulanmaması gibi bir hükmün 24'teki gibi yazılması gerekiyor.

Yine, 25'inci maddede basit yargılamayla ilgili itiraz var. Bu itiraz bildiğimiz CMK'deki 267'deki itiraz değil, kanun yolu değil ve onunla ilgili olarak süre belirtilmemiş, deniyor ki: "İtiraz süresi için…" Ama bu itiraz 267'deki, kanun yolundaki itiraz değil ki, burada bir süre belirtilmesi gerekiyor, hangi süreye göre, nereye başvuracak?

Bir diğer konu, 231'inci maddeyle bir çelişki var 24'üncü maddede. Basit yargılama usulünde diyor ki: "Sanık eğer sustuysa hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına hâkim karar verebilir." Ama aslında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını düzenleyen 231'inci madde sanığın kabulünü istiyor. Şimdi, bir maddede diyorsun ki sanığa: "Kabul edersen uygulayacağım." bir maddede de diyorsun ki: "Sen susarsan ben uygularım." Bu da bir çelişki arkadaşlar.

Yine, tutuklama süreleriyle ilgili olarak aslında "Sınırlandırma getirdik." deniyor ama biz uygulayıcılar biliyoruz ki bu süreleri üst sınır olarak kabul etmiyorlar uygulayıcılar, bunu bir hak olarak görüyorlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

NURHAYAT ALTACA KAYIŞOĞLU (Devamla) - Toparlıyorum Sayın Başkanım.

Eğer gerçekten reform yapmak istiyorsanız o maddeye şunu ekleyin: "Bu üst sınırı belirlenmiş olan süreleri işlemsiz olarak geçiren savcılar, uygulayıcılar, görevliler hakkında görevi ihmalden işlem yapılır." derseniz işte o zaman reform olur, o zaman anlarız ki gerçekten tutuklama sürelerini kısaltmak, yargılamayı hızlandırmak istiyorsunuz, makul sürede yargılama hakkını tesis ediyorsunuz ama maalesef tam olarak bu paket, herkesin de belirttiği gibi, adalet mekanizmasını güçlendirecek, yargıyı bağımsızlaştıracak, insanların hukuka, adalete güvenini sağlayacak bir paket değil. Bu çelişkilerin ve eksikliklerin de giderilmesi gerekiyor diyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 105 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin çerçeve 22'nci maddesi ile Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 236'ncı maddesine eklenmesi öngörülen yedinci fıkranın aşağıdaki şekilde değiştirilmesini ve maddeye bu fıkradan sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkraların

70

eklenmesini arz ve teklif ederiz.

 

"(7) Beşinci ve altıncı fıkra kapsamında alınan beyan ve görüntü kayıtları dava dosyasında saklanır, kimseye verilmez ve gizliliği için gerekli tedbirler alınır.

(8) Beşinci ve altıncı fıkra kapsamında alınan beyan ve görüntü kayıtları, yazılı tutanağa dönüştürülür. Bu tutanak, talepte bulunan şüpheli, sanık, müdafii, mağdur, vekil veya kanuni temsilciye verilir. Beyan ve görüntü kayıtları bu kişilere soruşturma ve kovuşturma makamlarının gözetiminde gizliliği korunmak suretiyle izletilebilir."

 

Özlem Zengin Mehmet Doğan Kubat Semra Kaplan Kıvırcık

Tokat İstanbul Manisa

Radiye Sezer Katırcıoğlu Zemzem Gülender Açanal Kemal Çelik

Kocaeli Şanlıurfa Antalya

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ YILMAZ TUNÇ (Bartın) - Takdire bırakıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Önerge hakkında konuşmak isteyen yok.

Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Önergeyle Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 236'ncı maddesine eklenmesi öngörülen yedinci fıkrada yapılan değişiklikle, maddenin beşinci ve altıncı fıkrası kapsamında alınan beyan ve görüntü kayıtlarının gizliliğinin korunması bakımından kimseye verilmeyeceği belirtilmektedir. Düzenleme, soruşturma ve kovuşturmaya yetkili makamlar ile maddi gerçeğin ortaya çıkarılması amacıyla görevlendirilecek ilgililerin, mevzuattan kaynaklı yetkileri kapsamında bu kayıtları incelemesine engel olmayacaktır.

Maddeye eklenmesi önerilen sekizinci fıkrayla, beşinci ve altıncı fıkra kapsamında alınan beyan ve görüntü kayıtlarının birebir çözümünün yapılarak, alınan beyanın yazılı tutanağa dönüştürülmesi ve yargılama süjelerinin bu tutanakları inceleyebilmesi amaçlanmaktadır. Bu tutanak, sadece talepte bulunan şüpheli, sanık, müdafi, mağdur, vekil veya kanuni temsilciye verilebilecektir. Ayrıca, beyan ve görüntüye ilişkin kaydın bu fıkrada belirtilen kişilere soruşturma ve kovuşturma makamlarının gözetiminde, gizliliğinin korunması suretiyle izletilmesine imkân sağlanmaktadır.

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

22'nci maddeyi kabul edilen önerge doğrultusunda oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

23'üncü madde üzerinde 3 önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

Buyurun okuyun.

 

 

 

 

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 105 sıra sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin 23'üncü maddesinin madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

 

Kemal Peköz Musa Piroğlu Hüseyin Kaçmaz

Adana İstanbul Şırnak

Mehmet Ruştu Tiryaki Oya Ersoy

Batman İstanbul

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ YILMAZ TUNÇ (Bartın) - Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Önerge hakkında konuşmak isteyen İstanbul Milletvekili Musa Piroğlu. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

MUSA PİROĞLU (İstanbul) - Sayın Başkan, aslında, ben bu Yargı Paketi dolayısıyla yargının ve adliyenin bir bütün olarak görmezden geldiği ya da görmediği, engellilerin yargıda yaşadığı sorunların bir kısmını dile getirmek için söz almıştım, bunu yapmaya çalışacağım. Zira engellilere yönelik fiziksel ve cinsel saldırılarda korkunç bir artış var, ayrımcılık uygulamalarında korkunç bir artış var ve ne yazık ki mahkemelerde de engellilere yönelik saldırıları görmezden gelmede benzer bir artış var.

Sinem, 22 yaşında, zihinsel engelli bir genç kadın, zekâ yaşı 11. Bütün mahalle

71

Sinem'in zekâ geriliğine sahip olduğunu, 11 yaşında bir zekâya sahip olduğunu biliyor. 5 kişi, aynı mahallede yaşıyorlar, camide, iş yerlerinde, izbe yerlerde, değişik yerlerde Sinem'e tecavüz ediliyor; hamile kalıyor. Bu 5 kişiden 1'inin çocuğun babası olduğu genetik raporlarla tespit ediliyor. Mahkemeye çıkarılıyor bu 5 kişi. Hâkim, Sinem'in bağırmadığını öne sürüp rızaya dayalı ilişkiye dayanarak bu 5 kişiyi beraat ettiriyor.

 

Benzer olaylar… "Engelliye Tecavüze Takipsizlik Kararı" Bir taksici… 10 yaşında bir çocuk, yüzde 50 zekâ geriliği var; çocuk bağırmıyor, iyi hâlden indirim ve beraat…

Ve daha garibi ve daha kötüsü: "İstismarda Erken Boşalmaya İndirim" Savcı, mahkeme, hâkim engelli bir çocuğa tecavüz eden birinin erken boşaldığı için cezasında indirim yapıyor ve tahliye ediyor onu.

Benzer şeyleri fazlasıyla yaşıyoruz. Filiz Hanım az önce 9 yaşında kalp krizi geçiren bir çocuktan söz etti ama anlatmadığı bir şeyi ben size anlatayım: Ona istismarda bulunan kişi mahkemede serbest bırakıldı. Daha sonra, bir yıl sonra aynı kişi Muğla'da 2 çocuğu istismar ederken gene yakalandı. Ve hepsinde aynı şey. Eşinizi baltayla kesebilirsiniz, 10 yerinden bıçaklayabilirsiniz, çocuğunuzun önünde 10 kere kurşun sıkabilirsiniz; mahkemeye çıkarsınız, iyi hâlden indirim alırsınız. Nasıl mı? Çok basit, kravatı takarsınız, ceketinizi giyersiniz; hâkim size iyi hâl indirimi verir.

Adalet Bakanınıza söyleyin, bu hâkimlerinize biraz anlatsın bunu; kravat ve ceket insanı vicdan sahibi yapmıyor. Yapsaydı, bu toplum bu engelli çocuklara, engeli olmayan çocuklara, kadınlara bu kadar saldırgan olmazdı. Ve gene kravat ve ceket ile vicdan arasında doğrusal bir ilişki olsaydı herhâlde bu Meclisten de bu savaş tezkeresi çıkmazdı. (AK PARTİ sıralarından "Ne alakası var?" sesleri)

Ben cumartesi günü Cumartesi Annelerinin yanına gittim. Aylardır, yıllardır direniyorlar. Bu cumartesi polis bu 70-80 yaşındaki kadınlara ve yanındakilere biber gazı ve copla saldırdı.

ZAFER SIRAKAYA (İstanbul) - Diyarbakır'a git, Diyarbakır'a.

MUSA PİROĞLU (Devamla) - Bir tane gerekçesi var, bir tane gerekçesi var, aylardır yapmadığı iş, bir tane gerekçe: "Savaş" dedikleri için. Ve sorun şu, aramızdaki temel fark da bu: Bu Meclisin çoğunluğu ve bizim aramızdaki fark. Bu Meclisin çoğunluğu kendisini seçen çoğunluğun çıkarlarını temsil etmiyor. Bizse o yoksul halkın çıkarlarını temsil ediyoruz. Siz patronların ve zenginlerin, biz ise yoksulların ve işçilerin çıkarlarını temsil ediyoruz. Bunu kabul etmeyebilirsiniz. Basit bir şey söyleyeyim size, kabul etmiyorsanız yapacağınız basit işi söyleyeyim: Bütçe kanunu gelecek. Bir tane iş yapın, asgari ücretteki vergiyi, işçinin ödediği vergiyi kaldırın, ben de diyeyim ki bu çoğunluk da işçinin hakkını savundu. Bunu yapın, ondan sonra konuşun.

Şimdi, kural şu: Sizinle bizim aramızda eğer çıkar farklılığı varsa, temsil ettiğimiz çıkar farklılığı varsa dilimiz de farklılaşıyor, kavramlarımız da farklılaşıyor, sıkıntı da buradan çıkıyor. Bizden sizin kullandığınız dil ve kavramlarla konuşmamızı istiyorsunuz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Toparlayınız Sayın Piroğlu.

MUSA PİROĞLU (Devamla) - Bu mümkün değil. Sizin "refah" dediğiniz şeyi biz "yoksulluk" diye okuyoruz. Sizin "barış" dediğiniz şey bize "savaş" olarak geliyor. Sizin "hak" dediğiniz şey bize "haksızlık" olarak geliyor ve şunu kabul etmek zorundasınız: Biz bunları dillendirmeye devam edeceğiz. Savaşa "savaş", haksızlığa "haksızlık", cinayete "cinayet", soykırıma "soykırım" demeye, katliama "katliam" demeye devam edeceğiz ve bunun önünden de çekilmeyeceğiz, ta ki bir gün bu Meclis gerçekten yoksulların, işçilerin haklarını savunana kadar. (HDP sıralarından alkışlar)

BURHAN ÇAKIR (Erzincan) - PKK'ya da terör örgütü deyin.

SEMİHA EKİNCİ (Sivas) - Cürmünüz kadar yer yakarsınız.

ÜMİT YILMAZ (Düzce) - Hocalı'daki soykırıma da soykırım deyin.

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 105 sıra sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin 23'üncü maddesiyle 5721 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun yeniden düzenlenen 250'nci maddesindeki (15)'inci fıkranın, teklif metninden çıkartılmasını arz ve teklif ederiz.

Zeynel Emre Süleyman Bülbül Turan Aydoğan

İstanbul Aydın İstanbul

Alpay Antmen Rafet Zeybek Murat Bakan

Mersin Antalya İzmir

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ YILMAZ TUNÇ (Bartın) - Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

 

72

BAŞKAN - Önerge hakkında konuşmak isteyen İzmir Milletvekili Murat Bakan. (CHP sıralarından alkışlar)

 

Süreniz beş dakikadır.

MURAT BAKAN (İzmir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle belirtmeliyim ki siyasallaşan yargının hukuk dışı uygulamaları fiilen devam ederken gerekçesinde koca koca lafların edildiği, adına yargı reformu dediğiniz bu düzenlemelerden hak, hukuk, adalet çıkmaz arkadaşlar. Bal, bal demekle ağız bal olmaz, bu torba yasaya da yargı reformu diyerek yargı reformu olmaz. Siz bu düzenlemelerle yargıyı bağımsız hâle getirebilecek misiniz? Yürütmenin yargı üzerindeki etkisini ortadan kaldırabilecek misiniz? Elbette hayır. HSK'nin 13 üyesini doğrudan ya da dolaylı olarak Cumhurbaşkanının belirlediği, Cumhurbaşkanının dışarıdan atadığı Adalet Bakanının Hâkimler Savcılar Kuruluna başkanlık ettiği bir sistemde Anayasa'yı değiştirmeden yüzeysel değişikliklerle yargı reformu olmaz. 15 üyeli Anayasa Mahkemesinin 4 üyesini doğrudan Cumhurbaşkanı belirliyor, 8 üyesini Danıştay, Yargıtay ve YÖK'ün gösterdiği adaylar arasından yine Cumhurbaşkanı belirliyor, kalan 3 üyesini ise Cumhurbaşkanının Genel Başkanı olduğu partinin çoğunlukta olduğu Meclis yani yine Cumhurbaşkanı belirliyor.

Değerli arkadaşlar, Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin yargısal denetimini yapan Anayasa Mahkemesinin üyelerini Cumhurbaşkanı belirliyor. Böyle bir rezalet olur mu? Siz hangi yargı reformundan bahsediyorsunuz arkadaşlar? Yargıdaki tarikat ve cemaat yapılanmaları hâlâ devam ederken bir cemaatin yerini bir başka cemaat ve tarikat alırken siz hangi yargı reformundan bahsediyorsunuz?

Sevgili arkadaşlar, otuz yıldır hukuk mesleğinin içindeyim. Avukat olduğumuz ilk yıllarda yargıçlarla ilgili, savcılarla ilgili konuşurken şundan bahsederdik: İşte, birinci ticaret mahkemesinin hâkimi mevzuata çok hâkim, içtihadı iyi biliyor; diğer, işte asliye hukuk mahkemesinin hâkiminin dosyaları Yargıtay'a gittiği zaman onanarak gelir, diğerinin bozularak gelir, biz bunları konuşurduk. Şimdi yargıdaki atamalarla ilgili konuştuğumuz, işte atanan hâkim HAKYOL'cu mu, bilmem hangi cemaatten, bunu konuşuyoruz arkadaşlar. Buradan bağımsız yargı çıkar mı? Çıkmaz. Buradan adalet çıkar mı? Çıkmaz.

Toplum üzerinde kurduğunuz baskıyı elinizde tuttuğunuz yargı sopasıyla meşrulaştırırken kuvvetler ayrılığını ortadan kaldırıp Anayasa'yı tek adam rejimini meşrulaştırmak için bir araç olarak kullanırken "yargıda reform" diye karşımıza çıkmanız arkadaşlar, utanç vericidir. Adalete olan güvenin yüzde 20'lere düştüğü, Genel Başkanımız Sayın Kemal Kılıçdaroğlu'na linç girişiminde bulunanların serbest bırakılıp elinin öpüldüğü, kadın avukatın eteğinin boyuna karışma haddini kendinde gören yargıçların bulunduğu, gazetecilerin gazetecilik yaptıkları için yargılandığı ve hatta kelepçelenerek hapsedildiği, yargıdaki atamalarda liyakat değil, sadakat, partililik ya da yakınlık arandığı, yargı yılı açılışının sarayda yapıldığı, yargı reformu paketinin dahi sarayda partili Cumhurbaşkanı tarafından açıklandığı bir sistem ortada dururken Türkiye'de ne yargının bağımsızlığından ne de hukukun üstünlüğünden bahsedilebilir. (CHP sıralarından alkışlar)

Bakın arkadaşlar, bu paket Komisyonda görüşülürken 35'inci maddeye kadar hiç konuşmadım, görüşmelerin tamamını dinledim. 35'inci maddede bir konuyla ilgili katkıda bulunmak istedim. Katkıda bulunmak istediğim konu şu: Çocuk Koruma Kanunu'nu değiştiriyoruz. Mevcut kanunda, yetişkin ile çocuk bir arada suç işlediğinde 12 yaşındaki çocuğu genel mahkemede yargılamaya cevaz veren bir kanun bu. Dedim ki: "Arkadaşlar, gelin bunu hep beraber değiştirelim. Çocuğun üstün yararını gözetelim, 12 yaşındaki çocuk genel mahkemelerde yargılanamasın." Orada bulunan Komisyon üyesi arkadaşımız, teklif sahibi Ali Özkaya dedi ki: "Sayın Vekilim, bize bunlarla gelin, ne güzel bir öneri bu." Yargıtay ceza dairesi başkanı var Komisyonu takip eden, o dedi ki: "Vekilim, aynen ben de sizin gibi düşünüyorum." Bir hukuk fakültesi dekanı var, Komisyona katılan arkadaşımız, o da dedi ki: "Sayın Vekilim, ne güzel bir teklif bu." Tüm Komisyon hemfikirdi, o maddeyi değiştiremedik arkadaşlar, çocuğun üstün yararını koruyamadık. Hani katılımcı, hani uzlaşmacı yasa değişikliği? Eğer "yargı reformu" dediğiniz, bizim "yargı paketi" dediğimiz işten kastımız yargının bağımsızlığını yeniden tesis etmek, hukukun üstünlüğünü yeniden egemen kılmaksa gelin, kapsayıcı, uzlaşmacı ve katılımcı bir yasama çalışmasıyla önce kuvvetler ayrılığını yeniden tesis edelim; yargıyı tarikatlardan, cemaatlerden temizleyip şeyhine değil, hukuka bağlı yargıçlar yetiştirelim arkadaşlar.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Ceza Muhakemesi Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin 23'üncü maddesiyle değiştirilmekte olan 5271 sayılı Kanun'un mülga 250'inci maddesine yapılan değişiklik ile eklenen "Soruşturma evresi

73

sonunda aşağıdaki suçlarla ilgili olarak kamu davasının açılmasının ertelenmesine karar verilmediği takdirde seri muhakeme usulü uygulanır:" ibaresinin "Soruşturma evresi neticesinde aşağıdaki suçlarla ilgili olarak kamu davasının açılmasının ertelenmesine karar verilmediği takdirde seri muhakeme usulü uygulanır:" olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

 

Ümit Beyaz Zeki Hakan Sıdalı Ahmet Kamil Erozan

İstanbul Mersin Bursa

 

Enez Kaplan Arslan Kabukcuoğlu

Tekirdağ Eskişehir

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ YILMAZ TUNÇ (Bartın) - Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Önerge hakkında konuşmak isteyen Bursa Milletvekili Ahmet Kamil Erozan. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

AHMET KAMİL EROZAN (Bursa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben 23'üncü madde konusunda konuşmak için geldim ama Komisyon reddetti. Dolayısıyla 23'üncü madde konusunda konuşmayacağım, sabah konuştuğumun ikinci bölümünü anlatacağım size. Bunu yaparken de sizi 1997 yılına götüreceğim.

1997 yılında Amerika'da Clinton Başkan ve bir strateji kâğıdı hazırlatıyor "Amerikan Yüzyılı" diye. "Amerikan Yüzyılı" dedikleri 21'inci yüzyıl, yaklaşmakta olan yıl 1997. Bu stratejinin birtakım yan ürünleri oldu. Bu ürünlerden bir tanesi "ortak devlet" veya "ortak vatan" kavramı, bir diğeri "ılımlı İslam" bir diğeri "Büyük Orta Doğu Projesi" bir diğer Condoleezza Rice'ın hepinizin bildiği "Haritalar değişecek" söylemi. Bu, zaman içinde, o zamandan bu tarafa çeşitli örneklerle doğrulandı maalesef. Bir Bosna-Hersek modeli var biliyorsunuz, o Bosna-Hersek modelinden türeyen bir Yukarı Karabağ için ortak devlet Azerbaycan'da, Moldova'da Transdinyester ortak devleti, Gürcistan'da Abhazya ortak devleti, Gürcistan'da yine Osetya ortak devleti, Ukrayna'da şu anda Donbass, Irak'ta Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi. Buraya birazdan döneceğim, ne demek istediğime.

Ama Barış Pınarı Operasyonu'na dönersek söylenenler ile yapılanlar arasında birtakım uyumsuzluklar olduğunu gözlüyoruz. Nitekim, hatırlarsanız, Trump, bir anlamda "Haddinizi aşmayın." veyahut "Tanımladığım sınırları geçmeyin." diye bir söylemde bulundu. Buna Sayın Cumhurbaşkanının yankısı "30 kilometre derinlik, 120 kilometre en." dedi.

Şimdi, bunları karşılıklı olarak yan yana koyduğumuzda ister istemez "Acaba Trump'ın dediği gibi bir mutabakat var mı?" demek durumundayız. Bunun da ötesinde, TSK, anlamlı bir direnişle karşılaşmıyor. Zira PYD-YPG kuvvetleri ve Amerikan askerleri, son iki gündür 30-35 kilometrelik derinliğe çekildiler, M-4 Kara Yolu'nun güneyine indiler. Rusya fırsatı kaçırmadı, ne yaptı? YPG-PYD'yi ikna etti, güvenlik bölgesini bir güvenlik cebine dönüştürdü, Esad'ın kuvvetlerini üstümüze saldı ve âdeta bizi bir cep içinde sıkıştırmak suretiyle bizi Esad'la görüşmeye itmeye çalıştı. Bunda da ne ölçüde başarılı olduğunu önümüzdeki günlerde göreceğiz. Başka bir sıkıntıyla karşı karşıya kalacağız. Tabii ki Esad'ın birlikteliği ilerledikçe Suriye Millî Ordusu çil yavrusu gibi dağılacaktır. Yani sabahleyin "Kullanmasaydınız keşke." dediğim birliklerden bahsediyorum. Çünkü Esad'ın birlikleri TSK'ya Türk Silahlı Kuvvetlerine kurşun sıkmaz ama o Suriye Millî Ordusu denenlere isyankâr muamelesi yapar ve acımasızca davranır.

Konunun başka bir boyutuna geçmek isterim. Biraz evvelki söylemimden oraya geleceğim. Şöyle bir durumla karşı karşıyayız: 1997'den bu tarafa Amerika'da demokratlar cumhuriyetçiler, demokratlar cumhuriyetçiler birer dönem başkanlık yaptılar. Ama Amerika'nın o Amerikan yüz yılı politikası değişmedi çünkü o bir devlet politikasıydı. İktidarda kim olursa olsun Amerikalılar ondan vazgeçmediler. Dolayısıyla cumhuriyetçiler iktidarda olduğu zaman demokratlardan medet ummak veya tersini düşünmek bence gerçekçi bir yaklaşım değildir. Dolayısıyla bugün Trump Obama'yı suçluyorsa buna inanmayın, aynı kefede aynı politika devam etmektedir. Bunu niçin söylüyorum? Süper güçlerin hata yapma lüksleri vardır. Bizim gibi ülkelerin ise 3 değil 4 defa düşündükten sonra hareket etmeleri gerekir. Dev aynalarının her zaman yalan söylediğinin de farkında olmamız gerekir. Türkiye'nin eline âdeta bir tabanca verilmiştir ve Rus ruleti oynaması beklenmektedir. Lütfen dikkat edin.

Başa dönecek olursam, yeni bir ortak devletin doğum sancılarını yaşamaktayız. Bunun da engellenmesi ancak iktidarın elindedir. Biz iktidarda değiliz, biz ancak sizi eleştiririz, yol göstermeye çalışırız. Suriye'de bir ortak devlet kurulmak üzeredir. Siz buna bugün itiraz edebilirsiniz ama zamanında itiraz etmediniz çünkü bu "ortak devlet, ortak vatan" kavramını sizin kadrolarınız huşu içinde dinlediler. Ne demek istiyorum huşu içinde dinlediler? Dolmabahçe bildirisini dinlediler. Dolmabahçe bildirisini açın, 9'uncu maddeyi okuyun. Günah

 

74

bizde değil.

 

Hepinizi saygıyla selamlarım. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Şimdi önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

23'üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

24'üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 23.16

YEDİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 23.30

BAŞKAN: Başkan Vekili Celal ADAN

KÂTİP ÜYELER: Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir), Şeyhmus DİNÇEL (Mardin)

-----0-----

BAŞKAN - Türkiye Büyük Millet Meclisinin 7'nci Birleşiminin Yedinci Oturumunu açıyorum.

60'a göre söz talebi vardır.

Sayın Gürel? Yok.

Sayın Güzelmansur? Yok.

Sayın Öztunç…

 

 

ALİ ÖZTUNÇ (Kahramanmaraş) - Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Başkanım, idam sehpasına "Yaşasın tam bağımsız Türkiye! Kahrolsun Amerika!" diye çıkan Deniz Gezmiş ve arkadaşları İstanbul sokaklarında 6'ncı Filoyu kovalarken Gündoğdu Marşı'nı söylüyordu. Aradan elli yıl geçti, bugün Gündoğdu Marşı'nı AK PARTİ Grubunda gençler söylemiş; bunu olumlu karşılıyoruz biz, güzel olmuş, elli yıl sonra akılları başlarına gelmiş.

Ayrıca, benim hemşehrim Âşık Mahzuni Şerif "Amerika Katil Katil" dediğinde, türkü söylediğinde cezaevine girdi, işkence çekti; "Amerika Katil Katil"i bugün pek çok kesim söylemeye başladı. Elli yıl sonra bunların görülmesi güzel. Bugünkü sözlerimizi de dinlesinler ki bir elli yıl daha kaybetmesinler diyorum, teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Sayın Paylan…

 

 

GARO PAYLAN (Diyarbakır) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, MHP Grup Başkan Vekili bana, şahsıma "özel yetiştirilmiş ajan provokatör" dedi; bu ifadeyi aynen iade ediyorum ve kınıyorum kendisini. Değerli arkadaşlar, beni ailem yetiştirdi; ailem yaşadığı büyük acılara rağmen bana nefreti değil, sevmeyi öğretti, "Bir arada yaşadığın insanları sev." diye bana öğütledi ve aynı zamanda mazlumun yanında olmayı da öğretti ailem. Ama MHP Grup Başkan Vekili gibi ırkçılar nefretten beslenirler, nefret söylemlerini fütursuzca kurarlar.

YAŞAR KARADAĞ (Iğdır) - Irkçı sensin!

CEMAL ÇETİN (İstanbul) - Irkçı sensin!

GARO PAYLAN (Diyarbakır) - Nefret söylemleri nefret suçlarını doğurur, bunu unutmayalım. Hrant Dink de nefret söylemlerine maruz kaldı ve maalesef bu nefret söylemleri sonucu bu topraklarda öldürüldü. Ama ne yaparsanız yapın…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Gürel…

 

VİLDAN YILMAZ GÜREL (Bursa) - Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2018 yılı verilerine göre Bursa ili İnegöl ilçesinin ihracatı 1 milyar dolar, dış ticaret hacmi 1 milyar 350 milyon doları göstermiştir. Yekûn ihracatın yüzde 42'si istihdam dostu mobilya sektörüne aittir. 7-12 Ekim tarihlerinde düzenlenen Modef Expo Uluslararası Mobilya Fuarı'nın 42'ncisinde 100 civarı ülkeden 20 bini aşkın ziyaretçi kabul edilmiştir. Bu bağlamda akdedilen iş bağlantısıyla ihracatımız daha da artmış, yerli ve millî tasarım ürünlerimizle ülke ihracatına sağladığı yüzde 17'lik katkıyla İnegöl mobilyası artık bir dünya markası olmuştur. Yılın üç yüz altmış beş günü hizmet veren mobilya sanayimiz ve Mobiliyum Alışveriş Merkezi'miz de bu misyona büyük katkı sunmuştur.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; mobilyanın başkenti İnegöl kabına sığmayan başarı hikâyesini AK PARTİ Hükûmetlerinin de destekleriyle Bursa'mıza ve ülkemize değer katmaya devam ediyor.

BAŞKAN - Sayın Kılavuz…

 

 

75

OLCAY KILAVUZ (Mersin) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; geçtiğimiz gün Azerbaycan'da düzenlenen Türk Dili Konuşan Ülkeler İşbirliği Konseyi'nin ardından yayımlanan ortak bildiride Azerbaycan, Özbekistan, Kırgızistan, Türkmenistan, Macaristan ve Kazakistan Türkiye'nin Barış Pınarı Harekâtı'na destek verdiğini duyurmuştur. Bu bildiri Türk dünyasının birlik ve beraberliğinin tüm cihana en yetkili makamlar tarafından bildirilmesi açısından son derece önemli ve tarihî bir adım olmuştur. Ata yurdumuz Türkistan ile Anadolu coğrafyasının arasındaki bağlar bu ortak metinle daha da sağlamlaşmıştır. Temennimiz aynı tarihin, aynı dilin, aynı dinin mensubu olan Türk ülkeleri arasındaki iş birliğinin artırılarak devam etmesidir; hedefimiz büyük Türk birliğidir. Türk devletleri arasındaki birlikten doğacak kuvvet tüm bölgeye ve hatta cihana adalet, huzur ve barış getirecektir. "Vatan ne Türkiye'dir Türklere ne Türkistan; vatan büyük ve müebbet bir ülkedir: Turan."

 

BAŞKAN - Sayın Bakan…

 

 

 

MURAT BAKAN (İzmir) - Sayın Başkan, bugün Dünya Gıda Günü'nde toplum adına teşekkür etmemiz gereken biri var: Gıda mühendisi, akademisyen Bülent Şık.

Bülent Şık, halk sağlığı gıda güvenliği hakkında bilimsel araştırmalar yapıyor, bunları toplumcu bir bakış açısıyla yazıya döküyor, bu bilgileri düzenlediği etkinliklerle uygulamalı aktarıyor. Milletvekili olduğumdan beri gıda güvenliği, çevre kirliliği, bu kirlilikten doğan ve halk sağlığını tehdit eden her konu üzerinde Bülent Hocayla birlikte çalışıyoruz. Klorpirifos tarım zehri, obezite, palm yağı, ithal çöpler, ithal mutfak eşyaları gibi onlarca konuyu birlikte gündeme getirdik. Bülent Şık, Sağlık Bakanlığının yaptığı ve sonuçlarını gizlediği bir kanser araştırmasının verilerini bildiği kadarıyla kamuoyuyla paylaştığı için yargılandı ve on beş ay hapis cezası aldı. Bülent Şık'a on beş ay ceza verildi ama Sağlık Bakanlığı bu bilgileri yalanlayamadı. Çevre kirliliği ile sağlık arasındaki ilişkinin ne olduğunu bilmek hepimizin hakkı diyor, Bülent Şık'a teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Sayın Akçay…

 

 

ERKAN AKÇAY (Manisa) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Ben şahsı tanımam, kimsenin şahsıyla da bir işim olamaz. Sözlerim ve tepkim tamamen hatibin ve hatiplerin kışkırtıcı sözlerine yönelik gösterdiğim bir tepki ve ithamdır. "Soykırım girişimi" "işgal" "tehcir" "Siviller katlediliyor." "Kürt düşmanlığı" vesair halkı ve ülkeyi birbirine karşı kışkırtan birtakım ifadelere karşı gösterdiğim bir tepkidir.

Sevgi diline bakın. Aileden aldığı eğitimle sevgi diline sahip olduğunu ifade ediyor. Ve şunu söyleyeyim: O sözleri iade etmesi bana yapışmaz ama benim ona söylediklerim bir yafta olarak yapışmıştır.

Teşekkür ederim Sayın Başkan. (MHP sıralarından alkışlar)

GARO PAYLAN (Diyarbakır) - Sayın Başkan, bu sözlerle ilgili işlem yapmanızı talep ediyorum. Bir milletvekiline "özel yetiştirilmiş ajan, provokatör" dedi ve bu sözlerinin arkasında durduğunu ifade ediyor MHP Grup Başkan Vekili. Bu sözlerle ilgili işlem yapmanızı sizden rica ediyorum, İç Tüzük'e göre talep ediyorum.

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Danışma Kurulunun bir önerisi vardır, okutup oylarınıza sunacağım.

 

 

 

 

Danışma Kurulu Önerisi

Tarih: 16/10/2019

Danışma Kurulunun 16/10/2019 Çarşamba günü yaptığı toplantıda, 16/10/2019 günlü (bugünkü) 7'nci Birleşiminde 105 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar çalışmalara devam edilmesi, 105 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin görüşmelerinin tamamlanması hâlinde 17/10/2019 Perşembe günü Genel Kurulun toplanmamasının Genel Kurulun onayına sunulması önerilmiştir.

Celal Adan

Türkiye Büyük Millet Meclisi

Başkanı Vekili

 

Cahit Özkan Engin Altay

Adalet ve Kalkınma Partisi Cumhuriyet Halk Partisi

Grubu Başkan Vekili Grubu Başkan Vekili

 

Fatma Kurtulan Erkan Akçay

 

76

Halkların Demokratik Partisi Milliyetçi Hareket Partisi

 

Grubu Başkan Vekili Grubu Başkan Vekili

 

Dursun Müsavat Dervişoğlu

İYİ PARTİ

Grubu Başkan Vekili

BAŞKAN - Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmiştir.

 

 

- Afyonkarahisar Milletvekili Ali Özkaya ve Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Mehmet Muş, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan, Tokat Milletvekili Özlem Zengin, Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu ve Denizli Milletvekili Cahit Özkan ile 62 Milletvekilinin Ceza Muhakemesi Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/2215) ve Adalet Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 105) (Devam)

BAŞKAN - 105 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon? Yerinde.

GARO PAYLAN (Diyarbakır) - Sayın Başkan, sizden bir talebim oldu; lütfen değerlendirin.

BAŞKAN - 25'inci madde üzerinde iki adet önerge vardır; önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 105 sıra sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin 25'inci maddesinin madde metninden çıkartılmasını arz ve teklif ederiz.

Kemal Peköz Mahmut Toğrul Oya Ersoy

Adana Gaziantep İstanbul

 

Hüseyin Kaçmaz Mehmet Rüştü Tiryaki

Şırnak Batman

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ABDULLAH GÜLER (İstanbul) - Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Önerge hakkında konuşmak isteyen Gaziantep Milletvekili Mahmut Toğrul.

Süreniz beş dakikadır.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sizleri saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, bir yargı paketi konuşuyoruz ama aslında ülkede yargının ya da kanunların, Anayasa'nın ne durumda olduğunu birkaç maddeyle size özetlemeye çalışayım.

Değerli arkadaşlar, şu anda ülkede Siyasi Partiler Yasası aslında fiilî olarak rafa kaldırılmış durumdadır. Ne demek istiyorum? Siyasi partilerin siyaset yapması fiilen engellenmiştir. Örneğin, partimizin yaptığı tüm eylem ve etkinlikleri, yapacağı basın açıklamaları il binasının önünde dahi yasaklanıyor, tamamen engelleniyor. Kolluk tamamen kendini yargı yerine koyuyor ve yargı AKP'nin elinde bir sopaya dönüşmüş durumda.

Değerli arkadaşlar, bu ülkede seçme seçilme hakkı tamamen rafa kaldırılmış durumdadır. Yani insanlar örneğin belediye başkanını seçemiyor, seçilen belediye başkanı İçişleri Bakanlığının marifetiyle görevden alınıp yerine kayyum atanabiliyor. KHK'yle ihraç oldu diye insanlar milletvekili olabiliyor ama belediye başkanı, belediye meclis üyesi olamıyor; yasa yapabiliyor ama belediyeyi yönetemiyor.

Değerli arkadaşlar, Türkiye'de sosyal medya avcılığı diye bir şey başladı. Her gün istisnasız bu ülkede yüzlerce hatta yüzleri aşan insan sosyal medya hesaplarında yaptıkları bir paylaşım dolayısıyla kendilerini ertesi gün cezaevinde, gözaltında bulabiliyorlar.

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) - Suç işleyenin hesabı sorulur.

MAHMUT TOĞRUL (Devamla) - Suç işleme değil. Bakın, bu ülkede "kayyum" demek yasak, kayyum atıyorsunuz "kayyum" diyemezsiniz diyorsunuz.

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) - Yok öyle bir şey.

MAHMUT TOĞRUL (Devamla) - "Savaş" demek yasak. Savaşa karşı çıkmanın yasak olduğu tek ülkeyiz.

Değerli arkadaşlar, basın-yayın özgürlüğü yasak. Konuşan, AKP'nin aleyhinde tek laf eden gazeteciler gözaltında.

İnanç özgürlüğü yasak, seyahat özgürlüğü yasak.

2911 keyfî bir şekilde her alana uygulanabilir hâle gelmiş. Aslında Anayasa örneğin siyasi partilerin halkla buluşmasını yasaklar mı? Yasaklamıyor. Bunun önüne bir engel koymuyor ama bir şart diyor ki: "Eğer yakın bir tehlike varsa eğer şiddet olacaksa 2911'i

77

uygulayabilirsiniz." Ama bizim ülkemizde valiler her gün 2911'i uyguluyor, herhangi bir gerekçe de ortaya koymuyorlar.

 

Değerli arkadaşlar, Anayasa yok hükmünde. Şu anda Türkiye yasasız ve Anayasasız yönetiliyor. Aynen George Orwell'ın "1984" adlı kitabında söylediği gibi "Hiçbir şey yasa dışı değildi çünkü ortada bir yasa yok." Şu anda tam böyle bir durumu yaşıyoruz. Ortada bir yasa yok. Neye göre, kime göre... AK PARTİ'nin, iktidarın söylemine göre eğer muhalifseniz yaptığınız her şey suç kapsamına alınabilir. Cumhurbaşkanı iki şapkaya sahip. Her gün muhaliflere küfredebiliyor, hakaret edebiliyor ama dönüp biri ona cevap verdiğinde "Cumhurbaşkanına hakaret edemezsiniz." deniyor ama kendisi yapıyor her gün "Ben siyasi partinin Genel Başkanıyım. Bu, siyasi eleştiri çerçevesinde..." Biz de aynı şeyi söylediğimizde "Olmaz, Cumhurbaşkanına hakaret ediyorsunuz."

Kayyumlarınız da Cumhurbaşkanından feyzalıyor, kayyumlara da bir cümle edemiyorsunuz. Örneğin, eylem, etkinlikte "'Kayyum' demek yasak. 'Kayyum' diyeceksiniz size eylem etkinlik yaptırmayız." diyorlar.

Değerli arkadaşlar, son bir uyarı daha yapmak istiyorum: Bakın, Suriye'ye beraber girdiğiniz ÖSO, "millî ordu" dediğiniz, Kuvayımilliye'yle eşleştirdiğiniz ÖSO çeteleri sosyal medyada IŞİDvari görüntüler paylaşıyorlar. Ülkemiz yarın uluslararası hukuk önünde suçlu durumuna düşürülebilir. Bu uyarıyı biz buradan yapıyoruz. ÖSO çeteleri IŞİD'in, El Kaide'nin kalıntılarıdır; bunu bilmeniz gerekiyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MAHMUT TOĞRUL (Devamla) - Son olarak sayın arkadaşlar, size kısa bir laedri şiir okumak istiyorum: "Savaş pahalı/ Top, tüfek, uçak lazım./ Kin lazım, nefret lazım./ En önemlisi de uğruna feda edilecek gencecik, günahsız insanlar lazım./ Barış ucuz, barış için sadece vicdan lazım./ Empati ve sevgi lazım." diyor, saygıyla Genel Kurulu selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Ceza Muhakemesi Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin 25'inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan "yeniden düzenlenmiştir" ibaresinin "değiştirilmiştir" olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Ümit Beyaz Şenol Sunat Muhammet Naci Cinisli

İstanbul Ankara Erzurum

Aytun Çıray Hasan Subaşı Fahrettin Yokuş

İzmir Antalya Konya

Hüseyin Örs

Trabzon

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ABDULLAH GÜLER (İstanbul) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Buyurun Sayın Grup Başkan Vekili.

 

 

CAHİT ÖZKAN (Denizli) - Efendim, 60'a göre söz talebim vardır.

Hatip kürsüde konuşurken, Sayın Cumhurbaşkanımızın muhaliflere karşı buradan dahi ifade edemeyeceği küfürlü ifadelerde bulunduğunu ifade etti. Bu, bir hezeyandır.

Her şeyden önce Cumhurbaşkanımız, aziz milletimizi tek millet olarak görür, bilir ve ona göre milletimizin her bir ferdine eşit mesafede yaklaşır.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) - Muhaliflere her gün "hain" diyor, "terörist" diyor, daha her şeyi söylüyor yani. Buna ne cevap veriyorsun?

CAHİT ÖZKAN (Denizli) - Bu bağlamda, bütün gerek icranın başı başkanlık sistemlerinde gerekse parlamenter sistemlerde devlet başkanları her zaman özel yasayla korunur. Ancak, bizim ülkemizde, maalesef, Sayın Cumhurbaşkanımızla ilgili Türk Ceza Kanunu'nda yasalar olmasına rağmen her türlü hakaret edilecek, her türlü aşağılama yapılacak, sonra Cumhurbaşkanımızın da ifade özgürlüğünü, kendini savunma özgürlüğünü dahi kullanmasına müsaade edilmeyecek, bunu asla kabul etmiyoruz. Bakın, her şeyden önce…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) - Her gün binlerce inan Cumhurbaşkanıyla ilgili şey yapılıyor.

KEMAL PEKÖZ (Adana) - Cumhurbaşkanına da edilmesin ama Cumhurbaşkanı da kimseye etmesin.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) - Kimse yapmasın; Cumhurbaşkanı da yapmasın, kimse de Cumhurbaşkanına hakaret etmesin.

 

78

 

 

 

1.- Afyonkarahisar Milletvekili Ali Özkaya ve Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Mehmet Muş, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan, Tokat Milletvekili Özlem Zengin, Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu ve Denizli Milletvekili Cahit Özkan ile 62 Milletvekilinin Ceza Muhakemesi Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/2215) ve Adalet Komisyonu Raporu (S. Sayısı 105)---(Devam)

 

BAŞKAN - Önerge hakkında konuşmak isteyen Trabzon Milletvekili Hüseyin Örs. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

HÜSEYİN ÖRS (Trabzon) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Ceza Muhakemesi Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin 25'inci maddesi üzerinde konuşma yapmak üzere İYİ PARTİ Grubu adına söz aldım. Hepinizi en derin saygılarımla selamlıyorum.

25'inci maddeyle 5271 sayılı Kanun'un mülga 252'nci maddesi başlığıyla birlikte şu şekilde yeniden düzenlenmiştir. Özetle ifade etmek, sıralamak istiyorum bu değişiklikleri.

Bir: 251'inci madde uyarınca verilen hükümlere karşı itiraz edilebilir. Süresi içinde itiraz edilmeyen hükümler kesinleşir.

İki: İtiraz üzerine hükmü veren mahkemece duruşma açılır ve genel hükümlere göre yargılamaya devam olunur. Taraflar gelmese bile duruşma yapılır ve yokluğunda 223'üncü madde uyarınca hüküm verilebilir.

Üç: Mahkeme (2)'nci fıkra uyarınca hüküm verirken 251'inci madde kapsamında basit yargılama usulüne göre verdiği hükümle bağlı değildir.

Dört: İtiraz üzerine verilen hükmün sanık lehine olması hâlinde bu hususların itiraz etmemiş olan diğer sanıklara da uygulanma olanağı varsa bu sanıklar da itiraz etmiş gibi verilen kararlardan yararlanır. Beş: (2)'nci fıkra uyarınca verilen hükümlere karşı, genel hükümlere göre kanun yoluna başvurulabilir. Altı: (1)'inci fıkradaki itirazın süresinde yapılmadığı veya kanun yoluna başvuru hakkı bulunmayan tarafından yapıldığı mahkemece değerlendirildiğinde 268'nci maddenin (2)'nci fıkrası uyarınca itirazı incelemeye yetkili olan merciye gönderilir.

Değerli milletvekilleri, görüldüğü gibi, söz konusu değişikliklerle basit yargılanma usulü neticesinde verilen kararlara itiraz müessesesi düzenlenmiştir.

Değerli milletvekilleri, yargının siyasallaşması ve yargı bağımsızlığı, kanaatimce, Türk yargısının en önemli sorunudur. Bunu halletmeden çıkaracağımız paketlerin, yapacağımız reformların değeri olmaz, bunlar amacına hizmet etmez. Şunu açık ve net olarak bu kürsüden ifade etmek istiyorum: Siyasi iktidarın emrinde yargı olmaz, olamaz; siyasetin etkisi altında karar veren yargıcın mahkemesinden de adalet çıkmaz. Yargı bağımsızlığı, yargının siyasallaşması ve bunlara ilave yargıda kadrolaşma, bu üç temel sorun bugün yargımıza duyulan güvensizliğin temelini oluşturuyor. Güven veren ve erişilebilir bir adalet sistemi oluşturmak istiyorsak bu üç büyük sorunu ortadan kaldırmalıyız.

Değerli milletvekilleri, hukuk tarihimizin büyük âlimlerinden "Mecelle" yazarı Cevdet Paşa, 1856 yılında yazdığı "Islahat Layihası"nda şöyle diyor: "Asıl lazım olan, mahkemeler hakkında ammenin itimadı olup bu da hâkimlerin kendi hâllerinden emin olmalarına bağlıdır." yani atanma korkusu olmamasına bağlıdır. Bugün biz buna "hâkim teminatı" diyoruz. Cevdet Paşa'nın 1856'da yaptığı bu nasihate kulak vermeliyiz, aksi hâlde yargının tarafsızlığını yitirmesi, siyasallaşması ileride onarılması, tamiri mümkün olmayacak birçok zararlar ortaya çıkarabilecektir. Siyaset yargıyı rahat bırakmalı, yargı mensupları siyasetten ve siyasetçiden uzak durmalıdır.

Değerli milletvekilleri, konuşmamın son bölümünde bugün beni ziyaret eden Kamu Çalışanları Platformundaki arkadaşlarımızın bir talebini de kalan sürede ifade etmek istiyorum.

657'ye tabi 4/B kadrosunda çalışan vatandaşlarımızın sorun, talep ve şikâyetleri zaman zaman basına yansımakta ve biz milletvekillerine de e-posta, telefon veya yüz yüze görüşme şeklinde iletilmektedir.

Değerli milletvekilleri, mevcut düzenlemeye göre, süresiz 657'ye bağlı 4/B kadrosunda çalışanların dönem ve mazeret tayin hakkı bulunmamaktadır. 4/B kadrolu personelin atama ve yer değiştirme durumlarıyla ilgili olarak dönem tayini ile eş, sağlık ve eğitim mazeretleri başta olmak üzere, mazeret tayinlerinin yapılabilmesi için yeni bir düzenleme yapılmalıdır. Becayiş ve görevde yükselme hakkı bulunmayan 4/B kadrolu personele bu hakları verilmelidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HÜSEYİN ÖRS (Devamla) - Çok özür dilerim Başkanım.

 

79

BAŞKAN - Buyurun.

 

HÜSEYİN ÖRS (Devamla) - Önceden kadro alan veya yeni düzenlemeye tabi aynı işi yapıp farklı maaş alan personelin durumu dikkate alınarak sosyal devlet ilkesine uygun olarak kadrolu-sözleşmeli ayrımı ortadan kaldırılmalıdır diyor, yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Şimdi önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

25'inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

26'ncı madde üzerinde 3 önerge vardır. Önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 105 sıra sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin 26'ncı maddesinin madde metninden çıkartılmasını arz ve teklif ederiz.

Kemal Peköz Serpil Kemalbay Pekgözegü Hüseyin Kaçmaz

Adana İzmir Şırnak

Mehmet Ruştu Tiryaki Oya Ersoy

Batman İstanbul

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ABDULLAH GÜLER (İstanbul) - Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Önerge hakkında konuşmak isteyen İzmir Milletvekili Serpil Kemalbay Pekgözegü. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir) - Değerli milletvekilleri, öncelikle biraz önce burada Diyarbakır Milletvekilimiz Garo Paylan'a yönelik olarak kullanılan kirli dili, nefret söylemini kınıyorum ve sözlerime başlamak istiyorum.

Değerli milletvekilleri, önümüzde bir yargı paketi yok, algı paketi var. Dolayısıyla da aslında bu, tamamen hukuksuzluğu, adaletsizliği örten bir pakettir.

Baştan söyleyelim, iş ve çalışma hürriyetinin ihlalinin en büyüğünü "Herkes iş bulacak diye bir şey yok." diyen AKP Genel Başkanı, Cumhurbaşkanı yapmaktadır.

Bu paketin işçinin haklarıyla ilgisi yoktur, bir patron kurtarma paketidir, operasyonudur. Kimi kiminle uzlaştıracaksınız? Suçu işleyen yüzde 99 işveren, işveren vekili. Denk güçler arasında ancak bir uzlaştırma olabilir fakat işçi ile patronun güçleri denk değil.

İşten atılan Soma işçilerini size göstermek istiyorum. 301 maden işçisi yaşamını yitirdiğinde işçi katliamıyla, Soma işçileri de işten atılmışlardı. On iki gündür yürüyorlar fakat hâlâ işten atıldıkları beş yıldan bu yana haklarını alabilmiş değiller.

Yine, Cargill işçileri iki yıldır haklarını arıyorlar, işe iadeyi kazandılar fakat işlerine dönemiyorlar.

Yine, işten atılan Zeytinburnu işçisi Kenan Güngör'dü. KHK'yle atıldı, mahkemeyle işine döndü, altı dakika sonra tekrar işinden atıldı.

Değerli arkadaşlar, bu Parlamentonun da bir üyesi olan milletvekili, AKP Milletvekili Şirin Ünal'ın evinde çalışan bir ev işçisi Nadira Kadirova şaibeli bir şekilde yaşamını yitirdi. Nadira Kadirova ile milletvekili, iktidar partisinin milletvekili denk güçler midir?

İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) - Geçen gün anlattı.

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (Devamla) - Yani ikisi uzlaşmaya, Nadira'nın ailesiyle uzlaşmaya oturduğu zaman milletvekili, bunlar denk güçler midir? Hayır, bugüne kadar Nadira Kadirova için bir mahkeme de açılmamıştır. Yani bugün barış ve uzlaşma isteyenler hapse atılıyor fakat işçilerin aşına, ekmeğine, emeğine, bedenine göz dikenleri uzlaşma masasına gönderiyorsunuz, uzlaşma yaptırmaya çalışıyorsunuz.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) - Ne alakası var!

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (Devamla) - Buna "uzlaşma" değil "hak yeme masası" denir. Aç açıkta bırakmanın uzlaşması olmaz arkadaşlar.

Yine, en büyük ihlal KHK'lilere yapıldı. AKP Başkanı, Cumhurbaşkanı tarafından KHK'yle insanlar bir gecede işlerinden atıldılar. Bülent Uçar'ı size göstermek isterim. Bülent Uçar, kendisi KHK'yle işten atıldı ve İŞKUR'da iş başvurusu yaparken -KHK'li olduğu için işe alınmadı- orada kalp krizi geçirdi ve yaşamını yitirdi. İki yıl sonra ise ihracının doğru olmadığı tespit edildi, işine iade edildi. Şimdi, hangi adaletten hangi uzlaşmadan bahsedeceğiz? Yani en büyük adaletsizlik aslında bu işçilere yönelik olarak onları sanki patronlarla eşit haklara sahipmiş gibi görmektir.

KHK'liler size hakkını helal etmeyecek, bunu da buradan vurgulamak istiyorum. KHK'lilere dönük işlenen insanlık suçları dönecek dolaşacak sizin ayağınıza dolanacak. Eğer işçilerin haklarını arıyorsak, onların haklarını kazanmasını istiyorsak o zaman gölge

80

etmeyin, başka ihsan istemez. İşçilerin önünü jandarmalarla kesmeyin, işçilerin sendikalarını kapatmaya, sendikalarını yönetmeye çalışmayın, işçilerin örgütlenmesi önündeki engelleri teker teker kaldırın diyoruz. Bu paketi asla kabul etmiyoruz. Bu paket hak yeme paketidir diyoruz.

 

Teşekkür ederim. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

ERKAN AKÇAY (Manisa) - Sayın Başkan…

BAŞKAN - Buyurun Sayın Grup Başkan Vekili.

 

 

ERKAN AKÇAY (Manisa) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

"Nefret dili, kirli dil" öyle mi? Her türlü nefreti, kirli dili kullanacaksın, kışkırtmayı, kara propagandayı yapmayı kendinde hak göreceksin, "Her türlü ağır isnatta bulunalım." diyeceksin ama cevap verilmesin, daha sonra bu sözlere münasip ağırlıkla mukabele edince de feryat edeceksiniz. Bu, olmaz. Ne kadar ağır ifade, isnatlarda bulunursanız misliyle mukabele edileceğini ilgili hatiplerin bilmesinde fayda görüyorum.

Teşekkür ederim. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) - Sayın Başkan…

BAŞKAN - Sayın Şirin, buyurun.

 

 

ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biraz önce söz alan sayın milletvekili gene şahsıma sataşmada bulunmuştur. Geçen hafta Meclis Genel Kurulunu evimizde yaşanan elim hadiseyle ilgili olarak bilgilendirmiştim. Hem ben hem de aile fertlerim polise ve cumhuriyet savcımıza gerekli ifadeleri, parmak izlerimiz dâhil her şeyimizi verdik. Şu anda süreç Ankara Cumhuriyet Savcılığının kontrolü altında hukuka uygun bir şekilde devam ediyor. Keşke bende ilave bilgi olsa da ben de sizleri bilgilendirsem diyorum.

Tekraren bu milletvekilimizin şahsıma yönelik yaptığı suçlamaları ve linç girişimini kabul etmiyorum.

Hepinize saygılarımı sunuyorum.

 

 

- Afyonkarahisar Milletvekili Ali Özkaya ve Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Mehmet Muş, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan, Tokat Milletvekili Özlem Zengin, Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu ve Denizli Milletvekili Cahit Özkan ile 62 Milletvekilinin Ceza Muhakemesi Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/2215) ve Adalet Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 105) (Devam)

BAŞKAN - Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 105 sıra sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin 26'ncı maddesinin aşağıdaki şekilde yeniden düzenlenmesini arz ve talep ederiz.

"MADDE 26 - 5271 sayılı Kanunun 253 üncü maddesinin üçüncü fıkrasındaki 'karşı' ibaresinden sonra gelen 'suçlarda' ibaresi 'suçlar' olarak değiştirilmiş ve aşağıdaki ibare eklenmiş ve yirmidördüncü fıkrasındaki 'Uzlaştırmacılar,' ibaresinden sonra gelen 'avukatların veya hukuk öğrenimi görmüş kişilerin' ibaresi 'fiilen kamu görevi ifa edenler hariç olmak üzere, avukatların, hukuk öğrenimi görmüş kişilerin veya psikologların' şeklinde değiştirilmiştir.

'ile kadına veya çocuğa yönelik her türlü şiddet içeren suçlar bakımından uzlaştırma yoluna gidilemez.'"

Zeynel Emre Süleyman Bülbül Turan Aydoğan

İstanbul Aydın İstanbul

Aysu Bankoğlu Rafet Zeybek

Bartın Antalya

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ABDULLAH GÜLER (İstanbul) - Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Önerge hakkında konuşmak isteyen Bartın Milletvekili Aysu Bankoğlu, süreniz beş dakikadır. (CHP sıralarından alkışlar)

AYSU BANKOĞLU (Bartın) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, görüşmekte olduğumuz teklifin 26'ncı maddesi üzerine söz aldık ama başka bir konudan bahsedeceğim size.

"Yargı reformu" diye büyük büyük adlandırılan ama çoğunlukla makyajlamadan öteye

81

geçmeyen bu torba yasa teklifinde maalesef yine kadının adı yok.

 

İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) - Bu torba değil bir kere yani.

AYSU BANKOĞLU (Devamla) - Ülkemizde kadın haklarına ilişkin yaşanan sorunlara, kadın cinayetlerinin nasıl durdurulacağına ilişkin herhangi bir çözüme, "reform" denilen bu belgede ne yazık ki yine yer verilmemiş.

Buradaki tüm milletvekillerimize yalnızca 2015'ten bu yana 2.097 kadının öldürüldüğünü hatırlatmak istiyorum. Bizim bir çırpıda, bir sayı olarak söylediğimiz bu kadınların yanına eklenmemek için devlete sığınmış, korkuyla bekleyen kaç kadın daha var bu ülkede? Sayısız. Peki, onları korumak için bir şey yapıyor muyuz? Ne yazık ki hayır. Kadınlarımızın içinde bulunduğu bu trajediyi hiç yokmuş gibi görmezden gelen AKP'li milletvekillerine ama en çok da hemcinsim olan milletvekillerine sormak istiyorum: Hiç mi vicdanınız sızlamıyor değerli vekiller? (CHP sıralarından alkışlar)

Geçtiğimiz hafta Cumhuriyet Halk Partili milletvekillerimizle Kırıkkale Adliyesindeydik 10 yaşındaki kızının gözleri önünde katledilen Emine Bulut'un davasının ilk duruşması için. "Ölmek istemiyoruz." diyenler, kadın dernekleri oradaydı, öğrencisi tarafından öldürülen Ceren Damar'ın babası oradaydı, farklı şehirlerden yüzlerce avukatımız oradaydı. Gönül isterdi ki cinayet anının videosu sosyal medyaya düşüp infial yarattığında vakit kaybetmeden açıklama yapanlar duruşmaya da gelseydi, siyaset üstü olması gereken bu hayati konuya gereken önemi verseydiniz. (CHP sıralarından alkışlar)

RECEP ÖZEL (Isparta) - Sen siyaset yapıyorsun şimdi burada.

AYSU BANKOĞLU (Devamla) - Bugün Şule Çet davasının 4'üncü duruşması vardı ve Cumhuriyet Halk Partili milletvekilleri oradaydı. Evet, İstanbul Sözleşmesi'nin uygulanması konusunda istekli olmayan ya da olamayan AKP Hükûmeti daha kaç Emine Bulut'un, Şule Çet'in, Ceren Damar'ın öldürülmesini bekliyor? (CHP sıralarından alkışlar) İstanbul Sözleşmesi'nden vazgeçmek isteyenlere inat biz mevzuatımızın iyileştirilmesini ve var olanın da uygulanmasını bekliyoruz.

Bakın, kadın cinayetleri medyaya yansıdığında en yetkili ağızlar birbirleriyle en üst perdelerden lanetleme yarışına giriyor ama bu tepkiler tek seferlik kalıyor ve devam ediyor, sonra unutulup gidiyor. Oysaki yapılması gereken çok şey var. Pek çok temel meselenin de halının altına süpürüldüğü bu yasada biz mesela kadın hakları kuruluşlarıyla bir istişare yapılmasını beklerdik. Çünkü bu kuruluşlar yokmuş gibi davranarak yapısal bir değişimin altını çizemeyiz, bunun adımlarını atamayız.

Yine, iyi hâl ve haksız tahrik indirimlerinin kadın cinayetlerinde ve çocuğa karşı cinsel istismar davalarında kaldırılmasını beklerdik mesela. Kravat takıp boynunu büken bir katili göz göre göre iyi hâl şemsiyesi altında korumak kabul edilemez çünkü.

Israrlı takip meselesinin de Türk Ceza Kanunu bağlamında suç kapsamına alınmasını isterdik çünkü birçok ülkede bu ayrı bir suç olarak görülüyor ve kadına karşı şiddetin mutlaka önüne geçilmesi gereken bir diğer türüdür. Nitekim hatırlarsınız, belirgin bir ısrarlı takip vakası olan Opuz-Türkiye davasında da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi hak ihlali tespit etmiş ve ülkemizi tazminata mahkûm etmişti.

Bebekleriyle birlikte cezaevinde olan kadınların cezalarının belirli şartlar hâlinde ev hapsine dönüştürülmesini de beklerdik. İstanbul Sözleşmesi'nin uygulanmasını izleyen GREVIO'nun sunduğu önerilerin dikkate alınmasını beklerdik mesela.

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) - Kim imzaladı İstanbul Sözleşmesi'ni?

AYSU BANKOĞLU (Devamla) - Bu teklifte kadına karşı şiddete ve çocuk istismarına yer verilmemesi gerçeği bile bizim için iktidarın sınıfta kalışını ne yazık ki belgeliyor. (CHP sıralarından alkışlar)

Yurttaşlarımız bizden hak, hukuk ve adalet, en başta da eşitlik bekliyor değerli milletvekilleri. Konunun partiler üstü bir toplumsal mutabakatla çözülmesini bekliyor. Kadını bir birey olarak görmeyen, yalnızca iyi bir eş, iyi bir anne olarak niteleyen söylemlerinizle kadınların yaşadığı sorunlara çözüm getirilemez değerli milletvekilleri.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun.

AYSU BANKOĞLU (Devamla) - Samimiyet testinden ne yazık ki geçemediniz ama gelin bu kez kadınların yaşadığı bu sorunları çözmek için tüm milletvekilleri, kadın erkek tüm milletvekilleri el ele verelim ve "Kadının adı yok." dedirtmeyelim.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Ceza Muhakemesi Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin 26'ncı maddesinin birinci fıkrasında yer alan "eklenmiş" ibarelerinin "ilave edilmiş" olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Ümit Beyaz Zeki Hakan Sıdalı Enez Kaplan

 

82

İstanbul Mersin Tekirdağ

 

Durmuş Yılmaz Arslan Kabukcuoğlu

Ankara Eskişehir

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ABDULLAH GÜLER (İstanbul) - Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Önerge hakkında konuşmak isteyen Ankara Milletvekili Durmuş Yılmaz.

Süreniz beş dakikadır. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

DURMUŞ YILMAZ (Ankara) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

105 sıra sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin 26'ncı maddesi hakkında İYİ PARTİ'nin görüşlerini paylaşmak üzere söz almış bulunuyorum.

Kanun teklifinin 26'ncı maddesi, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 253'üncü maddesini yeniden düzenleyerek değişiklik yapmaktadır. Söz konusu değişiklikle dünya ceza adalet sistemlerindeki genel yönelimi dikkate alarak adaletin hızla dağıtılması, mahkemelerdeki birikmelerin tasfiyesi için uzlaştırma kapsamındaki suç listesi genişletilmektedir.

Teklif edilen değişikliklerle uzlaşma kapsamına giren konut dokunulmazlığının ihlali, hırsızlık, dolandırıcılık suçları da eklenirken süre yönünden de düzenleme yapılarak uzlaştırmacının faaliyetlerini tamamlayamaması hâlinde bir defaya mahsus olmak üzere yirmi günlük ek süre, yine yirmi günü geçmemek üzere en fazla 2 kez uzatılabilecektir.

Ekonomik faydayı önceleyen, dosya yükünü hafifletmeyi amaçlayan yaklaşımla yapılan düzenlemeler hukuki ve sosyal birtakım çekinceler barındırmaktadır. Bir kere, kadınlara ve çocuklara yönelik suçlar, failleri ne olursa olsun buna bakılmaksızın uzlaştırma kapsamı dışında olmalıdır.

Öte yandan, Türk Ceza Kanunu'nun iş ve çalışma hürriyetini düzenleyen 117'nci maddesi ve eğitim ve öğrenim hakkının engellenmesi suçunu düzenleyen 119'uncu maddesi kapsamındaki suçların uzlaşma kapsamına alınması, Anayasa'nın sosyal ve ekonomik haklar ve ödevler kısmında yer alan 48'inci maddesine, din ve vicdan hürriyeti, düşünce ve kanaat hürriyeti, düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetini düzenleyen 24, 25, 26'ncı maddeleri ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin bazı düzenlemelerine aykırılık teşkil etmektedir.

Zira yargının siyasallaşmış olduğu ve tarafsızlığını yitirdiği bir ortamda bu tür suçların uzlaştırmaya tabi tutulması hak ihlallerine neden olacaktır. Hâl böyleyken, önümüze konulan bu torba yasa düzenlemelerine yargı reformu denilebilir mi? Sayın Adalet Bakanının "Yargının bağımsızlığında, tarafsızlığında birtakım sorunlar yaşıyoruz. Ayrıca İnsan Hakları Mahkemesiyle uyumda da birtakım sorunlar yaşanıyor. Bunları çözmek adına bir reform paketi hazırlıyoruz." dedikten sonra böyle bir tasarı getirilmesi insan temel hak ve özgürlükleriyle ilgili yeni ne getirmektedir? Evet, ülkemizde adalet sisteminde bir reform yapılması ihtiyacı çok açıktır ancak bu reformun Anayasa'dan başlaması ve torba kanun mahiyetindeki düzenlemelerle gerçekleştirilmemesi gerekmektedir. İfade özgürlüğü, seyahat özgürlüğü, kişi hürriyeti ve güvenliği gibi, bu kanun teklifiyle güçlendirilmesi amaçlanan hak ve özgürlükler hâlihazırda Anayasa ve kanunlarla düzenlenmiş olup pek çok ilgili uluslararası sözleşmelere taraf olunmuştur. Dolayısıyla reform kanun metinlerinin üzerinde değil, uygulamada gerçekleştirilmelidir. Anayasa'mızdaki düzenlemeler içselleştirilmeli, uygulamada yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı temin edilmelidir.

Hukuk düzeninin yerli yerine oturduğu, hukukun üstünlüğünün sağlandığı ülkelerde hukuk ve eğitim sistemi büyük ölçüde siyasal görüşlerden bağımsızdır. Siyasal görüşü ne olursa olsun, politikacılar iyi tasarlanmış bir hukuk veya eğitim sisteminin uzun dönem yaratacağı değerin farkındadır ancak Türkiye'de reformdan anlaşılan hukuku ve eğitimi ele geçirmek için kullanılan bir araç olagelmiştir. Örneğin, 28 Şubat döneminde biz muhafazakâr kesimin çok şikâyetçi olduğu YÖK Yasası'nın hiçbir değişiklik yapılmadan uygulanmaya devam edilmesi bu ele geçirme kültürü nedeniyledir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayın Sayın Milletvekili.

DURMUŞ YILMAZ (Devamla) - Son on beş yılda, 2004-2019 yıllarında ortalama her yıla bir tane hukuk reformuyla ilgili düzenleme getirildi fakat maalesef gelinen noktada gördüğümüz şu ki: Bu değişiklikler amacına ulaşmamıştır çünkü değişiklikleri reform yapma amaç ve zihniyetiyle yapmak yerine ele geçirme kültürü ve güdüsüyle yaptık. Sonuç olarak bağımsız mahkemelerin verdiği yargı kararlarını yürütmeye denetleten bir düzenlemeye şimdi yapıldığı gibi "reform" denilemez.

Teşekkür ediyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

26'ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde

83

kabul edilmiştir.

 

27'nci madde üzerinde 1 önerge vardır.

Buyurun okuyun.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Ceza Muhakemesi Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin 27'nci maddesinin (1)'inci fıkrasında yer alan "eklenmiş" ibaresinin "ilave edilmiş" olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Ümit Beyaz Zeki Hakan Sıdalı Arslan Kabukcuoğlu

İstanbul Mersin Eskişehir

Yasin Öztürk Enez Kaplan

Denizli Tekirdağ

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ABDULLAH GÜLER (İstanbul) - Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Önerge hakkında konuşmak isteyen Eskişehir Milletvekili Arslan Kabukcuoğlu… (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

ARSLAN KABUKCUOĞLU (Eskişehir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Görüşmekte olduğumuz bu teklif her ne kadar topluma "reform" adı altında lanse edilse de içi pek çok yanlışla dolu bir düzenlemedir. Reform iddiasıyla getirilen bu değişiklikler ileride tekrar yapılması gerekecek yeni düzenlemelere sebep olacaktır. Yükseköğretim Kurulu ülkemizdeki ortaöğretimin kalitesizliğini onaylayarak ilk 125 bine giren öğrencileri hukuk fakültesine kabul etmekte, ortaöğretimde devletin başarısızlığını öğrenciye yüklemiş olmaktadır. Sorun burada kalıyor mu? Ortaöğrenimdeki başarısızlıktan ders çıkartıyor muyuz? Hayır. Ne yazık ki bu vurdumduymazlık devam ediyor. Gençlerimiz millî eğitim sistemimizi yönetenlerin ve yön verenlerin hatasını çekmek zorunda kalıyorlar. Bir müteahhide bağışladığınız 1,5 milyar Türk lirasını eğitime ayırsaydınız pek çok gencimize istikbal bağışlamış olurdunuz.

Hukuk fakültelerinin eğitim seviyesini yükseltici tedbirler almak yerine, okul bittikten sonra hukuk mesleklerine giriş sınavı koyarak tavşana kaç, tazıya tut diyorsunuz.

Hukuk, uyuşmazlıkların çözümünde hâkimlerin maddelerdeki "ama"ları ve "lakin"leri uygulaması, siyasi iktidarın yaratmış olduğu baskı ortamında kanuna göre hareket etmekte tereddüt yaşamaları asıl sorunumuz ve meselemizdir. Düşünün ki bu baskılar ve korkular adaleti öyle bir noktaya getirdi ki tahliye kararı veren aynı heyet saatler sonra tutuklama kararı verebiliyor.

Yapılması istenen değişikliklerden biri de hâkim ve savcı adaylarının mülakatını gerçekleştiren kurul sayısının 7'ye çıkartılmasıdır. İyi bir hukukçu yetiştirmek istiyorsanız yürütmenin gözüne bakarak karar veren hâkim yerine vicdanıyla, irfanıyla karar verecek hâkim yetiştirilmesidir. Mülakat yapıyorsunuz. Torpile kılıf yapılan mülakatlar değil, soruların zarflarda olduğu, adayın kendi soru zarfını seçtiği, sesli ve görsel kayıtların yapıldığı şeffaf ve objektif mülakatlar olmalıdır. Hâkimlik ve savcılık mesleklerine özel bir önem veren Anayasa'mız, hiçbir organ, makam, merci veya kişinin hâkimlere emir ve talimat veremeyeceğini, hâkimlerin azlolunamayacağını hükmeder. Yani Anayasa'mız hâkimlerin idarenin etkisi altında kalmadan bağımsız bir şekilde hukuksal mevzuatlara ve vicdanlarına göre yargı işlerini yürütmesini istemektedir.

Hâkimlerin bağımsızlığı ve teminatı ne yazık ki daha adayken, mesleğe ilk adımını atacakken şiddetli bir şekilde sarsılmaktadır. Bu sarsıcı etkinin nedeni, devlet kurumlarına kök salmış ve toplumu adım adım çürümeye terk eden, liyakati yok sayan kayırmacı anlayıştır.

Sonuç itibarıyla, adalet saraylarını büyütmekle daha adil olunmuyor, toplum içerisindeki adalete saygı büyümüyor. Eskişehir Adliye Sarayı yapılalı on bir yıl oldu ve 2'ye katlanan dosya sayısı nedeniyle Eskişehir Adliyesi bir bina daha arıyor. Türk milletinin adalete güvenini artırmak, yargı mesleğini layık olduğu seviyede tutmak istiyorsak, her şeyden önce yürütmenin yargı üzerindeki vesayeti kaldırılmalı, kuvvetler ayrılığı ilkesi tesis edilmelidir. Vatandaşa verilecek cezaları artırarak, eksilterek adalet olmuyor.

Sayın milletvekilleri, Türkiye Cumhuriyeti, batıya gidecek göçmenleri kabul ederek DEAŞ'a karşı mücadele eden, batının konforunu koruyan bir ülkedir. Bunun zahmetini işçimiz, köylümüz, memurumuz, esnafımız ödemektedir. Son haberlerde, Alman Wolkswagen firmasının Manisa'ya yapacağı yatırımının başka bir ülkeye aktarılacağından bahsedilmektedir. Bu, Türk işçisine, köylüsüne, memuruna, esnafına yapılmış bir haksızlıktır. Yüce Meclisimiz olaya derhâl el koymalı, Mecliste oluşturulacak bir heyet yatırımın Türkiye'de kalması için Almanya'nın Ankara Büyükelçiliği nezdinde gerekli girişimde bulunmalıdır.

Saygılarımı sunarım. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

 

84

BAŞKAN - Şimdi önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

 

27'nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

28'inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

29'unucu madde üzerinde 2 önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkınlığına

Görüşülmekte olan 105 sıra sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin 29'uncu maddesinin aşağıdaki şekilde yeniden düzenlenmesini arz ve talep ederiz.

"MADDE 29 - 5271 sayılı Kanunun 286 ncı maddesinin ikinci fıkrasının sonuna aşağıdaki cümle ve üçüncü fıkra eklenmiştir.

"Ancak aynı dosya kapsamında verilen mahkeme kararlarında temyize tabi olan hükümler, temyize tabi olmayan diğer hükümlere de sirayet eder. Aynı kararla verilen ve toplam süresi beş yılı aşan hükümlere karşı da temyiz yoluna başvurulabilir."

"3) İkinci fıkrada belirtilen temyiz edilemeyecek kararlar kapsamında olsa bile aşağıda sayılan suçlar nedeniyle verilen bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin kararları temyiz edilebilir:

a) Türk Ceza Kanununda yer alan;

1. Kamu görevlisine hakaret (m. 125/3)

2. Halk arasında korku ve panik yaratmak amacıyla tehdit (madde 213),

3. Suç işlemeye tahrik (madde 214),

4. Suçu ve suçluyu övme (madde 215),

5. Halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama (madde 216),

6. Kanunlara uymamaya tahrik (madde 217),

7. Suç İşlemek Amacıyla Örgüt Kurma (madde 220/6-7),

8. Görevi yaptırmamak için direnmek (m.265),

9. Cumhurbaşkanına hakaret (madde 299),

10. Devletin egemenlik alametlerini aşağılama (madde 300),

11. Türk Milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devletini, Devletin kurum ve organlarını aşağılama (madde 301),

12. Silâhlı örgüt (madde 314),

13. Halkı askerlikten soğutma (madde 318),

Suçları.

b) Terörle Mücadele Kanununun 6 ncı maddesinin ikinci ve dördüncü fıkrası ile 7 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan suçlar.

c) Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanununun 28 inci maddesinin birinci fıkrası."

Zeynel Emre Süleyman Bülbül Turan Aydoğan

İstanbul Aydın İstanbul

Alpay Antmen Rafet Zeybek

Mersin Antalya

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ YILMAZ TUNÇ (Bartın) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Önerge hakkında konuşmak isteyen Zonguldak Milletvekili Ünal Demirtaş. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

ÜNAL DEMİRTAŞ (Zonguldak) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, sözlerime başlamadan önce Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Kanun teklifinin 29'uncu maddesi üzerine söz aldım ancak ben öncelikli olarak paketin geneli üzerinde görüşlerimi ifade edeceğim.

Genel Kurula gelen bu teklif bazı eksiklik ve noksanlarına rağmen aslında özü itibarıyla olumlu düzenlemeler içermektedir. Öncelikle bu teklifte emeği geçen herkese teşekkürlerimi sunuyorum.

Ancak her ne kadar bu teklif olumlu olmuş olsa da yargıda böyle reform yapıyoruz, şöyle müthiş bir yargı olacak gibi söylemler ile kamuoyuna sunulmuştur ve kamuoyu büyük bir beklenti içerisine girmiştir. Oysa bakıyoruz ki dağ fare doğurmuştur. Yargı paketi kamuoyu beklentilerini karşılayamamıştır. Bu paket reformdan ziyade teknik bir düzenlemeyle sınırlı kalmıştır.

Değerli milletvekilleri, teklifin ilk paragrafında "Güven veren ve erişilebilir yargı hedefi ortaya konulmuştur." Bu aslında bir itiraftır. Neyin itirafıdır bu? On yedi yılın sonunda Türkiye'de güven veren ve erişilebilir bir yargının olmadığının itirafıdır. Bugün mevcut olan,

85

güven vermeyen ve erişilemeyen yargı aslında 2007 yılından itibaren Ergenekon ve Balyoz davalarıyla birlikte başlamıştır. Yargıdaki en önemli kırılma noktası da 12 Eylül 2010 referandumu olmuştur. Ne olmuştur 2010'da? FETÖ ele başısıyla birlikte -ve maalesef üzülüyorum- AK PARTİ Hükûmeti birlikte bir yargı paketi çıkarmaya çalışmışlardır. Ve bu referandumda ne demiştir FETÖ? "Ölüler bile oy kullanmalıdır." Referandum geçmiştir ve 2010 referandumu yargıda bir kırılma noktası olmuştur, yargıda bir milat olmuştur. İşte bundan sonra Türkiye de büyük bir yargı krizi içine girmiştir. Yargıda birçok önemli taş yerinden oynamış ve yeni bir yapı ortaya çıkmıştır ve yargı maalesef tamamen siyasallaşmıştır. Hain FETÖ darbesinden sonra ise yargıdan FETÖ'cüler temizlenmeye çalışılmıştır. Elbette bunu takdirle karşılıyoruz, bu mücadelenin devam etmesi gerektiğini düşünüyoruz ancak maalesef FETÖ'cüler temizlendikten sonra gelenler ise gidenlere rahmet okutur hâle gelmiştir. Ne olmuştur? FETÖ'cülerin yeri maalesef başka cemaatlere teslim edilmiştir, maalesef AK PARTİ'li avukatlar hâkim, savcı yapılmıştır.

 

Değerli milletvekilleri, tek adam rejimi gömleğin ilk düğmesidir ve ilk düğme yanlış iliklenmiştir. İlk düğme yanlış iliklendiği içindir ki bugün yargının iki yakası bir araya gelmemektedir. Yargı böyle düzelmez değerli arkadaşlar. Paket paket, parça parça adalet olmaz değerli arkadaşlar, adalet bir bütündür. Gelin, bütün partilerden oluşan bir komisyon oluşturalım, altı ayın içerisinde Türkiye'ye yakışan, toplumun tüm kesimlerinin kabul edebileceği, güvenilen ve erişilen bir yargı sistemini hep beraber kuralım.

Değerli milletvekilleri, hukuk mesleklerine giriş sınavının getirilmesini de son derece olumlu karşılıyorum ancak 6'ncı maddedeki düzenlenen yürürlük maddesinin beş yıl ötelenmesi ise son derece yanlış olmuştur. Bugün barolara kayıtlı olan yaklaşık 127 bin avukat vardır, 23 bin civarında da stajyer vardır ve sınav yapılıncaya kadar da 80 bin avukata yeniden ruhsat verileceği ifade edilmektedir. Bu da ne demektir? Beş yıl sonra 200 bin avukatın serbest meslek yürütmesi demektir. Değerli arkadaşlar, bu durum avukatlık mesleğinin temelinden sarsılmasına yol açabilecek bir rakamdır. Eğer avukatlık mesleği de temelinden sarsılırsa yargı da temelinden sarsılır. Bu düzenlemenin derhâl yürürlüğe girmesi gerektiğini düşünüyorum.

Evet, Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 286'ncı maddesinde belirtilen hakaret suçu, suçu ve suçluyu övme, halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılamak, Cumhurbaşkanına hakaret gibi suçlar bakımından istinaf mahkemesinin vermiş olduğu kararlara karşı temyiz yolu kapatılmıştı ama bu 29'uncu maddeyle bu genişletilmektedir. Bu suçlardan ilk derece mahkemelerince verilen cezalar bağımsız ve tarafsız yargı olmadığı için onaylanmaktaydı ve maalesef, vatandaşlarımız da Yargıtaya temyize gidemedikleri için Anayasa Mahkemesine ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine gidiyorlardı ve bu şeklide dava sayısı yükseliyordu. İşte bu maddeyle, Yargıtaya başvurulacak suçlar yönünden kapsam genişletilmektedir. Dolayısıyla bu madde son derece doğru bir düzenlemedir ancak her ne kadar doğru bir düzenleme olmuş olsa da bazı yönleriyle eksik bir düzenlemedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÜNAL DEMİRTAŞ (Devamla) - Bir dakika daha verebilirseniz Sayın Başkanım, memnun olurum.

BAŞKAN - Toparlayın Sayın Milletvekili.

ÜNAL DEMİRTAŞ (Devamla) - Değerli milletvekilleri, bu maddenin kapsamında olan cezalar aslında demokratik ülkelerde çok da rastlamadığımız cezalardır; genelde Türkiye'de düşünce ve ifade özgürlüğünün, basın özgürlüğünün önünde engel olan cezalardır. Bu sebeple hemen hemen her gün ülke gündemini meşgul eden cezalardır. İşte bunlardan bir tanesi Cumhurbaşkanına hakaret davaları, sürekli ülke gündemindedir. Sayın Cumhurbaşkanı maalesef, dünyada vatandaşlarına karşı en fazla dava açan Cumhurbaşkanı konumundadır. Dört yılda on binlerce kişiye soruşturma açılmış, on binlerce kişiye bu suçtan dolayı cezalar verilmiştir. Oysa demokratik ülkelerde böyle bir suç tipi yoktur. Cumhurbaşkanına hakaret suçunun tamamen kaldırılması gerekir diye düşünüyorum.

Değerli milletvekilleri, Türkiye'ye tam anlamıyla yargının, adaletin gelmesini istiyorsak öncelikli olarak güçlendirilmiş parlamenter rejime geri dönmemiz gerekiyor, kuvvetler ayrılığını tesis etmemiz gerekiyor ve yargının tarafsızlığını ve bağımsızlığını sağlamalıyız diye düşünüyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 105 sıra sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin 29'uncu maddesinin (e) bendine 11'inci sıradan sonra gelmek üzere aşağıdaki alt bendin eklenmesini,

12. Suç işlemek amacıyla örgüt kurma (madde 220/6-7-8. fıkralar) devam eden (b) ve (c) bentlerinin bundan sonra teselsül ettirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

86

 

Ayşe Acar Başaran Züleyha Gülüm Kemal Peköz

Batman İstanbul Adana

 

Hüseyin Kaçmaz Mahmut Celadet Gaydalı Mehmet Ruştu Tiryaki

Şırnak Bitlis Batman

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ YILMAZ TUNÇ (Bartın) - Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Önerge hakkında konuşmak isteyen Batman Milletvekili Ayşe Acar Başaran. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

AYŞE ACAR BAŞARAN (Batman) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben de Genel Kurulu selamlıyorum.

Arkadaşlar, biz Komisyon sürecinde de bu tasarıyla ilgili konuştuğumuzda çokça eleştirilerimizi sunmuştuk, doğru, bir yargı reformu olarak lanse ediliyor ama maalesef yargı reformu olmayacak bir paket karşımızda duruyor. Bir süreliğine diyeyim, yargıdaki bu tıkanıklığı bir nebze açacağı düşünülse de en nihayetinde, totalde Türkiye'deki yargı meselesini çözmeyecek bir paket çünkü Türkiye'de yargının bu probleminin çözülmesi ilk önce yargının tam bağımsızlığının sağlanması, erkler ayrılığının yüzde 100, çok katı bir biçimde uygulanmasıyla olur. Ama maalesef bizim ülkemizde siyasallaşmış bir yargı, Siyasetin bakış açısı, yaklaşımı, hatta günlük siyasetine göre tavır alan, yaklaşım belirleyen, karar veren bir yargı mekanizmasıyla karşı karşıyayız.

Şimdi, bu kanun teklifinin 29'uncu maddesi üzerine konuşacağım. Bu maddede istinaf mahkemesinin… Beş yıl üzerindeki suçlar açısından Yargıtay yolunun kapatılması meselesinde burada bir genişletilme var. Olumlu mu? Olumlu, doğru. Biz çokça eleştiriyi sunuyorduk zaten, istinaf mahkemeleri noter gibi çalışıyor, bir yargılama mekanizması değil. Bunların örneklerini de sunmuştuk. Bunların en önemli örneklerinden birini biz burada sunduğumuzda arkadaşlar sıralarından bayağı yine öfkelenmiş, hiddetlenmiş "Bunları söyleyemezsiniz." demişlerdi ama bunların en önemli örneklerinden biri, önceki dönem Eş Genel Başkanımız Selahattin Demirtaş ve Sırrı Süreyya Önder'le ilgili verilen karardı. Biliyorsunuz, o dönem, Selahattin Demirtaş'la ilgili, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi karar vermişti, derhâl tahliyesine karar verilmesi gerekiyordu ve Cumhurbaşkanı yaptığı bir konuşmada "Biz tedbirimizi alırız." dedi ve istinaf mahkemesi aynı günler içerisinde dosyayı onadı ve Sayın Selahattin Demirtaş ve Sırrı Süreyya Önder'i hükümlü durumuna getirdi yani tahliyesinin önünü kesti Selahattin Demirtaş'ın. Daha sonra Sırrı Süreyya Önder bu dosyayla ilgili olarak Anayasa Mahkemesine dosyayı götürdü, ihlal kararı verildi, tahliye edildi ama sekiz ay tutuklu kaldı. Şimdi, sekiz aylık bir hak kaybını nasıl gidebiliriz? Gideremeyiz. İşte, bu açıdan doğru yani istinaf mahkemesi bir noter olarak çalışıyordu, bunun önüne geçilmesi ve en azından bir Yargıtay yolunun açılması açısından önemli. Ama Yargıtay bundan çok farklı mı? Bilmiyoruz.

Şimdi, önümüzdeki süreçte uygulamada göreceğiz çünkü Yargıtay da benzer kararlar veriyor. Bunun da örneğini vereyim değerli arkadaşlar. Şimdi, KCK ana davayı hepimiz biliyoruz. KCK ana dava, tıpkı Balyoz gibi, tıpkı Ergenekon gibi dönemin cemaat yapılanmasının, işte polislerinin, savcılarının hazırladığı fezlekeler, iddianamelerle açılmış bir davaydı. Hatta bu davayı gören mahkemenin başkanı, bakın, başkanı, cemaat üyesi olduğu için, iki defa ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası aldı. Buna rağmen, bu dosya bir kurgu olmasına, bir kumpas, siyasi bir kumpas olmasına rağmen, partimize, Siyasi yaklaşımımıza bir saldırı olmasına rağmen Yargıtay geçenlerde bu dosyayı onadı, çoğunluğunu onadı en azından yani burada aslında cemaatçilerin yaptığı bir kumpas tartışılmadı ama hatırlarsınız 15 Temmuzdan hemen sonra Cumhurbaşkanlığı sitesinde KCK ana dava cemaat kumpası yani FETÖ kumpası olarak gösterilmişti, biz geçenlerde burada dillendirdiğimizde hemen siteden kaldırıldı. Yani eğer Yargıtay gerçekten tarafsız, bağımsız bir mekanizma olarak çalışacaksa doğru, çok iyi bir düzenleme ama maalesef ki, dediğim gibi yargı şu anda iktidarın elindeki sopa, muhalefeti susturan, muhalefeti terbiye etmeye çalışan, siyasi iktidarın da siyasi yelpazesini genişletme aracı olarak kullanılıyor. Yine bir örnek daha vereceğim. Bugün Diyarbakır Büyükşehir Eş Başkanı Gülten Kışanak ve DBP Eş Başkanımız Sebahat Tuncel'in duruşmaları var. Kendileri 2016 kasım tarihinden beri tutuklular, tamamen aslında görüş ve düşüncelerini ifade ettikleri için, siyaset yaptıkları için, iktidara muhalefet ettikleri için 2016 yılından beri yani üç yıldır tutuklular. İşte iktidarın aslında pratikleri ortada. Dediğim gibi bu paketten reform çıkmaz. "Bir süreliğine bu meseleyi kapatabilirsiniz ama reform çıkmaz." dedik.

Şimdi bu madde açısından bir de şöyle bir kaygımızın olduğunu ve Komisyondan özellikle bu konuyla ilgili bir açıklama yapılmasını istiyoruz. Şimdi burada bazı maddelerle ilgili olarak Yargıtay yolu açılmış ama özellikle ifade özgürlüğü açısından…

 

87

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

 

AYŞE ACAR BAŞARAN (Devamla) - Bir dakika daha alabilir miyim toparlamak açısından?

BAŞKAN - Toparlayın sayın milletvekili.

AYŞE ACAR BAŞARAN (Devamla) - Şimdi burada özellikle bazı suçlar açısından beş yılın altında ceza alsa bile ifade özgürlüğüne değdiğinden, ifade özgürlüğünü ihlal edebileceği düşünüldüğünden Yargıtay yolu açılmış. Bu maddeler tek tak sayılmış, bizce eksik yani özellikle TCK 220, 6 ve 7. Yani kendisi ucube bir madde. Biz zaten bu maddenin direkt kanundan çıkartılmasını…

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) - Var orada.

AYŞE ACAR BAŞARAN (Devamla) - İşte bunun biz Komisyondan bir açıklamayla söylenmesini istiyoruz. Biliyorum biz Komisyonda da çok tartıştık ama hâlâ toplumun genelinde bu açıdan bir kaygı olduğunu tekrar ifade edelim. 314'e atfen bunun olacağı söyleniyor ama en azından Komisyondan bu yönde bir açıklama olursa, önümüzdeki süreçte yargılamaya da, yargı mekanizmasına da en azından bir ışık tutabileceğini düşünüyoruz, buradan bu teyidin de verilmesi gerektiğini düşünüyoruz.

Dediğim gibi arkadaşlar, önümüzdeki paketlerde umarım reform niteliğini taşıyacak düzenlemelerle burada konuşuruz.

Teşekkür ederim. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Şimdi önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

29'uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ YILMAZ TUNÇ (Bartın) - Sayın Başkanım…

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ABDULLAH GÜLER (İstanbul) - Sayın Başkanım, 29'uncu maddeyle ilgili Komisyon bir açıklama yapacak.

BAŞKAN - Buyurun.

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ YILMAZ TUNÇ (Bartın) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Değerli milletvekilleri, Sayın Başaran'ın dile getirdiği, Türk Ceza Kanunu 220'nci maddenin altıncı, yedinci fıkraları bakımından hasıl olan tereddütle ilgili bir açıklama zarureti doğdu. Temyiz edilebilecek kararların kapsamını genişleten maddeyi şu anda görüşüyoruz. Türk Ceza Kanunu'nun 314'üncü maddesinde silahlı örgüt düzenlenmiştir. Burada düzenlenen örgüt silahlı terör örgütüdür. 314'üncü maddenin birinci ve ikinci fıkrası bakımından zaten ceza süreleri açısından temyizi kabildir, orada bir tereddüt yok. 314'üncü maddenin görüşmekte olduğumuz teklifin çerçeve 29'uncu maddesinin kapsamına alınmasının sebebi, 314'üncü maddenin üçüncü fıkrasındaki yollama sebebiyle, 220'nci maddenin özellikle altıncı ve yedinci fıkralarının da kapsama alınması ve bu fıkralara dayanarak verilen cezaların temyiz edilebilmesine imkân sağlama açısından bu düzenleme yapılıyor. 220'nci maddenin altıncı fıkrasında örgüt üyesi olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen kişinin ayrıca örgüt üyesi olma suçundan da cezalandırılacağı, 220'nci maddenin yedinci fıkrasında ise, örgütün hiyerarşik yapısına dâhil olmamakla birlikte, örgüte bilerek ve isteyerek yardım eden kişinin örgüt üyesi olarak cezalandırılabileceği hükme bağlanmıştır. Teklifin amacı, 314'üncü maddeyle ilgili atıf sebebiyle, 220 altıncı ve yedinci fıkralar 314'üncü madde kapsamındaki "silahlı terör örgütü" bakımından temyizi kabil olacaklardır. Bu bakış açısı teklifin, paketin genel ruhuna da uygun bir düzenlemedir.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - 30'uncu madde üzerinde iki önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

Okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 105 sıra sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin 30'uncu maddesiyle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 308/A maddesinin 282'nci maddesinin birinci fıkrasına eklenen dokuzuncu cümledeki "usul" ibaresinin "yöntem" olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Zeynel Emre Süleyman Bülbül Turan Aydoğan

İstanbul Aydın İstanbul

Alpay Antmen Rafet Zeybek

Mersin Antalya

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ YILMAZ TUNÇ (Bartın) - Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Önerge hakkında konuşmak isteyen? Yok.

Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

 

88

Değişiklikle kanun yapma tekniğine uygunluk amaçlanmaktadır.

 

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler...Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Ceza Muhakemesi Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin 30'uncu maddesinin birinci fıkrasında yer alan "eklenmiştir" ibaresinin "ilave edilmiştir" olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Ayhan Erel Ümit Beyaz Fahrettin Yokuş

Aksaray İstanbul Konya

Zeki Hakan Sıdalı Yasin Öztürk

Mersin Denizli

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ YILMAZ TUNÇ (Bartın) - Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Önerge hakkında konuşmak isteyen, Mersin Milletvekili Zeki Hakan Sıdalı. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

ZEKİ HAKAN SIDALI (Mersin) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce Meclisimizi saygıyla selamlıyorum.

Lafı uzatmadan, baştan söylemek lazım: Topluma reform olarak sunulan tüm bu kanun değişiklikleri reform değil, basit bir revizyon. Bakın, reform, zihniyette olur. Biz bu paketle hangi zihniyette bir değişiklik yapıyoruz? Bu pakette hukukun üstünlüğünü artıran ne var? Temel hak ve özgürlüklerimiz mi artacak? Kuvvetler ayrılığını mı kuvvetlendireceğiz yoksa insan haklarına bakışı mı iyileştireceğiz yoksa denge ve denetimi samimiyetle gerçekleştirecek adımlar mı atacağız? Günümüz Türkiyesine baktığımızda ne kuvvetler ayrılığı ne de temel hak ve özgürlükleri tam olarak uygulanmıyor. Ülkemizde gerçekleştirdiğimiz başkanlık sistemi sonucunda bu ilke askıda. Kuvvetler ayrılığındaki yasama görevinin yerini Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin aldığı artık aşikâr ama ne, nasıl olacak; hiç belli değil. Herkesin kafası karışık. Erken seçim endişesiyle alelacele başladınız, bedelini hepimiz ödüyoruz. Son on üç ayda toplamda 46 adet Cumhurbaşkanlığı kararnamesi yayımlanmış. Hukuksal alan oluşturulurken Mecliste tartışılması gereken yasal normlar tek bir elden ve kimlerce tartışıldığı, neye göre karar verildiği bilinmeyen bir süreçle uygulamaya geçildi. Yayımlanan 46 kararnamenin 22'si normal kararname, 24'ü ise daha önce tartışılmadan çıkan, oldubittiye getirilen kararnamelerin eksik ve yanlışlarını düzeltmek üzerine tekrar yayımlanmış olanlar. İlk düğmeyi yanlış ilikledikçe düzeltmek ve hatalarının bedelini ödemek halka kalıyor.

"Hâkimiyet kayıtsız şartsız milletindir." sözünü şiar edinmiş aziz Meclisimiz, halka göre yapılacak kanunların tek adresidir. Parlamenter sistem uygulanırken halk hep buradaydı ama sadece hızlı olsun diye, tek amaçlı ama detaylı düşünmeden yayımlanan kararnameler halkın yasama iradesini gün geçtikçe yok ediyor ve toplumun hukuka güveninin Cumhurbaşkanı Yardımcısı Sayın Oktay'ın da dediği gibi, yüzde 38'lere kadar düşmesine sebep oluyor. Adalet Bakanı yaptığı bir açıklamada yargıya güvenin artması gerektiğini ifade etti. Sayın Oktay da Sayın Gül de haklılar. Şimdi soruyorum: Bu tasarı geçince yargıya olan güven artacak mı; Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde, dünyada itibarımız, inanılırlığımız artacak mı? Yargıya güven kuvvetler ayrılığına uyarak, yargı üzerindeki vesayeti kaldırabilirsek artar. Yürütme acilen yargı üzerinden elini çekmeli, yasama olarak da biz işimizi bir kere de tam yapmalı ve komisyonlarda uzlaşmayla halkımızın taleplerini karşılayacak kanunları çıkarmalıyız ve kenara çekilmeliyiz.

Sayın milletvekilleri, yargılama süreleri inanılmaz uzun. Bu yüzden yargılamada hedef süre ilkesi ortaya hep beraber koyuldu ancak mevcut durum gösteriyor ki yargılama süreleri kısalmadı, aksine uzadı. Yargılama sürelerini kısaltabilmek için suç işleme oranını da azaltmalısınız. Bu da ancak vatandaşın eğitim ve refah seviyesinin yükseltilmesiyle sağlanır. Eğitim ve refah karnemizse maalesef çok zayıf. Uzun yargılama süreleri Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisinde de bizim en çok sorun yaşadığımız konuların başında geliyor. Ben de yüce Meclisimizi bu konseyde temsil eden bir parlamenter olarak bu hususu açıklamakta zorluk çekiyorum. Biz, sorunu kökten çözmek yerine ağacı budamayı tercih ediyoruz. Avrupa'da ortalama yargılama süreleri yüz günken Adalet Bakanlığının açıkladığına göre ceza mahkemelerinde ortalama yargılama süresi iki yüz otuz bir gün, hukuk mahkemelerinde ise iki yüz on sekiz gün. Bu verilere itiraz edebilirsiniz, aslında haklısınız da çünkü verileri en son 2015'te açıklamışlar. Ben de dört yıldır neden açıklanmadığını merak ediyorum. Bu -tırnak içinde- yargı reformuyla ortalama yargı sürelerimiz Avrupa standardı olan yüz güne ulaşacak mı? Eğer ulaşmayacaksa biz burada ne yapıyoruz? Hep söylüyoruz, her geçen gün de haklı çıkıyoruz. Tekrar etmek istiyorum: Yeni sistem olmadı. Parlamenter sistem bu kaostan çıkışın tek yoludur.

 

89

Yüce Meclisimizi saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

 

BAŞKAN - Şimdi önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

30'uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

31'inci madde üzerinde üç önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 105 sıra sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin 31'inci maddesinin madde metninden çıkartılmasını arz ve teklif ederiz.

Kemal Peköz Ayşe Acar Başaran Oya Ersoy

Adana Batman İstanbul

 

Hüseyin Kaçmaz Züleyha Gülüm

Şırnak İstanbul

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ YILMAZ TUNÇ (Bartın) - Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Önerge hakkında konuşmak isteyen İstanbul Milletvekili Züleyha Gülüm.

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

ZÜLEYHA GÜLÜM (İstanbul) - Evet, çok şey söylendi yargı paketi üzerine. Aslında bu kadar çok söylenecek bir şey de yok yargı paketinde; belki bu boşluğu bu kadar tartışma yaratıyor.

Aslında yargı paketini konuşmadan önce, herhâlde bu ülkede var olan Anayasa'ya, yasaya ya da uluslararası sözleşmelere uyan bir iktidar var mı; bunu sormak lazım. En mükemmel yargı reformunu da yapsanız, en mükemmel yasaları da getirseniz buna uyacak bir iktidar yoksa hiçbir karşılığı yok; şu an olduğu gibi. Yani o yüzden bizim aslında yasayı masayı tartışmadan önce, her şeyin sadece tek adam rejimine bağlı olduğu bir ülkede önce bunu değiştirmemiz gerekiyor; yoksa hangi yasayı yaparsanız yapın "Ben uymuyorum, ben o kuralı takmıyorum, uluslararası sözleşmeleri de takmıyorum, Anayasa Mahkemesinin kararını da AHİM'in kararını da takmıyorum." diyen bir iktidar varken yasa tartışmanın aslında bir gerçekliği yok ama yine de bir bakalım dersek; beklenen neydi? Yargı paketiyle alakası yok; tam tersine, içeriği dolu olmadığı gibi bir de kazanımlarımıza saldırı dalgası olarak geliyor. Müjdeyi verdi iktidar, ikinci paket de geliyormuş. Ne geliyor? Kadın kazanımlarına saldırı paketi geliyor. Ne yapacaklarmış? Nafaka hakkımızı kaldıracaklarmış.

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) - Kim dedi onu?

ZÜLEYHA GÜLÜM (Devamla) - Ne yapacaklarmış? Çocukları tecavüzcülerle evlendireceklermiş.

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) - Olur mu öyle şey?

ZÜLEYHA GÜLÜM (Devamla) - "Af" adı altında, "Aileyi korumak" adı altında…

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) - Niyet okuyorsun, niyet.

ZÜLEYHA GÜLÜM (Devamla) - Dinle, dinle!

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) - Niyet okuyorsun, niyet.

ZÜLEYHA GÜLÜM (Devamla) - Ben dinliyorum, sen de dinle.

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) - Sen niyet okuyorsun. Bizim adımıza yalan söyleme.

ZÜLEYHA GÜLÜM (Devamla) - Yalan söylemiyorum. Ben dinliyorum, sen de dinle!

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) - Doğru söyle.

ZÜLEYHA GÜLÜM (Devamla) - Ben seninle muhatap olmuyorum. Lütfen, müdahale eder misiniz?

AYŞE ACAR BAŞARAN (Batman) - Basına yansıyan kısmıyla söylüyor ama.

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri….

ZÜLEYHA GÜLÜM (Devamla) - Ben konuşmamı yapıyorum.

AYŞE ACAR BAŞARAN (Batman) - Basına bu bilgiler yansıyor.

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, hatibi dinleyelim.

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) - Doğru söylemiyor.

BAŞKAN - Ali Bey, çıkar konuşursunuz kardeşim.

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) - Başkanım, yani…

AYŞE ACAR BAŞARAN (Batman) - Basına yansıyor basına; onu söylüyor Genel Kurulda şimdi.